“Bir kimse köle doğdu diye suçlanamaz;
ama özgürlük uğruna savaşımdan
kaçmakla kalmayıp köleliğini haklı bulan
ve onu öven bir köle, haklı olarak,
öfke, tiksinti ve nefret duyguları
uyandıran bir aşağılık parazit,
bayağının bayağısı bir köledir”Lenin

Faşist partinin temel saldırgan özellikleri tartışma götürmeyecek bir şekilde açıktır. AKP-IŞİD faşizmi mevcut iktidarını korumak yolunda herşeyi göze almıştır. Faşist iktidar kendisini kabul etmeyen ve faşizme karşı mücadele eden kesimleri yok etmekte kararlıdır. İktidarını daha fazla güçlendirmeye çalışmak faşist partinin kendini koruma yöntemlerinin başında gelmektedir. Faşist partinin, resmi ve sivil faşist güçler vasıtasıyla, terörün ve baskının her türünü işçi sınıfına ve halklara karşı kullandığı ve kullanmakta olduğunu aklı başında olup da bilmeyen yoktur. Devlet kurumlarında ve sivil alanda faşist iktidarı güçlendirmek, sağlamlaştırmak ve muhtemel bir iç savaşta harekete geçirmek için özel ordusunu inşa ettiği de ortadadır. Başta CHP olmak üzere tüm burjuva partilerinin, AKP-IŞİD faşizmi karşısında aciz kaldığı kuşku götürmez bir gerçektir. AKP düzen içi tüm burjuva örgütlenmelerini kendi faşist siyasetinin kontrolü altına almış vaziyettedir. (Düşmanı, sadece günümüzde öne çıkan bir yönüyle değil, bütünlüklü analiz etmek açısından bu tespitler önemlidir).

CHP yönetimi, mevcut burjuva parlamentosunu resmi olarak feshedecek “Başkanlık Referandumu”na karşı olduğunu belirtmekle yetinen, bir tür durumdan şikayetçi pozisyonundadır. Bu pozisyonunun yanı sıra CHP yönetimi faşist AKP’ye, referandumla gerçekleştirmeye çalıştığı anayasa değişikliğini geri çekmesi için çeşitli teklifler yapmıştır. CHP’nin AKP siyasetiyle temelden bir farkı yoktur. Siyasal programları bakımından her ikisi de burjuva partileridir. CHP’nin itirazı AKP’nin yöntemlerine karşıdır. AKP’nin iktidar yöntem ve hedeflerinde CHP’ye yer yoktur. CHP’nin AKP karşıtlığı kaybettiği eski devlet statükosundaki iktidar gücünü geri kazanmasıyla sınırlıdır. Belirttiğimiz siyasal niteliği, CHP’yi AKP karşısında ricacı bir konumda durmaya tutsak etmiştir.

“Ama ben yine söylüyorum; Sayın Cumhurbaşkanı, Sayın Meclis Başkanı, Sayın Başbakan; sizden rica ediyorum, lütfen bu anayasa değişikliği teklifini geri çekiniz. Türkiye’ye en büyük hizmeti yapmış olursunuz.” (TBMM Grup Toplantısı, Kemal Kılıçdaroğlu, 3 Ocak 2017)

CHP Genel Başkanının bu siyasal yaklaşımı faşist partiyi aklamak ve meşrulaştırmaktan başka birşey değildir. Bununla birlikte CHP yönetiminin sürdürdüğü sahte muhalefet tarzı anti-faşist kitlelerin halk düşmanları karşısında pasifleşmelerine hizmet etmektedir.

