“Gerçekten varmak istiyorsan oraya, nehirlere iyi bak
Engeller nasıl aşılır, öğren nehirlerden
Yarı yolda yok olup gitmek değildir amaç,
nehirler gibi akıp, nehirler gibi ulaşmaktır oraya
Varmaktır oraya, ey yolcu”

Hasan Hüseyin

-Bir önceki çalışmamızda ortaya koyduğumuz (Komün Kişiliği ve Arınma) saflarımızda sistem hastalıklarını taşıyan ve üreten kişiliklerle mücadele sorununa örgütlü müdahale için bir önerme yazısıdır. Devam edecek…

“Devrimci komün kişiliği kendi sınıf savaşımını her an yeniden, yeniden üreten kişiliktir”. Bu üretim kişinin her ne kadar zihin dünyasında sürdürmesi gereken içsel bir sınıf savaşımı ise de, parti ve yoldaşlık maneviyatı bu savaşımın zaferini koşullayan dinamik bir zemindir. Nasıl ki çürümüş bir sistemi ortadan kaldırmak, ondan kurtulmak isteyen insanların kitleselleşmiş devrimci bir örgütü olmadan mümkün değil ise, bu sistemin ürettiği hastalıklı kişiliklerden kurtulmakta örgütsel araçlar olmadan mümkün değildir. Ve “ortakça” bir toplum yaratmak için yola çıkanların “yarı yolda yok olup gitmemelerini” belirleyen etken onun önderliği ve taktik yöntemleri ise onu oluşturan kadrolarında yarı yolda yok olup gitmemelerini engelleyen şey kişiliklerle (kişilerle değil) uzlaşmaz mücadele ve arınma araçlarıdır. Zafere adanmış hareketler, günceli tali olanı değil, geleceği güncelleyen hareketlerdir. Zafere kilitlenmiş hareketlerin bugün ki kadro dünyaları onun ciddiyetini ve gelecek toplumun nüvelerinin canlı fragmanlarını oluşturur. Tıpkı bir tasavvuf şairinin dediği gibi, “bahçemizdeki güllerden cennetimizi anla”. Güncel dizilişimiz, yaşam bahçelerimiz, kişiliklerimiz, bizim yeryüzüne indirmek istediğimiz cennetin aynalarıdır. Yani devrimci komün kişiliği geleceği güncelleyen cesur kişiliktir.  Ancak bu kişiliği salt korku ve cesaretle tasniflemek en kaba hali ile ilkelliktir. Savaş meydanlarında kendi güçlerinden daha büyük güçlere karşı zafer kazananların başarısı sadece cesaretle açıklanamaz. Onu meydanlarda cesurlaştıran şey, birbirlerine kopmaz bağlarla bağlılığı, küçük küçük bütün araçların amaca hizmet eder uygunluğa göre dizilişi ve savaş okullarında eğitilen en “korkakların”, en hastalıklıların dahi tarihsel köklerinde olan özgürlük gücünün uyandırılmasıdır. “Bilen insan korkmaz” der Marks. Bugün ki toplumların korkusu yaşadıkları şeyin ne olduğu, nasıl ve neyle değiştireceklerini, düşmanının kim olduğunu bilmediğinden gelir. Bunları bilen halklar, tarihi tersine çevirmişlerdir. Bileceğiz, ne istediğimizi, neyle mücadele ettiğimizi, nasıl değiştireceğimizi bileceğiz. Bilerek bileneceğiz. Bildiğimizi konuşacağız, konuştuğumuzu yapacağız, yaptığımıza göre yaşayacağız.

