İyi ki doğdun Çirkin Kral!

Çirkin Kral olarak milyonların kalbinde taht kurmuş, hayatı mücadeleyle geçen, devrimciliğini sanatında her daim işleyen ve ne olursa olsun sosyalizmi sonuna kadar savunan Yılmaz Güney’in bugün 80. yaş günü…

Filmlerinde sahte hayatları işlemek yerine, sanatını silahı yapmış gerçekleri göstermekten çekinmemiştir Yılmaz Güney. Sanatını, “Ben bir kavga adamıyım. Sinemam da bir kavganın, halkımın kurtuluş kavgasının sinemasıdır.” diye tariflemiştir. Özellikle de 1970 yapımı Umut’tan sonraki filmlerinde politik mesajlar vermiştir. Yoksul bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiş, çocukken işçi olmuş, okumak için gittiği İstanbul’da daha önce yayınladığı bir hikayesi yüzünden hapis yatmış, son yılları sürgünde geçmiş, kısacası 47 yıllık ömrünü hep mücadele ederek geçirmiştir.

Film bobinleriyle başlayan hikaye…

Küçük yaşta çalışmaya başlayan Yılmaz Güney, 9 yaşındayken çobanlık, simitçilik gibi işlerle uğraşmış. Bir yandan eğitim hayatına devam eden Güney, bir diğer yandan da para kazanmaya devam etmiş, hem çocukluk hem de gençlik döneminde pek çok farklı iş yapmıştır. Yani hayatla da çocukken tanışmıştır Yılmaz Güney.

Sinemayla tanışması ise küçük yaşlarda reklam çığırtkanlığı, makinist yardımcılığı, pursantaj memurluğu gibi işlerle başlamış. Sinemadan sinemaya 16 milimetrelik film bobinleri taşımış, bu şekilde sinema dünyasına bir şekilde girmeyi başarmıştır.

18 yaşındayken yazdığı “3 Bilinmeyenli Eşitsizlik Sistemi” isimli öyküsünde “komünizm propagandası” nedeniyle, hakkında soruşturma başlatılmıştır. 2 yıl sonra üniversite okumak için İstanbul’a gitmiş ancak eğitimine devam edememiştir.

Hikaye yazmaya devam eden Yılmaz Güney o dönemlerde Atıf Yılmaz ile tanışmış ve bu olay onun hayatını değiştirmiştir. Atıf Yılmaz’ın da desteği ile sinema çalışmalarına başlamış ve 1959’da Atıf Yılmaz yönetmenliğindeki “Bu Vatanın Çocukları” ve “Alageyik” isimli filmlerde hem rol almış hem de senaryolarını yazmıştır. Kaldı ki Güney bu filmlerde rol almakla da kalmamış, aynı zamanda filmlerin senaryolarını da yazmış. “Karacaoğlan’ın Karasevdası” isimli filmin de yönetmen yardımcılığını yapmış.

Yılmaz Güney’in sinema dünyasına girişi, 1961 yılında, 18 yaşındayken yazdığı hikayeden hakkında açılan davanın sonuçlanması ile duraksamış. 1961 yılında sonuçlanan davadaki ilk karar 7.5 yıl ağır hapis ve 2.5 yıl sürgün olsa da temyiz neticesinde 1.5 yıl ağır hapis ve 6 ay sürgün cezasına çevrilmiştir.

Hapishanede yaşadığı zorluklara rağmen pes etmeyen, direnmekte kararlı olan Yılmaz Güney soğuk duvarların ardında geçirdiği günlerde umudunu yitirmemek için uğraşmıştır. Yaşadıkları ona ilham olmuş, ileride yapacağı filmlerin bir anlamda alt yapısını oluşturmuştur. 1 buçuk yıllık esaretin ardından 1962’nin Aralık ayında dışarı çıkan Yılmaz Güney, 6 aylık sürgün dönemini ise Konya’da geçirmiştir. Daha sonra İstanbul’a dönen Yılmaz Güney sinemaya kaldığı yerden devam etmek için kaldığı yerden çalışmaya başlamıştır.

Ağırlıklı olarak macera filmleri çeken Güney, ilk olarak “İkisi de Cesurdu” isimli film ile seyirci karşısına çıkmıştır. Hem senaryosunu yazdığı hem de başrolünü oynadığı bu filmde, sonrakilerde sıklıkla karşılaşacağımız kabadayı imajını yaratmış. Filmlerinde haksızlığa uğrayan bir Anadolu çocuğunun isyanını işleyen Güney, o dönemler Çirkin Kral lakabını almıştır.

“Evim tüm Devrimcilere açıktır”

1968 ile 1970 yıllarını askerlikte geçiren Güney, 1971 yılında gözaltına alınmış, 1 hafta süren gözaltıdan sonra ise 3 aylığına Nevşehir’e sürgüne gönderilmiştir. Ardından 1972 yılında aralarında Mahir Çayan’ın da olduğu THKPC üyelerine yardım ve yataklık ettiği gerekçesiyle yargılanmış ve 10 yıl ağır hapisle sürgün cezasına çarptırılmıştır. Çıkarıldığı mahkemede hakimin, Mahir Çayan ve arkadaşlarını sakladınız mı?, sorusuna
“Evet sakladım yine olsa yine saklarım. Evim tüm Devrimcilere açıktır.” demekten de çekinmemiştir.