Kalın hatlarıyla belirlemeye çalıştığımız siyasal felaket durumundan (faşist iktidardan) , işçi sınıfının ve halkların tek kurtuluş çaresi kendi özgücüne güvenerek faşizme karşı devrimci savaş vermeleridir. Türkiye’deki anti-faşist çoğunluğun faşist partiye yönelik tepkilerinin yoğunluğu ve kabul etmeme hali, karşı devrimle devrim arasındaki savaşın potansiyel galibinin kim olacağını göstermektedir. Yapılması gerekenler yapıldığı şartlarda, devrimci işçi sınıfının ve halkların zaferi kazanacağı kesindir. Konumuzla ilgili bir sıraya koyarsak, ilk yapılması gereken tüm anti-faşist kesimlerin ve kişilerin geri çekilme ve savunmaya kitlenme psikolojisinden ve hareket tarzından kurtulmalarıdır. Zalimlerden daha cüretli olmayanın, zalimlerle savaşmayı göze almayanın zaferi kazanma şansı hiç yoktur. Savaşın genel kanunlarına göre, zafer kazanmak amacıyla savaş meydanına çıkanın kaybetmeyi de göze alması gerekir, fakat faşizme karşı devrimci savaşta işçi sınıfının, halkların ve insanlığın kaybetme ihtimali yoktur. Herhangi bir konjonktürde bir ya da birkaç mevzi kaybedebiliriz. Nihai olarak devrimci savaşı kaybetmemiz mümkün değildir, çünkü; faşizme karşı devrimci savaş tüm insanlığın kurtuluşunun bir parçasıdır.

Özgürlük Güçleri bu derinlikte ve muhtevada, tarihsel-stratejik haklılık ve doğruluğun gerçekliğinin sağlamlığı ve enerjisiyle faşist düşmanın üzerine atılmalıdır. Özgürlük Güçlerinin yürüttüğü devrim yolunun sonunda düzene ait mükafatlar yoktur. Devrim yolunda ilerlemek kolay değildir. Faşist düşman devrim yolunda yürüyenlere karşı elinden gelen her tür şiddet ve baskıyı uygulamaktadır ve uygulamaya çalışacaktır. Özgürlük Güçleri menzil ve hedeflerine odaklandığı, sabır ve kararlılıkla ilerlediği sürece engellerin kumdan kaleler, düşmanın kağıttan kaplan olduğu görülecektir. Her siyasal dönemin özgün koşulları vardır. AKP-IŞİD faşizmine karşı devrimci savaşımın stratejik mücadele yolumuzun esasını oluşturduğunu belirlemiştik. Devrim stratejisinin mücadele yöntemini açıkça ve kuşkuya yer bırakmayacak şekilde netleştirmek, hedefe doğru yürüyüşün kesintisiz bir biçimde sürdürülmesi için zorunludur. Bununla birlikte devrimci savaş tarzının içeriğinin açıklanması ve ortaya çıkabilecek zorluklar karşısında üretken bir devrimci mekanizma olarak konumlandırılması gerekir.

Faşist parti ve anti-faşist güçler arasındaki mevcut güç dengelerinin analizi, devrimci savaş tarzının uygulanmasının gerilla savaşına dayanması gerektiğini ortaya koymaktadır. Faşist partinin azımsanmayacak örgütlü bir yığın desteği mevcuttur. AKP devletin tüm imkanlarını ve büyük bir sermaye birikimini kontrol etmektedir. Faşist partinin ülke genelinde düzenli ve paramiliter silahlı güçleri vardır. Polis güçlerinin bütününe yakını ve ordunun önemli bir kısmı AKP-IŞİD faşizminin yönetimindedir. Her ne kadar anti-faşist kitleler Türkiye’de çoğunluğu oluştursa da devrimci işçi sınıfı ve halk safları faşizme karşı örgütlü ve eylemsel bütünlük arz etmemektedir. Devrimci safların silahlı kuvvetleri faşist partiye nazaran az ve dağınıktır. Faşist partiye karşı devrimci savaş, içinde bulunduğumuz başlangıç aşamasında, büyük kuvvete karşı küçük kuvvetin yürüttüğü savaş olarak devam etmektedir. Genel savaş durumunda avantajlı olan büyük taraf, dezavantajlı olan küçük taraftır. Karşı devrimle devrim arasındaki savaşta büyük ya da küçük olmak avantaj ya da dezavantaj sağlamaz. Devrimci savaşın sonucunu ezen ve ezilenler arasındaki saflaşma belirleyecektir. Devrim top, tüfek ve savaş araçları kullanılmadan yapılamaz; fakat toplumsal mücadelenin sonucunu esas olarak tayin edecek olan sınıflar arasındaki bütünlüklü siyasal savaşımdır.

