Ergenekon Saray’da – XWE Metin Ayçiçek

453

İdris Balüken Davutoğlu’nun, Cizre’de bodrumdakilerin sağ çıkartılacağına söz verdiğini, ama Gladyo-Ergenekon ve Saray’ın düğmeye bastığını ve katliamların gerçekleştirildiğini” açıkladı. Türkiye’de AKP iktidarıyla gelinen noktanın özeti bu.
Tayyip diktatörlüğünün Anadolu-Mezopotamya halklarına yönelik dört koldan saldırısı hız kesmeden devam ediyor. Kârı artırma yönünde işçi katliamlarından yasal yağmacılığa her türden talan yöntemine devlet desteği sunan AKP, egemen sınıfların açık desteğiyle bu istila hareketini sürdürmektedir. Ülkede başlatılmış olan iç savaş, onlarca yıl durulmayacak bir kaosun girdabına hızla sürükleniyor. “Doğuda” silahlar Kürtlere kan kusarken, “batıda” her hangi bir emek ya da halk muhalefetini engellemek için şiddet araçları hazır bekliyor.
Devlet, kırk yıldır sürdürülen ve her defasında başarısızlığı kanıtlanmış olan savaş denemelerini eskisinden farklı araçlar da üreterek derinleştirdi. Devletin yönetim yapısı fiilen değişti. AKP karşısında HDP’den başka bir meclis muhalefeti de yok. Örneğin, HDP dokunulmazlıklarının kaldırılması amaçlı yasa önerisi CHP tarafından da “önerinin anayasaya aykırı olduğunu bilmesine rağmen” kabul görmekte. Yani bugün bu ülkede bir anayasadan ya da bir ana muhalefetten söz etmek mümkün değil. İkincisi, “cumhurbaşkanı” idareye, yargıya hatta meclis çoğunluğu olan partiye direktifler verebiliyor. Lidere bağlı bir diktatörlük sistemi fiilen kuruldu. Temel hukuk sisteminin kaldırılmış olması, gelecekte yaşanacak kaosun nasıl bir felâketin habercisi olduğunun habercisidir. Giderek daha da gelişecek olan savaşın hedef belirsizliği içinde toplumun bütününü saracağı açıktır. Özeti şu: Ülkenin her karışı nereden ve ne zaman geleceği belli olmayan kanlı eylemlerin alanı olacaktır.
“Felâket senaryosu” mu? Hayır. Yazdıklarımın içimi acıttığını, yüreğimi sıkıştırdığını, ruhumu kararttığını söylemenin bu gerçeği değiştirebileceğini sanmıyorum. Yağma, talan, yolsuzluk, hırsızlık, tecavüz ve kanla tanımlanabilecek AKP terörizmi, MHP ve CHP’nin de koltuk değnekliğiyle yürüyerek, 14 yılda ülkeyi yaşanılamaz bir cehennem haline getirmeyi başardı.