Can Yücel’in “Yukardakiler” şiiri de bu olayı anlatır bize:

“12 Mart’tan sonra İstanbul’un ev ev arandığı gece Yılmaz,                                       Mahir’lerle Ulaş’ları saklandıkları yerden Arabasına bindirip Levent’e evine götürür.             Polis barikatlarından yaşa çirkin kral ünlemleriyle geçer                                                       Az sonra kapı vurulur,bir komser on silah endazıyla Girer içeri Yılmaz kapı ağzındadır.   Komser ”ihbar aldık mahirle arkadaşlarını Burda saklıyormuşsunuz” der.                       Yılmaz da Yılmaz’ca gülüp eliyle çatı katını göstererek ”Yukardalar” deyince               Komserde kahkahayı basıp avenesiyle basıp gider                                                         Yılmaz gerçekten o anda yukardadır                                                                           Yoldaşlarıyla Devrim Tarihimizin çatıkatında.”

“Biz öleceğiz, ama çocuklarımız bırakacağımız mirası taşıyacaklar yüreklerinde…”

Yılmaz Güney, 1974 yılında Selimiye Cezaevi’ndeyken doğum gü­nü olan 1 Nisan’da eşi Fatoş Güney’e yazdığı bir mek­tupta şunları söyler:

“Sevgili yavrum,

Nüfus kağıdıma göre bugün otuz sekiz yaşıma girdim. Önümüzde, denenmemiş acılarla dolu kimbilir kaç yıl kaldı. Hayatı kendim için yaşamıyorum. Acılara da kendim için katlanmıyorum. Ve korkmuyo­rum hiçbir şeyden, başıma gelecek­leri de biliyorum.

Yüzlerce, binlerce yıl yaşayacağız. Yarın bizim çünkü… Biz öleceğiz, ama çocuklarımız bırakacağımız mirası taşıyacaklar yüreklerinde… Ve onların yürekleri bizim altında ezildiğimiz korkuları tanımayacak­lar…

Sevgili çocuk, demir yürekli ka­dınım… Korkular, acılar… Yenile­cektir bir gün… İnsanoğlunun yıkıl­maz inancı ezecektir vahşeti… Mut­laka ezecektir…

İnsanları taş du­varlar, demir parmaklıklar arasın­da terbiye etmeyi, onların düşünce­lerini önlemeyi düşünen anlayış yı­kılacaktır… Taş duvarlar, kelepçe­ler, zincirler, demir kapılar yok ola­caktır…

Sevgili… Bahar bütün kuşları, çayırları ve çiçekleri ile geldi… Ba­har biziz sevgili, biziz baharı yara­tan… Bahar yeni baharlara varacak içimizde ağaç, kuş, çiçek bizimle güzeldir.

Sevgili… Çünkü ona can veren biziz.

Otuz sekiz yaşım, ranzam ve daş duvarım…

Parmaklığım… Kelepçem, kır­langıç kuşları ve oğlum ve karım ve anam… hepi­niz…

Merhaba!”

“Mutlaka Kazanacağız!”

Mapusluk boyunca fikirlerini dile getirmeye devam eden Güney, yazılarını kendi çıkardığı Güney dergisinde yayınlamıştır. 1974 yılında çıkan afla serbest kalmış ve kaldığı yerden devam etmek için hemen harekete geçmiştir. Özgürlüğüne kavuşmasının hemen ardından “Arkadaş” isimli filmini çekmiş. Aynı yıl Adana’nın Yumurtalık ilçeşinde “Endişe” isimli filmini çekerken Savcı Sefa Mutlu’yu vurmakla suçlanıp 19 yıl hapis cezasına çarptırılmış. Hapishane onu sinemadan uzaklaştırmayı başaramamış… O yıllarda Sürü ve Yol filmlerinin senaryolarını yazmıştır. Bazıları onun birini öldürebileceğine ihtimal bile vermezken, bazıları da Güney’in imajını sarsmak için buldukları bu fırsatı

en iyi şekilde değerlendirmiştir. Ve 5 yıl süren hapsin ardından Çirkin Kral firar etmiş, hayatının geri kalanını Fransa’da sürgün geçirmiştir.

Senaryosunu yazdığı 1981 yapımı Yol filmiyle Yılmaz Güney 1982 Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye’yi kazanmıştır ve Türk sinema tarihindeki en önemli ilklerden biri olmuştur. Zira Cannes Altın Palmiye Ödülü’ne layık görülen ilk Türk filmi Yol’dur. İmralı Açık Cezaevi’nde yatan 5 mahkumun bayram izninde yaşadıklarını anlatan film, yurt dışında büyük ilgi görmesine rağmen Türkiye’de yasaklanmış ve bu yasak ancak 17 yıl sonra kaldırılmıştır.

Cannes Film Festivali’nde yaptığı konuşmaysa bugün hala hafızalardan silinememiştir:

“Ezilen sınıfların, sınıf kardeşliği en güçlü silahlarımızdan biridir. Dost ve düşman herkes bilsin ki; kazanacağız, mutlaka kazanacağız! Bir köle olarak yaşamaktansa, bir özgürlük savaşçısı olarak ölmek daha iyidir.”

Fransa’da sürgün yıllarında çektiği Duvar filmi, Güney’in son filmi olmuştur. Film, 12 Eylül askeri darbesiyle birlikte hapishaneye dönen Türkiye’yi, çocuk mahkûmların gözüyle anlatır. Duvar, Yılmaz Güney’in dünya sinemasına son armağanıdır.

Yılmaz Güney, hayatı boyunca pek çok filmde oynamış, ayrıca senaristlik, yönetmenlik ve yazarlık yapmıştır. Çirkin Kral sinema hayatı boyunca 114 filmde oynamış, 26 filmin yönetmenliğini, 15’inin yapımcılığını, 64 filminin ise senaristliğini yapmıştır.

Yılmaz Güney 9 Eylül 1984’te Fransa’da sürgündeyken ölümsüzleşmiştir.

 

 

Facebook

CEVAP VER

Please enter your comment!
Adınızı buraya yazınız