Bu noktada gerillanın, hem askeri hem de siyasal yönü olan özgürlük savaşçısı olduğunu belirlememiz gerekir. Gerilla kaçınılmaz bir zorunluluk olarak ateşli silahları düşman kuvvetlerine karşı kullanır, fakat esas silahı devrimci bilincidir. Gerilla, birçoklarının çaresizliğe düşmesine neden olan engelleri ortadan kaldıracak olan çözüm gücüdür. Karşılaştığı zorluklar gerillayı daha güçlü kılan enerji kaynaklarıdır. Gerilla bitmez tükenmez enerjisini işçi sınıfı ve halklarla kurduğu kopmaz manevi-somut bağlardan ve bu bağlardan doğan öncü konumlanışından alır. Gerilla en üst derecede özdisiplinli, planlı, cüretli, üretken, görevine tam bağlı Özgürlük Gücüdür.

Gerilla devrimin cisimleşmiş halidir

Yayılmış ve büyük sayılar halinde konumlanmalar devrimci savaşın bu evresinde gerilla için uygun değildir. Küçük timler, birimler halinde yaşamak ve örgütlenmek gerekir. Hantal hareket tarzından kesinlikle uzak durmak gerekir. Gerilla timi maksimum derecede hızlı ve iş bitirici olmalıdır. Hız, düşman karşısında üstünlük ve koordinasyonun korunmasında başarı getirir. Tim, takım, tabur … bölge komutanlıkları ve merkez komutanlık arasındaki senkronu sağlamak için gereken hız, üretkenlik ve devrimci aklın kullanım yeteneği kazanılmalıdır. Bu bağlamda Özgürlük Güçleri devrimci aklı ve cesareti ne kadar doğru sentezleyerek hareket ederse o kadar çok başarılı olacaktır. Devrimci akıl, ancak siyasal tartışmalarla ve sürekli öğrenim çalışmalarıyla üretilebilir. Partiyle askeri güç arasında, devrimci faaliyetin her alanı arasında, partiyle işçi sınıfı ve halklar arasında öğrenim çalışmaları, hiç durmadan belli bir düzene bağlı olarak her an yapılmalıdır. Bahsettiğimiz devrimci siyasal üretim faaliyetinde anlaşılır, açık ve sonuç alıcı bir tarz izlenmelidir. Tüm devrimci birimlerin ve seferber edilen kitlelerin siyasal hat konusunda gittikçe daha fazla bilinçleneceği ve devrimci siyasal hatta katkı sunabilecekleri bir örgütlenme tesis edilmelidir. Bahsettiğimiz devrimci örgütlenmeyi tesis etmek başlangıçta pek kolay olmayacaktır; fakat bir kez başarıldıktan sonra büyük bir devrimci güç ortaya çıkarttığı görülecektir. Bu doğrultuda kitlelerle kurulan ilişkilerin, gerillanın (“siyasi” ya da askeri faaliyet alanlarında görevli olan!) gerçek devrimci niteliğinin sınavı olduğu unutulmamalıdır. Bu konuyla ilgili olarak gerillanın sahip olması gereken nitelikleri şunlardır:

