6 Ekim 1981’de Enver Sedat’ın bir suikast sonucu öldürülmesinden önce Mısır Hava Kuvvetlerinde önemli görevler üstlenmiş, sonrasında Hava Kuvvetleri Genel Komutanı, ardından da İsrail-Mısır savaşından sonra mareşal olarak görevine devam ederken başkan yardımcılığı yapmıştır.

1977’de Jimmy Carter ve Enver Sedat liderliğinde gerçekleştirilen Camp-David Anlaşmasıyla Arap ülkeleriyle ilişkileri bozulan ve İsrail’le ilişkilerin normalleşmesinde aktif görev alan Enver Sedat’ın Müslüman Kardeşler tarafından bir tören esnasında suikast sonucu öldürülmesinden sonra devlet başkanı olan Hüsnü Mübarek, Camp-David Anlaşmasını devam ettirmek ve egemenliğini sağlamak için Mısır Parlamentosundan her türlü yetkiyi alarak kendisini tek adam olarak ilan etti.

Cemal Abdul Nasır döneminde Arap ülkelerinin liderliğine oynayan Mısır, Enver Sedat döneminde de aynı misyonu devam ettirmek istemiş, ancak Camp-David Anlaşmasıyla bu misyonunu yitirmeye başlamıştı. İşte Mübarek’in 1981’de iktidara gelmesinden 1 yıl sonra gerçekleşen İsrail-Filistin (Lübnan’ın işgali ve Beyrut Kuşatması ve sonrasında da FKÖ militanlarının Beyrut’u terk ederek değişik Arap ülkelerine gitmesi) savaşı, Mısır’a ve Mübarek’e yeniden Arap ülkeleri nezdinde liderlik yapmak için fırsat yaratmış oldu. Ekonomik anlamda Körfez ülkeleri kadar zengin ve güçlü olamamasına rağmen, siyasal anlamda gözlerin Mısır’da olduğu bir dönemde iktidarda olan Mübarek, hem sol muhalefet hem de Müslüman Kardeşleri (Ihvan-i Müslimin) yasaklayarak, ama aynı zamanda toplumun diğer kesimlerine de uyguladığı eğitim, sağlık ve gıda politikaları ile kendisine bağlı kılmaya ve onların kitlesel desteğini almaya başladı. Yapılan seçimlerde neredeyse oyların %90’ını alan Ulusal Demokratik Parti ve Devlet Başkanlığını kendisinde toplayan Mübarek o günden (Şubat 1981) 2011 yılına kadar iktidarda kalmayı başardı.

30 yıllık iktidarı boyunca ABD ve diğer emperyalist güçlerin uşaklığını yapan Mübarek ve şurekasının iktidarı (Tunus’tan başlayarak diğer ülkelere de yayılan kitlesel hareketlilik Mısır’da da baş gösterince) sarsılmaya başladı. ABD Başkanı Obama’nın İslam ülkelerine mesaj vermek için gittiği ve seslendiği Mısır ve başkenti Kahire’nin Tahrir Meydanı bir anda Arap ülkelerinin merkezi haline dönüştü. Müslüman Kardeşlerin ilk başlarda sessiz kalarak bekle-gör politikasına rağmen gelişen bu kitlesel hareket Mübarek’in palalı, kılıçlı yandaşları ve muhafız güçlerince engellenmeye çalışıldı. Ancak başarılı olamayınca ve Müslüman Kardeşlerin de aktif olarak harekete katılmasıyla 10 Şubat 2011’de Mübarek istifa etmek zorunda kaldı. Yetkilerini Devlet Başkan Yardımcısı ve aynı zamanda Genel Kurmay Başkanı olan Süleyman’a devretti. Bu, onun için sonun başlangıcıydı. Bir müddet sonra da Tahrir’deki katliamlar üzerine suçlu görülerek tutuklandı ve müebbetle yargılandı. Yaşı dolayısıyla müebbetle yargılanan, ancak hastanede tedavi görmeye başlayan Mübarek ABD ve diğer emperyalist güçlerin gözdesi olmaktan çıkmış, bir anda hesap sorulan bir diktatöre dönüşmüştü. Yine tarihin bir ironisi olsa gerek, Mübarek sonrası güya seçimle iktidara %20’ler oranında oyla gelen Mursi de Mübarek’le aynı akıbete uğrayarak tutuklanmış ve müebbetle yargılanmaya başlamıştır. Şimdi Mübarek yargılandığı davalardan beraat ettirilerek tahliye edilmiştir.

ABD ve AB ülkelerinin uşağı Mübarek’in tahliye edilmesi; tüm Arap ülkeleri egemenlerine ve hem parti başkanlığı hem de devlet başkanlığı yetkilerini kendisinde toplamaya çalışan (tıpkı hem Ulusal Demokrat Parti hem de Mısır Devlet Başkanlığını kişiliğinde toplayan Mübarek gibi) Recep Tayyip Erdoğan’a “MÜBAREK” olsun, tepe tepe kullansınlar!

Facebook

CEVAP VER

Please enter your comment!
Adınızı buraya yazınız