***
Görülen odur ki, bu iç savaş Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde kalmayarak bölgeye de yayılacaktır. Faşist yönetimin özellikle Suriye’de gelişen Rojava Kürt oluşumuna karşı coğrafyanın demografik yapısını değiştirme çabaları da savaşın bir başka yönünü oluşturmaktadır.
AKP, önce Suriye ile Türkiye arasında ve Suriye sınırları içerisinde bir “tampon bölge” istemiyle yola çıktı. Söz konusu tampon bölge Rojava’dan başka bir yer değildi. Bu projeye, ABD ve Avrupa emperyalistlerinin onayını da alarak işgale uluslararası meşruiyet kazandırmak istemekteydi. Ama hırs öylesine açıktı ki hile hemen fark edildi. Uluslararası güçler, Türkiye’nin bölgesel bir gerginlik ve tehdit unsuru olmaya başladığı ve bu durumun kendilerinin bölgesel çıkarlarını da zorlaştırdığı nedeniyle Türkiye’nin bu hilesini reddettiler.
Bölgesel hegemonya hırsından vazgeçmeyen Türk sömürgeciliği B-Planına başvurdu: IŞİD şiddetinin yanı sıra uzun vadeli bir adım olarak, geçmişte Saddam’ın uyguladığı Arap Kemeri projesini ödünç aldı ve Kuzey Kürdistan’ın demografik yapısını dönüştürmeye yöneldi. Bu, sadece Ortadoğu’nun bütününe müdahale olanağı veren yeni askeri strateji bakımından değil, iç siyasete etkisi itibariyle de büyük bir tehlikedir.
Geliştirilmek istenen proje, Kürtlerin seyreltildiği ya da Kürtlerden boşaltılan topraklara Arap ya da Türkmenlerin yerleştirilmesi ya da büyük mülteci kamplarına yeni statüler verilerek, bu bölgede özelde seçimler ve genelde kanlı saldırılar için AKP’ye güçlü bir kitlesel destek oluşturmaktır. Bölgedeki Kürt kentlerine yönelik kanlı operasyonların ve Alevi yoğunluklu kentlerin IŞİD ile kuşatılmasının amacı buna yöneliktir. HDP’li belediyelere el koyup AKP’li militanlardan “atananlar” ve valilerin birlikte gerçekleştirdiği operasyonlarda en büyük destek PÖH, JÖH gibi Saray’a ölümüne bağlı özel güvenlik birimleridir.
Kuzey Kürdistan’da da gelişen ve giderek yaygınlaşma eğilimi gösterin öz yönetim taleplerine karşı, Türk devletinin hem bu yönetimleri şiddet yoluyla ortadan kaldırmak hem de bu bölgede yaşayan Kürt halkını topraklarını terke zorlamak amacıyla sürdürdüğü kanlı katliam bu projenin asli hedefidir. Hatay, Antep, Maraş, Urfa, Mardin ve Şırnak’ta yerleştirilen yüzbinlerce Suriyeli bu amacın ön hazırlığıdır. Yıkılan mahallelerde kentsel dönüşüm yapılacağının ilanı ve hemen akabinden devletin mahalleleri zorla kamulaştırmaya başlaması bu faşist uygulamanın ilk adımlarıdır.
“Erdoğan’a ölümüne bağlı” çeteleşme, bu yerleşim alanlarında “Erdoğan’a ölümüne bağlı yerleşim bölgeleri” haline dönüştürülmek istenmektedir. IŞİD ise, adı ne olursa olsun, varlığını yine de Tayyip’e bağlayarak bir kontra güç olarak Kürt ve Alevi halkına karşı örgütlendirilecektir.

***
Açıkçası artık ne iktidar partisinin içinden bir girişimle ne de Meclis içinden bir muhalefet üreterek AKP faşizmini engelleyebilmek mümkün değildir. Sömürgeci devletin diyalog yoluyla çözüme bütünüyle kapalı olduğu; tahrip edilen güven duygusu nedeniyle ikinci bir “çözüm süreci” denemesinin mümkün olamayacağı gerçeği yaşanarak görüldü. Kürt halkının tek taraflı barışçıl çabalarıyla Türk devletiyle anlaşabilmesinin olanaklı olmadığı görülmüştür. Ve bu sorun var olduğu sürece, Türkiye’nin gerçek bir özgürlükçü demokrasiyi tanıyabilmesinin de olanaksızlığı doksan yıllık pratiğin en belirgin sonucudur. Çözüm, Kürt halkının sürdürdüğü olağanüstü direnişe Batı’nın da katılımını sağlamaktan geçmektedir. Bu gerçekleştirilmediği takdirde, zaman zaman temposunda iniş çıkışlar olsa bile, bu kez batıyı da kapsayarak bir savaşın belirsiz bir tarihe kadar sürmesi kaçınılmazdır.
Çocuklarımız böyle bir geleceği hak etmediler. Onların geleceği için sokağın sesini yükseltmeliyiz: “Faşizme geçit yok! “

Facebook

CEVAP VER

Please enter your comment!
Adınızı buraya yazınız