Gerilla, işçi sınıfına ve halklara organik olarak bağlı olan öncü devrimci kuvvettir, Özgürlük Gücüdür.
Kitlelerin her talebi, duyguları ve yaklaşımları gerilla tarafından değerlendirilmeli ve dikkate alınmalıdır.
Gerilla kitlelenin her sorusuna özenle cevap vermelidir.
İşçi sınıfının ve halkların fikirleri ve önerileri karşısında sabırlı bir dinleyici ve yüksek anlayış sahibi olmalıdır.
Kitlelere sabırla devrimci siyaseti aktarmaya ve onlardan devrimci siyasetin geliştirilmesi yolunda katkı almaya çalışmalıdır.
Sorunlara karşı çözümler ve mücadele yöntemlerini kitlelerle beraber somutlaştırmaya çalışmalıdır.
Halkla, halkın geri yönlerini kullanan popülist ve üstenci ilişkiler kurmamalıdır.
Halkla hiçbir şekilde bireysel maddiyat ilişkisi kurmamalıdır.
Halkın gündelik sorunlarına bürokrat ve baştan savmacı bir tarzla yaklaşmamalıdır.
Gerilla genel mücadelenin bir parçası olarak halkın gündelik sorunlarını çözmek için çaba sarfetmelidir.

Kendini sürekli geliştirmeyen bir gerilla, Özgürlük Gücü olma niteliğini gittikçe kaybetmeye mahkumdur. Her gerilla, kolektif bir devrimci öğrenim faaliyeti içinde olduğu kadar bireysel bir öğrenim faaliyetine de sahip olması gerekir. İhtiyacı olan teknik, ideolojik her konuda kendisini eğitmesi gerekir.

Gerillanın karakterinde tüm karanlığa ve gericiliğe karşı devrimci kültürün üretilmesi esas olmalıdır. Gerilla, sahtekarlığın ve riyakarlığın panzehiri olmalıdır. Açık ve dürüst olmalıdır. Gerillanın içten-gizli hiçbir hesabı olmamalıdır, tümüyle şeffaf olmalıdır. Gerilla tüccar karakterini, özel mülkiyete ve paraya dayalı ilişkileri reddetmelidir. Gerillanın işi devrim için çalışmak ve savaşmaktır. Gerilla görevine sonsuz derecede bağlıdır, onun için görevini başarmak esastır. Başta kendisi olmak üzere hiç kimseye iltimas geçmez ve ayrıcalık tanımaz. Devrim, gerillanın yaşamında ve savaş tarzında gerçekleşir.

Zor koşullar gerillayı yıldırmaz. Tersine, zor koşulları aşmak gerillaya gerçek bir mutluluk verir. Gerilla miskinliği reddeder, görevini gerçekleştirmeden dinlenmez. Gerilla hem kendisi hem de yoldaşları için moral ve enerji kaynağıdır. Gerilla canını diğer yoldaşlarına kalkan olarak ortaya koyar. Tereddütsüz fedakarlık, gerillanın değişmez yaşam tarzı ve ilkesidir.

Her insan gibi gerillada da korku duygusu vardır. Gerilla uyarıcı bir güç olan korku duygusunu iyi ve akıllıca yöneterek ondan faydalanır. Korku ve panik gerillayı asla teslim alamaz. Korku sadece zayıf, inançsız, karaktersiz kişileri teslim alabilir. Gerilla, korkunun tüm biçimlerini teslim alır ve korku üzerinde mutlak hakimdir. Gerilla, insanı insan yapan cesaret ve cüretin cisimleşmiş halidir.

Bir muharebenin kazanılması önemli oranda hazırlık ve planlamaya bağlıdır. Gerilla en üst derecede hazırlıklı ve planlı olmalıdır. Gelişebilecek her tür olasılığa karşı tedbirli olmak esastır. Tedbirli olmakla işkilli, paranoyak olmak aynı şeyler değildir. Aşırı şüphecilik bir tür hastalıktır ve insanı pasivizm ve korkaklığa götürebilir. Gerillanın tedbirli olması, görevini mutlaka başarma yolunda ilerlemesine yönelik bir özelliktir. Gerillanın sözleri çok değerlidir, çünkü; sözler insanların fikirleridir. Sözler fikirleri ifade etmiyorsa boş laftan ve palavradan başka birşey değillerdir. Bu nedenle gerilla hiçbir gereksiz söz sarfetmez. Aynı zamanda gereksiz sözleri de dinlemez. Zamanını gerekli konuları tartışmak için harcar. Bununla birlikte devrimci savaşı ilgilendiren bazı konularda, niyet ne olursa olsun, gereksiz bilgi yaymak halkın ve diğer yoldaşlarının canını, geleceğini tehlikeye atmaktan başka birşey değildir. Gerillanın devrimci kültürü gereken yerde, gereken kişiyle, gereken konularda konuşmaktır.

