Devrimci Komünarlar Partisi (DKP)’nin Orhan Yılmazkaya için yaptığı açıklamayı yayınlıyoruz.

Tarih hükmünü vermiştir, bahar gelecektir: Orhan Yılmazkaya

“Uzun gecelerin ve buzdan ayazların mevsiminde

oldu: Bir sabah evimin bahçesindeki yasemen
çiçek açtı, soğuk hava onun aromasını içine çekti;
aynı gün erik ağacı da çiçek açtı ve kaplumbağalar
uyandı. Bir hata oldu ve kısa sürdü. Ama bu hata
sayesinde yasemin, erik ağacı ve kaplumbağalar
bir gün kışın biteceğine inanabildiler.
Ben de.” (Eduardo Galeano-Yürüyen Kelimeler)

Galeano’nun bu kısa hikayesi Paris Komünü’nü düşündürür bizlere… Paris Komünü Marx
tarafından erken başlamış bir devrim olarak değerlendirilir. Bahar henüz gelmemiştir. martın buza kesen soğuğu kapıdadır. Bir an güneş çıkar, yasemin çiçek açar. Bir yaseminden yayılan o koku, erik ağacını canlandırır, baharın ilk çiçeğe duran ağacıdır erik. Erik ağacı erken açmıştır. Ve bu yüzden fazla yaşayamaz Paris Komünü.Yüreklerde büyük bir acı ve öfke, ama bilinçlerde geleceğin ışıltısını kısa bir an da olsa yakalamış olmanın netliği ile yolu açmıştır bir kere. Tarih hükmünü vermiştir: Mümkünü yok bahar gelecektir artık!

Bunları niye anlatıyoruz? Orhan Yılmazkaya da bizim buz kıranımızdır. Devrimci kopuşu
gerçekleştirenimizdir! Kışın bir gün mutlaka sonlanacağını bize ölümü pahasına tekrar hatırlatan yasemin çiçeğimizdir. Bir yol açmış olarak baharı muştuladı. Bizlere düşen bu devrimci kopuşun süreklilik halkasını oluşturmak ve süreklilik içerisinde kopuşu örgütleyerek bizim “kiraz zamanı”ımıza yürümektir. Çünkü kiraz zamanını hep seveceğiz!

Orhan Yılmazkaya, düzenin içerisinde kalınarak savunulamayandı. Çünkü düzendışı olmanın yanısıra tekelci kapitalist sistemin nasıl yokedilebileceğine dair tarihe iz düşendir. Çünkü o bir hata anıdır ve erik ağacının çiçek açmasına yol açan yasemin çiçeğidir ya da bir yazısında Guy Debord’un kapitalist sistem eleştirisini içeren tezlerinden oluşan Gösteri Toplumu adlı kitabındaki dokuzuncu tezden, “Gerçek anlamda altüst edilmiş bir dünyada doğru, bir yanlışlık anıdır.” sözünden hareketle tarif ettiği bir yanlışlık anıdır. Onun hakkında söz söyleyen, sahiplenen herkes terörist diye baskı ve tutuklamalarla faşist devlet tarafından sindirilmeye çalışılmış, adeta Orhan Yılmazkaya bir “unutma bahçesi”ne hapsedilmek istenmiştir. Devrim tek bir hamleden ibaret olmayan yengi ve yenilgilerin içerisinden geçilerek ilerleyecektir. Orhan Yılmazkaya tasfiyeciliğin hüküm sürdüğü bir kesitte devrim mücadelesinde bir eşiğin aşılmasını örgütlemiştir. O, burjuva devletin, sınır çizgilerini operasyon ve katliamlarla çizdiği -ve devrimci örgüt ve çevrelerin de bu sınır çizgisini aşmayı bırakalım, bu sınır çizgilerine yaklaşmayı bile aklından geçirmediği- bir dönemde çizgiyi aşmış, bir kısa devre oluşturmuştur. Bir kez Bostancı’dan yükselen savaş naraları duyulmuş ve gösteri toplumunun yalan dünyasında perde bir anlık da olsa düşmüştür. Derler ya, her mevsimin bir kokusu vardır. Baharın da kokusu vardır. Yaşamın uyanışının yanısıra, sınıfsal/toplumsal birçok kalkışmanın, isyanın, direnişin, devrimin kokusunu taşır. Bu coğrafyada artık bahar bir de Orhan kokar. 1 Mayıs’ın öngününde işçi sınıfı ve emekçi halkları direngenliğe, isyana, özgürlük mücadelesine çağıran bir kokudur bu. Ya bir yol bulacağız, ya bir yol açacağız demişti ya Kartacalı komutan Hanibal; o, duruşuyla bir yol döşemiştir bizlere.

