2008 krizi derin bir devrimci dalga getirecek mi? – Ali Oğuz

596

Bütün kapitalist ülkelerde ve Türkiye’de ekonomik krizin bütün yükü geniş halk yığınlarının sırtına yıkılmaktadır. ABD-AB ülkelerinde işsizlik, yabancı düşmanlığı artarken, en refah olan ülkelerde bile iş güvencesi yok edilmektedir

Kapitalist sistemin kendisi bir krizler silsilesidir. Bu krizler zaman zaman derinleşmekte ve paylaşım savaşlarına kadar gitmektedir. I. ve II. paylaşım savaşlarının arkasında yatan gerçekse emperyalistlerin kendi aralarındaki çıkar çelişkilerinden kaynaklanmaktadır. Her kriz dönemi arkasından devrimci bir dalga gelmemekle birlikte her krizin sonucu bir savaşla da sonuçlanmamaktadır. Artık olası bir III. dünya savaşının, I. ve II. paylaşım savaşları gibi olmayacağı ortada. “Bölgesel” ve “sınırlı bölgesel” savaşlar hüküm sürmektedir; Ortadoğu’da ve dünyanın başka bölgelerinde olduğu gibi.

2008 finans krizi kapitalist sistemin en ciddi krizlerinden biri oldu ve bu kriz henüz aşılmış da değil. Bu krizin diğer derin krizlerden farkı ise bütünüyle krizin yükünün emekçi halk yığınlarının sırtına yıkılmak istenmesidir.
2008 kriziyle birlikte Amerikan Merkez Bankası (FED) karşılığı olmayan yüz milyarlarca Amerikan doları bastı ve basılan bu paranın karşılığı altın veya “nominal” değer olarak yoktu. FED, Amerikalı dört büyük şirket tarafından kontrol ediliyor. Basılan bu dolarlar “gelişmekte olan” ülkelere kısmen düşük faizle borç verildi ve bu ülkeler de sıcak para akışıyla göreceli bir rahatlama yaşadı. Türkiye, bu düşük borçlanmadan 300 milyar dolar aldı ve bu paralar emekçi yığınların hayatında bir düzelmeden, iyileşmeden daha ziyade “mega” projelerle ve konut sektörüne ve ranta yatırıldı. Bankalar halk yığınlarını yaygın biçimde borçlandırdı ve bu kredilerin sürdürülemez olduğu ortada.
2008 kriziyle birlikte dünya ekonomisinde yapısal değişiklikler de oldu. Artık hesaba katılması gereken yeni aktörler vardı piyasada; Çin, Rusya, Hindistan gibi… ABD ve AB ekonomilerinde çok ciddi durağanlığın “stagnation” (durgunluk) yaşandığı dönemde Çin ekonomisi iki haneli rakamlarda büyüdü ve bu büyüme dünya ekonomisinin de lokomotifi oldu.
Dünya ekonomi sistemiyle entegre olmaya çalışan Çin ekonomisi tıpkı diğer ekonomilerde olan sorunlarla yüzleşmek zorunda kaldı. Çevre ve insan faktörü göz ardı edildi. Bu büyümeyle birlikte Çin’in hammadde ve teknik ihtiyaçlarını tedarik eden Avusturalya ve Almanya ekonomisi de ciddi biçimde fayda sağladı. Bu gidiş Çin ekonomi yönetimini de rahatsız etti ki; iç tüketimi özendirecek ve iç tüketimden gelen bir büyümeyi yeğleyecek tedbirler aldılar.
Bütün kapitalist ülkelerde ve Türkiye’de ekonomik krizin bütün yükü geniş halk yığınlarının sırtına yıkılmaktadır. ABD-AB ülkelerinde işsizlik, yabancı düşmanlığı artarken, en refah olan ülkelerde bile iş güvencesi yok edilmektedir. Artık işsiz milyonlar ordusu var kapitalist ülkelerde.
Türkiye’de ise taşeronlaştırma, iş güvencesinin ortadan kalkması rant ve borçlanma üzerinden yürüyen bir savaş ekonomisi hüküm sürmektedir. Yönetenler HES’lerle ve yaşam alanlarını yok edecek projelerle, rant ve savaş ekonomisi sürdürmektedir.
Yoksul ve dar gelirli halk yığınları her gün daha da yoksullaşırken; ülke kaynaklarından “aslan payı” alan zenginler daha da zenginleşmekte, gelir dağılımındaki uçurum giderek derinleşmektedir.

Facebook

CEVAP VER

Please enter your comment!
Adınızı buraya yazınız