Gerilla metalarla kullanım değeri esasına göre ilişkilenir. Metaların değişim değerini dikkate almaz, bireysel hiçbir maddi çıkar gütmez. Halkın zarar görmesine asla izin vermez. Düşman kuvvetlerinin mülkiyetine el koyar ve kamulaştırılan şeyleri devrimci örgüte teslim eder. Gerilla elde ettiği metaları yoldaşları ve halkla paylaşmayı esas alır. Gerilla yokluğu, açlığı ve varlığı halkla eşit, adil bir şekilde paylaşmayı bilendir. Gerilla memleketinde kıtlık varsa en azla idare etmeyi, gerektiğinde herkesten önce aç kalmayı bilendir.

Gerillanın kullandığı savaş ve yaşam araç gereçlerinin bakımı çok önemlidir. Tüm araç ve gereçler gerillanın kontrolünde-kullanımında, fakat devrimin hizmetinde vasıtalardır. Gerillanın bedeni, sağlığı da halka ve devrime aittir ve çok özenli bir şekilde bakılmalıdır. Gerillanın silahı ve mühimmatı onun vücudunun bir parçası gibi olmalıdır. Gerilla birçok sevdiği insanın fiziki olarak elini bırakarak devrim yolunda silaha sarılandır ve iyi çalışan bir silahın özgürlük yolunda ne kadar etkili bir araç olduğunu en iyi bilendir.

Gerilla sabırlıdır ve özkontrol mekanizması son derece yüksektir. Savaşın amacını düşmanın iradesini kırmak, kontrol altına almak olarak da belirtebiliriz. Faşist düşman bu amaç doğrultusunda birçok provokasyon ve dezenformasyon saldırılarını dıştan içe ve içten dışa doğru gerçekleştirecektir. Bu tür saldırılara karşı gerilla uyanık, öngörülü ve önlemleri içeren planları yapmış vaziyette olmalıdır.

Gerilla, tekniğin yaşamda ve savaşta kullanılmasını geliştirmeli ve planlamalıdır. Temel teknik bilgilere hakim olmalıdır. Teknik konularda kendini sürekli eğitmelidir. Birçok görev ve iş, uygun teknik araçların kullanımıyla çok daha kolay bir biçimde başarılabilinir.

Gerilla savaşının bölgesel örgütlenmesi üzerine

Özgürlük Güçlerinin bir bölgede konumlanması ve etkinleşmesi genel siyaset ve savaş kanunlarını iyi bilmesiyle mümkün olabilir. Bununla birlikte gerillanın genele dair bilgilerini özgün olan alana üretken bir biçimde uygulamasını sağlayacak yeteneklere sahip olması da gerekir. Bu yetenekler insanda zaten var olan adaptasyon ve üretkenlik özelliklerini geliştirerek elde edilir. Savaş gücü potansiyelinin verimli kullanılması, doğru ve uygulanabilir bir plana bağlı kalmayı gerektirir. Bu doğrultuda olanaklar ve olanıksızlıklar tespit edilmelidir. Hedef alınan özgün alanın fiziksel ve sosyal koşulları ve özellikleri analiz edilmelidir. Savaşta ortam bilgisine hangi taraf daha fazla hakimse belli bir avantaj elde etmiş olur.

Sosyal yaşamda ana ve tali çelişkiler birbirine bağlı olarak varlığını sürdürür. Bu durum her farklı bölgede, tüm toplumu sarmalayan ana sınıf çelişkilerinin yanı sıra onlarda farklı özelleşmiş toplumsal işleyişler yaratır. Bahsettiğimiz özelleşmiş toplumsal işleyişler gerilla tarafından bilinirse fırsat olarak değerlendirilebilir. Eğer bilinmezlerse, hiç beklenmedik zararlı unsurlar olarak gerillanın karşısına dikilme olasılıkları yüksektir. Devrim yolunda değerlendirilemeyecek sosyal çelişki yoktur, bilinmeyen-farkına varılmayan sosyal çelişkiler vardır.

