Faşizm Geliyor, Geldi, Gidiyor… – Eylül Şahan

997

 

 

 

Yıllarımız kendi içimizde faşizm nedir, TC faşist bir devlet midir, değil midir ve benzeri binlerce tartışmayla geçti, geçiyor. Derinlikli teorik yazılardan, ağza gelenin yazıldığı yazılara, anlaması güç kavramlardan, yeni üretilen kavramlara, açıklardan, kapalılara ‘teori’ler havalarda uçuştu. Tüm bunları incelerken uçuşan teorilerin; yapılan pratikle teoriyi uydurma girişimi, teorik açıdan kolaycı yaklaşım, popülist propaganda amaçlı, ciddi anlamda tahlilde bulunma gibi türlü türlü nedenlerle ortaya konulduğunu söyleyebiliriz. 15 Temmuz sonrası Erdoğan çobanlığı altında kurumsallaşmaya başlayan AKP-IŞİD faşizmi o kadar berrak ve net ki bugün bu tartışmalar büyük oranda geride bırakılmıştır. Erdoğan ve AKP’nin bize sunduğu en büyük ‘lütuf’ budur.

Yıllardır yapılan ve bugün yapılan bazı tahlilleri irdelemekte fayda var. Bunlar kabaca; faşizm geliyorcular, faşizm geldiciler, faşizm gidiyorcular ve pek üstünde durmayacak olsakta açıkçı-kapalıcılar.

Faşizm geliyorcular yıllardır AKP’nin faşist bir parti olduğunu, faşist diktatörlüğe doğru gittiğini yazdılar. Geliyorcuların önemli bir kısmı açıkçı-kapalıcı yorumları içerisinde barındırmakla beraber, basın açıklaması yapabildikleri, stand açabildikleri günler kapalı, kafalarına cop yedikleri gün açık oluyorlardı.

Faşizm geldiciler ciddi şekilde dünden bugüne teorik anlamda başarılı tahlil yapanları barındırmakla beraber propagandif bir dili ağırlıklı olarak benimsemiş; ortaya koydukları teoriden bir kaç yıl geriden gelen, teorisine yabancılaşmış, tahlillerine ve ortaya koydukları sorunlara anlamsız yanıtlar veren pratik sergilerler.

Faşizm gidiyorcular kabaca sınıflandırmamın en tehlikeli topluluğunu oluşturuyor ve bugün Türkiye’de maalesef önemli bir kesim olarak karşımızda duruyorlar. Faşizmin kalıcılığını gidiciliğini üzerine tartışmak kadar anlamsız bir şey yoktur. Tarihsel ve bilimsel olarak incelendiğinde faşizmin sürdürülebilir bir sistem olmadığı çok rahat görülebilinir. Gidiyorcuları tehlikeli kılan; yarattıkları kendiliğindencilik mantığıyla kitlelerin pasifize olmasına ve gelişen durumlar karşısında sessiz kalmalarına sebep olmaktır. Bu gidiyorcular AKP için yıllardır gitti gidiyor diye değerlendirmelerde bulunan, kitleleri seçimlerde umutlandıran, AKP’nin zor yolları dışında yıkılabilineceğini anlatarak kitleleri oyalayan; ezilen halklara ve işçi sınıfına kurtuluş yolunda en büyük zararı verenlerdir.

Faşizm geliyor, geldi, gidiyor. Bu tartışmaların nitel bir değişimle yeni tartışmalar açması Erdoğan’ın bize sunduğu faşizm konusunda mutabık olma ‘lütfu’nu iyi değerlendirmemiz gerekiyor. Tahlillerin pratiği meşrulaştıran, kolaycılığa kaçan, popülist propagandif yanlarını bir kenara bırakıp pratiği yaratan konuma taşınması gerekiyor. Kişi, parti, topluluk isminin hiçbir önemi yok herkes tarihten, yaşanılan acılardan, devrimcilerin gösterdiği direnişten dersler çıkarsın. Gösterdikleri eksiklik ve hatalardan utansın.

Bugün Türkiye’de faşizm var diyip, basın açıklaması, sloganlar, bildirilerle yetinenler bunun yeterli olacağını düşünenler Suruç’a, Ankara’ya, Sur’a, Cizre’ye, Nusaybin’e baksınlar baksınlar ki; insan içine çıkamayacak, aynanın karşısına geçemeyecek, geceleri rahat uyuyamayacak duruma gelsinler. Mücadelenin farklılaşması ve türlerinin seçimi konusunda küçümseme, hor görme gibi bir derdimin olmadığını özellikle belirtmeliyim. Faşizm olsun veya olmasın ortaya konan mücadele şekli ne olursa olsun anlamlı ve değerlidir. Hiçbir mücadelenin değersizleştirilmesi haddime değildir. Ancak gösterilen mücadelenin yeterliliği konusunda tavanından tabanına silahlanmaya başlayan AKP karşısında mücadele eden her kesimin kendisini gözden geçirmesinin aciliyeti üzerinde durmak zorundayız. Mücadelede pasifizme düşme; kitleyi, örgütleri, kadroları, pasifizme itme, geriye düşürme konusunda çok hassas olmalıyız.

Türkiye’de yaşanan nasıl bir bunalımdır ki insanlar bugün AKP-IŞİD faşizmi karşısında pasifist söylemlerle siyaset yürütme cesareti göstermektedirler. Bir taraftar grubunda dahi çıkan kavga da yaralanma veya ölüm olduğu zaman bir daha ki deplasman maçında hesabını sorarlar. Nasıl bir arsızlıktır, nasıl bir utanmazlıktır; parçalanmış, yakılmış cesetlerimizin hesabını, katillerin mahkemelerinin kapılarında elde bayraklarla slogan atarak sorduğunu zannetmek, bunun üstüne çıkan tek bir eylem gerçekleştirmeyerek bunu devrimcilik diye yutturmak! Yozlaşmış taraftar grubu kadar bağlılık ve onura sahip olmayan topluluklar nasıl utanmadan kendilerine örgüt diyebiliyorlar? Nasıl devrim vaadinde bulunabiliyor?

Faşizm gidiyorcular, faşizmin gitmesi konusunu hiç dert etmeyin. Faşizmin gidiciliği konusunda hemfikiriz bütün sorun faşizmin ne şartlarda gideceği ve gerisinde ne bırakacağıyla ilgilidir. Gidene kadar kaç insanımızı öldürecek? Kaç şehrimizi yerle bir edecek? Bunların hepsi atacağımız adımlar, göstereceğimiz pratikle değişkenlik gösterecek. Yapılan pasifist yorumların, pasifist politikaların karşılığının insan kanı olacağının herkes farkında olmalı. Atılacak en ufak adımın, gösterilecek en küçük bir farkındalığın binlerce insanın hayatını kurtarabileceğini unutmadan hareket etmeli görevlerimizin ciddiyetini iyi kavramalıyız. Enkazın üzerine dikilmiş bayrağı zafer bayrağı olarak göremeyiz.

Facebook

CEVAP VER

Please enter your comment!
Adınızı buraya yazınız