Kürdistan’a sefer olur zafer olmaz – Hasan Yıldız

803

Kürdistan sokaklarında mehter marşlarıyla zafer kutlaması, özel birliklerinin duvarlara yazılamalar yaparak Kürtlere hakaretler etmesi çürümenin ve bitmişliğin en bariz göstergesidir. Sadece zorbalıkla orada bulunmaları, Filistin’de İsrail askerleri gibi sömürgeci ordu konumunda bulunduklarının ispatıdır.

Erebe Şemo’nun Dımdım Kalesi romanında, güçlü savaşçı özellikleri bulunan Xano, soylu bir aile geçmişi olmamasına rağmen savaşçılığı, cömertliği, mertliği, halkını sevmesi gibi özellikleriyle Kürt halkının güvenini ve sevgisini kazanmıştır. Takriben 1600’lerde Dımdım Kalesi’ni merkez alarak, bölgesindeki Kürtleri çevresinde toplamaya başlar. Kalenin surlarının güçlendirir, silah yapım atölyeleri kurar ve Kürt gençlerine savaş eğitimi verir. Toplulukla ilgili kararlar ileri gelenlerin toplanıp ortak karar vermesiyle alınır. Dönemine göre komünal denebilecek bir yaşam örgütlenir ve halkın refahı arttırılır. İran ve Osmanlı devletleriyle başı derde giren Kürt aşiretlerinin yardımına koşar. İran ve Osmanlı ordularına karşı birçok kez zafer kazanır. Özellikle zafer tutkusuyla istilaya gelen İran ordularını bozup geri gönderir. Yenilgileri hazmedemeyen İran Şahı, devasa büyüklükte bir ordu hazırlar ve Dımdım Kalesi’nin üzerine yürür. Bu defa Dımdım Kalesini düşürmekte kararlıdır.
Xano ve askerleri vur kaç taktiğiyle İran ordusunu yıpratır, pusular kurup kimi kollarını imha eder ama sürekli tahkim edilen insan seli adım adım Dımdım’a akmayı sürdürür. Xano ve adamları geri çekilir ve Dımdım Kalesi’nin surları arkasında savunmaya geçerler. İran ordusunun kaleyi almaya yönelik her hamlesini geri püskürtürler. Savaşarak Xano’yu alt edemeyeceğini anlayan İran ordusunun komutanı, kaleyi çembere alır ve kuşatmayı zamana yayarak aç bırakıp teslim almak ister fakat bu da işe yaramaz. Xano’ya hasetlik besleyen kale içinden bir kürdün ihaneti savaşın seyrini değiştirir. Kaleye giden gizli su kanalını İran ordusuna gösterir ve İran ordusu kalenin suyunu keser. Günlerce aç ve susuz kalan halkta ölümler başlar. Düşmana teslim olmaktansa ölümü yeğleyen Xano ve halkı kaleyle birlikte kendilerini havaya uçururlar. Bu görkemli direniş kalesi yerle bir olur ancak Kürtlerin gönlünde en güçlü direniş kalelerinden biri olarak varlığını sürdürür.
Anlatılanlar günümüzden yaklaşık 400 yıl öncesine dayanır. Erebe Şemo’nun o güzel edebi anlatımıyla okuyucuda olaya tanıklık hissi uyandırır. 400 yıl sonra ise tarih Cizre’de, Sur’da Nusaybin’de, İdil’de, Yüksekova’da benzer şeylere tanıklık eder. Yakılan yıkılan kentler sonuna kadar inatla ve cesaretle direnen savaşçılar, ölüm bodrumlarında öldürülen Kürt halkı…
Dımdım Kalesi’nde İran, bir avuç kürde karşı devasa büyüklükte bir ordu ile saldırıyordu. Bugün, Cizre’de, Sur’da ve diğer Kürt şehirlerinde ise T.C, en seçme birlikleri JÖH’ü, PÖH’ü, SAT’ı vs ile en modern donanım, teçhizat ve tanklarla saldırıyor. En aşağılık psikolojik savaş taktiklerini uyguluyor. Tüm devlet gücünü seferber etmesine rağmen ellerinde tüfek ve el yapımı patlayıcılar bulunan Kürt savaşçılarını savunmasını aylarca bitiremiyor. Her mahalle Dımdım’a dönüşüyor ve aylarca girilemiyor. Son ana kadar dövüşüyorlar ve teslim olmaktansa ölümü seçiyorlar. Bu görkemli direnişle adeta Dımdım’daki Xano ve Xano’nu savaşçılarına bir selam gönderiyor. Dımdım ruhunun ölmediğini gösteriyorlar.
TC Cizre’de, Sur’da, İdil’de vs. Kürt kentlerini yakmış yıkmış ve savaşçıları öldürmüş olabilir, ancak Kürtlerdeki bu feda ruhu ve savaşçı cesareti olduğu sürece T.C’nın nihai zaferi kazanamayacağı açıktır. Kaldı ki ordusuyla bu kadar övünen T.C devletinin, en seçme birlikleri, mahalle savunmasına karşı çaresiz kalmış ve büyük kayıplar vermiştir. İran ordusu Dımdım’da Kürtler karşısında nasıl çaresiz kaldıysa ve güçsüzlüğü ortaya çıktıysa T.C devletinin günümüzde Kürt savaşçılarına karşı durumu aynen böyledir.
Kürdistan sokaklarında mehter marşlarıyla zafer kutlaması, özel birliklerinin duvarlara yazılamalar yaparak Kürtlere hakaretler etmesi çürümenin ve bitmişliğin en bariz göstergesidir. Sadece zorbalıkla orada bulunmaları, Filistin’de İsrail askerleri gibi sömürgeci ordu konumunda bulunduklarının ispatıdır.
T.C ordusu nispeten şehirlerde denetim sağlayabilir ama dağları zapt etmesi mümkün değildir. Kürdistan’da zaferin iki mahalleye tank sokmakla kazanılmayacağını tarih bize gösterecektir. Yüzyılların sömürgeci zihniyetiyle Kürtlere tepeden bakan T.C ve AKP hükümeti, Kürtlere ders vermek ve diz çöktürmek gayretiyle böylesi bir acımasız saldırıyı başlattıkların açıkça dillendirmektedir. Bu savaşın sonunda kaybedenin kim olacağı belli değildir. Şu anda dahi kaybedenin T.C olacağı açıkça görülebilir lafta zafer naraları atanların gerçekte dizleri titremektedir. Kürtler engin tarih deneyiminden çıkardıkları şu sözü boşuna söylememişlerdir: “Kürdistan’a sefer olur, zafer olmaz.”
*Edirne F Tipi Kapalı Cezaevi

Facebook

CEVAP VER

Please enter your comment!
Adınızı buraya yazınız