Bir bölgede sistemin herhangi bir siyasal icraatına karşı kendiliğinden harekete geçmiş olan kitle varsa, Özgürlük Güçlerinin görevi onların genel devrim amacı doğrultusunda bilinçlenmesini, konumlanmasını ve harekete geçmesini sağlamaktır. Kendiliğinden hareket halinde olan kitle, genel devrim hedefine doğru ilerlemek açısından amaçsızdır. Bununla birlikte yaşadıkları lokal sorunu çözmek yolunda belli bir amaçları vardır. Gerilla, kitlelerin lokal sorununu en üst derecede dikkate almalı ve çözümünü sağlamak için çaba sarfetmelidir. Böyle bir faaliyet gerçekleştirilirken devrimciler için lokal sorunlarda takılı ve sınırlı kalmanın büyük bir tehlike olduğu unutulmamalıdır. Lokal, yerel, kısmi olan genel devrim hedefinin hizmetinde değerlendirilmezse devrimci gücü etkisizleştirir, sınırlandırabilir ve boğabilir. Gerçek ve asıl düşmanla, sömürü düzeniyle savaşmak için gereken enerjisini tüketir. Sonuç olarak, hem halkın lokal sorunları çözülmez hem de çok değerli olan sınırlı devrimci enerji boşa tüketilmiş olur. Türkiye devrimci mücadele tarihinde bu durumun yaşandığı örnekler mevcuttur.

Bu noktada Türkiye’de gerçekleşmiş olan varoş direnişlerini ele almamız faydalı olacaktır. İşçi sınıfının oluşumu, her tarihsel dönem için farklı biçimlerde, halkın kırdan, taşradan kentlere göç etmesiyle gerçekleşmiştir. Bu göç hareketleri işçi sınıfının yaşadığı kent çeperinde varoş alanları oluşturmuştur. Kent çeperindeki varoş yerleşimleri, Türkiye’de mevcut düzen yasalarına karşı gerçekleşen işgal hareketlerinin sonucu olarak ortaya çıkmıştır. İş ve ekmek bulmak için sanayi merkezlerine göç eden halkın, kent çeperlerine barınmak için giriştikleri işgal hareketlerine doğal olarak devrimciler öncülük etmiştir. İşçileşen yoksul halk, birçok alanda devrimci güçlerin öncülüğü ve yoğun çabaları sayesinde barınma haklarını elde etmiştir. Bu noktaya kadar gerçekleştirilen direnişlerin devrim yolunun gereği olduğunu belirtebiliriz. Büyük bedellerle elde edilen barınma hakkı, halka özel mülkiyet olarak bırakmıştır. Bu durumda devrimci hareketin uyguladığı popülist politikaların azımsanmayacak payı vardır.

Halkın özel mülkiyet sahibi olması sağlanarak kazanılan ilişkiler kısa vadede pragmatik bir taraftarlık yaratsa da uzun vadede sömürü sistemine hizmet etmekten başka birşey değildir. Tüm halkın barınma hakkını elde etmesi için savaşım, devrimci bir talebi gerçekleştirme yolunda ilerlemektir. Komün Gücü örgütlenmesinin bir yönü, bu hak için devrimci savaşım verilerek teşkil edilebilir. Barınma hakkı talebi, özel mülkiyet elde edilerek karşılanırsa üretim aracı ve metalar üzerinde özel mülkiyeti savunan kapitalizme hizmet edilmiş olunur. Varoşlara yönelik doğru örgütlenme, özel mülkiyetçi ilişkileri değil, komünal ilişkileri esas alan devrimci mücadele mevzilerini, Komün Güçlerini inşa etmek olmalıdır. Gerillanın özel mülkiyet ve ticarete karşı mücadelesi, işçi sınıfı ve halk arasındaki özel mülkiyetçi ilişkilere karşı mücadeleyi de gerektirir. Özel mülkiyetçi ilişkilerin hakim olduğu yerde işçi sınıfı ve halk arasında dayanışma ilişkileri bozulur. Ortaya çıkan yoksullar arasındaki servet farkları işçi sınıfının mücadele birliğini bozar. Sistemin hiyerarşik işleyişine yarayan ev sahibi işçiler-kiracı işçiler çelişkisi bazı varoş direnişleri sonucu ortaya çıkmıştır. Bu sonuçta, devrimci hareketlerin lokal olana sıkışmalarının payı olduğu açıktır.