Devrimci komün kişiliği sisteme ve onun hastalıklarına kendini kapatan kişiliktir. Bunun yolu kendi gerçekliği ile yüzleşmesinden geçer. Bugüne kadar çözüm gücü olarak üretilen ve ruhsuz bir kalıba dönüşen –eleştiri, özeleştiri- retoriği kelime sıralamasından da anlaşılacağı üzere öncelikli tespitini karşıdakine söz söyleme üzerine kurar. Kolaydır. Doğru kişiliği, başkasında arama üzerine kuruludur. Oysa gerçek yüzleşme doğruyu kendinde arama üzerine yapılırsa anlam kazanır. Zaaflar, kaygılar ve korkuların kaynağı, kişinin kendi gerçekliği ile yüzleşmemesinden kaynaklanır. Çünkü teşhis edilemeyen şey, iyileştirilemez. “Eleştiri ve özeleştirinin olmadığı yerde idarecilik başlar” klişesi bir arınma mücadelesi gibi görünse de altında yatan şey teşhis ve tedavi değil, aksine sistem hastalıklarını taşıyan kişilikleri kazanma zahmetine girmeden sistemin yanına gönderme kolaycılığına götürür. İdarecilik; değiştirme eylemine girmeden zaaflı kişiliklerle uzlaşma demektir. Bu kabul edilemez.  Ancak dünyayı değiştirmeye talip olanların, yol arkadaşlarını değiştirme dönüştürme eyleminden kaçınması başka bir hastalıklı kişilik karakteridir. Bireyler arasında süren –eleştiri, özeleştiri- mekanik ruhsuz bir anlayıştır. Görünenle kavgadır. Oysa arınma görüngüyle değil, nedenlerle mücadeledir. Sistem hastalıklarını adım adım yayar. Karşı mücadelede adım adım ve kolektif sürdürülmelidir. Rutinleşmiş teknik toplantılarda yapılan bir dizi özeleştiri talebi ya da eleştiri yapılması sorunun çözümünü değil, kişilerin o anki hassasiyetlerini giderme girişimidir. Yeni bir anlayış kuşanmalıyız. Yönetme yönetilme çelişkisinin yok edildiği, eşitler arası ilişkilerin kurulduğu, komünün her bireyinin diğer bireyine karşı üryan olduğu alanlar kurmalıyız. Kendi kaderini komün güçlerinin kaderine bağlayan her bireyin önce komünün her bileşeni huzurunda kendi gerçekliği ile yüzleştiği ve sonra komünün her bileşeni tarafından devrimci komün kişiliği kıstaslarına tabi tutularak eleştirildiği divanlar kurmalıyız. Buna maruz kalan kişi kendinde ne gördüğünü ve kendinin nasıl göründüğü gerçekliği ile yüzleşmeli ve bunlarla mücadeleye yönelmelidir. Süreklileşmiş divanlar, kişinin zaafları ile mücadelesinde, ne kadar değiştiğini ve geliştiğini gözlemlemeye ve devrimci komün kişiliğini yeniden yeniden üretmeye zemin hazırlayan kurumlardır. Devrimci zeminlerde çürümenin temel öncülleri; dedikodu üretim merkezleri (Düm), güvensizlik duygusu, kast ve kliklerin oluşması, kişilerin nesneleşmesi, amaca bağlılık yerine kişiye bağımlılıktır. Dokunulmayan, korunan kişilikler, zaaflı kişilikler üretir. Çünkü bu kişiliklerin özelliği kıstas sanılır, sayılır. Oysa kıstas komün divanlarında oluşturulan ortak kriterlerdir. Aynı zamanda komün divanlarında üryan olunan kişilikler bir hareketin kadrolarını gerçekten tanımasına vesile olur. Kadrolarının gerçekliği ile yüzleşen hareket, kendi ile yüzleşir. İç hastalıklarını teşhiste ve onu iyileştirmede gerçek kalıcı çözümler üretir.

Bir önerme olarak komün divanları, teknik, pratik, politik toplanmaların dışında dönemlik süreleri içeren tek gündemli yapılan toplantılar olmalıdır. Her organ kendi zemininde yer alan bileşimle önce kendi kişiliği ile yüzleşmeli, ardından kendine gelen tespitleri dinlemelidir. Burada kişi eleştirileri boşa düşürücü, gerekçeler üreten değil kendini arındırmaya açmalıdır. Her komün divanı bileşeni, yukarıdan aşağıya oraya tabi olmayan başka komüncü bireyleri de değerlendirme hakkına sahip olmalıdır. Bu sonuçlar yazılı olarak her komün bileşeni tarafından okunmalı ve sonuçlar çıkarılmalıdır.

Komün divanları, ortak hukuktur, ortak gelecektir. Yoldaşlığın nehirlerinde yıkanmanın, sistem hastalıklarına karşı hareketi şerbetli kılmanın, kadroları güçlü, birbirine bağlı, zafer için sıkılmış bir yumruk olmanın adıdır. Çağlayan gibi hareketi sürekli kılmanın adıdır. Hiçbir yoldaşını sistemin çürümüş düzenine terk etmemenin adıdır.

Devrimci mücadele cesaret işidir, kendinle yüzleşmek daha büyük cesaret işidir.”

Facebook

CEVAP VER

Please enter your comment!
Adınızı buraya yazınız