Bölge örgütlenmesiyle görevli gerilla birlikleri, düşünsel olarak bulundukları yerelin gerçekliğiyle sınırlı kalmamalıdır. Kapitalist düzenin işleyişini doğru çözümlemelidir. Bir önceki paragrafta örnek olarak verdiğimiz işçi sınıfını varoşlarda konumlandırma politikası, aynı zamanda kapitalist devletin planlamasıydı. Kapitalizmin belli bir gelişmişlik düzeyinde burjuvazinin ihtiyacı olan emek gücünün, kendisi için en masrafsız şekilde konumlanmasının önünü açtı. Devlet güçlerinin bu alanlara müdahalesinin özünde, varoş yerleşimini ve devrimci hareketleri kontrol altında tutmak vardı. Mücadelenin yükseldiği dönemlerde devrimci hareket büyük oranda varoşlarda sınırlı kalma sorununu yaşamıştır. Fabrika ve iş yeri esaslı devrimci örgütlenme nispeten zayıf kalmıştır. Devrimci hareket kent merkezlerine hakimiyet kurma konusunda da eksiklikler yaşamıştır. Gerilla, düşmanın devrimci hareketi sınırlandırma politikalarına ve saldırılarına karşı savaşmalıdır. Gerillanın lokal alanlara Komün Güçlerini oluşturma amacıyla odaklanması gerekir. Bu odaklanmayla eş güdümlü olarak faşist devleti yok edecek stratejinin zaferi için herhangi bir alana yönelik savaş planı uygulanırken gerçekleştirilen planın bütünsel devrimci mücadeleyle uyumlu ve tamamlayıcı olması esas alınmalıdır.

Gerilla eylemi kitlelerin duygularına hitap etmeli ve sistem karşıtı hareketlerin önünü açarak güçlü bir devrimci örgütlenme vaziyetine geçmelerine hizmet etmelidir. Faşizmin nasıl yenileceğini gösteren ve bu yolda bilinç oluşturan eylemler devrim stratejisinin hayata geçmesini sağlayabilir. Kesintisiz devrimci taarruz gerillanın stratejik tarzıdır. Bu tarzın taktik savunma ve saldırı halleriyle bir alakası yoktur. Savunma gerektiğinde de stratejinin bir unsuru olarak kesintisiz devrimci taarruz tarzı ile savaşmak gerekir. Gerilla savunmaya kilitlenme durumunun tutsağı olamaz. Daima ileriye atılır ve yol açar. Yüksek hareket kabiliyeti gerilla savaşının esasıdır. Gerilla, düşmanın zayıf yönlerini tespit eder ve düşmanın ummadığı, beklemediği anda keşfettiği zayıf yönlere sadırısını gerçekleştirir. Düşman darbe yedikçe iradesi kırılacaktır. Iradesi kırılan düşmana daha büyük bir güçle ve sıklıkla saldırmak gerekir. Düşman, devrimci güçlere saldırdığında ise gerilla daha büyük bir enerjiyle düşmana misliyle cevap vermelidir. Düşman, işçi sınıfına ve halklara saldırdığına pişman edilmelidir. Özgürlük Güçlerinin devrimci savaş tarzının esaslarından biri saldırgan düşman güçlerini tereddütsüz bir şekilde imha etmektir.
Ulaş Bayraktaroğlu

Facebook

CEVAP VER

Please enter your comment!
Adınızı buraya yazınız