Herkes kendi tercihleriyle kendi tarihini yazar. İnsanlığın, işçi sınıfı ve emekçilerin, ezilenlerin tarihsel birikimiyle buluşarak kendi kurtuluşunu toplumsal kurtuluş mücadelesine bağlayarak ilerlemek de var bu tarihte, kapitalist sistemin bizi içine hapsettiği gösteri toplumunun bir figüranı, üreticisi olmak da. Birey tercihiyle gösteri toplumunun bir parçası değil dinamitleyeni olmayı seçtiğinde ve kendini buna tüm hücrelerini hedefe yönelten bir general gibi örgütlediğinde, kendi ölümünü ve ölümü ile birlikte kendi tarihini de yazar. Elbettte hiçbir şey tarihsiz, sınıfsız, mekansız değildir. Tıpkı Orhan Yılmazkaya’nın yaşamı ve ölümünde olduğu gibi. Onun örgütlediği yaşamı ve ölümü, aslında kendi sınıfının tarihinden, onun gerçeğinden kopuk değildir. O bir öznedir, gösteri toplumunu dinamitlemeyi ve bunu kolektif bir özneyi inşa ederek gerçekleştirmeyi önüne koyan bir öznedir. O bu duruşuyla, tercihiyle emekçi sınıfların ve ezilenlerin tarihinin oluşum sürecinde bir özne olarak varoluşuyla iz bırakandır. Ve artık tarihselliğini adım adım örgütleyen ve son noktayı güzel koyarak bunu yüreklere ve beyinlere nakşeden Orhan, işçi sınıfı ve emekçilerin, ezilen halkların, devrimci genç kuşakların her özgürlüğe, devrime doğru attıkları adımın bir parçasıdır.

“Ölü mü denir şimdi onlara” demiş şair, 71 devrimci kopuşunun örgütleyicilerinden Denizlerin ardından yazdığı şiirde. Evet, ölü mü denir şimdi ona. O, açtığı yolda yürüyenlerle, yüreği devrimle atan ama henüz bunu bilinçli bir varoluş haline getirmeyen/getiremeyen herkeste önce statükolarını bozduğu için rahatsız edici bulunan ama eninde sonunda karşılık bulan sesiyle, artık sonsuzluğu kucaklayandır. Bir devrimcinin, hele de son noktasını böylesine güzel koymuş bir devrimcinin ardından konuşmak çok zordur. Gidenin adından yazılan her yazı, yapılan her konuşma ölümsüzleşenin rengini vermeli, işçi sınıfı ve ezilenlere onun özgünlüğünü taşımalıdır. Bir de bazı devrimciler vardır ki, yaptıklarıyla hiçbir söze yer bırakmaz. Insan şunu düşünür; sadece o konuşsun yeter. İşte Orhan, böyle bir devrimci, böyle bir komutandır. Bu yüzden onu anlatmak daha da zordur. Yaşamıyla, son noktasıyla iz bırakan bir devrimci için tüm sözler kifayetsiz kalır çünkü. Açmış olduğu yoldan ilerleyerek eylem konuşmalıdır onun ardından. Devrimci mücadeleyi artık bir yanlışlık anı olmaktan çıkartacak olan mücadele perspektifimiz doğrultusunda yapacaklarımız konuşmalıdır Orhan için.

“Yeni dünyaların tüm dünyada ayak seslerinin duyulmaya başlandığı bugünler de, “doğru” sadece Kürdistan da, Ortadoğu’da değil, ezilenlerin tüm meydanlarında bir yanlışlık anı olmaktan çıkartılacaktır. Tersine çevrilmiş dünya, tersine çevrilecektir. Felsefe baş aşağı durmaktan kurtulacak, siyaset halklaşacak, gerçeğin sesi büyük bir orkestra misali dünyaya yayılacak, kadın on bin yıllık kölelik zincirini kıracak, halklar kimliklerini saklamak zorunda kalmayacak, emekçiler dünyayı yeniden kuracaktır.” O, bunları uğruna yaşamını ve ölümünü örgütleyerek yazdı. Bu yazdıkları ve son anlarında silah ve bomba seslerine inat dingin ve kararlı bir şekilde; haklı olmanın, yalnızca bir yanlışlık anı olarak kalmayacak olmasına olan inancıyla, düşmanı yargılayan son konuşması bizim savaş manifestomuzdur.

DKP kendisine Orhan Yılmazkaya’nın açmış olduğu bu yanlışlık anı’nı esas almıştır. Onun bu tarihsel adımını salt gösteri toplumundaki bir anlık kırılma, yani salt bir yanlışlık anı olmaktan çıkartıp sınıfsal/toplumsal mücadeleyi büyüterek “hakikatimiz”i inşa etmeyi, önüne görev olarak koymuştur. Metaların tüm toplumsal ilişkileri belirlediği ve toplumun metalaştığı bu gösteri toplumunda yanlışlık anlarını çoğaltıp dünyayı gerçek eksenleri üzerine oturtarak sınıf çatışmasını derinleştirecek ve küreyi bulunduğumz coğrafyadan sarsacağız!

Orhan, bilir kendi eyleminin, duruş anının gösteri toplumunda, şimdilik sadece bir yanlışlık anını oluşturduğunu. Ama değil mi ki, yol açmaktan bahsetmişti; Türkiye Devrimci Hareketi’ne, işçi sınıfı ve emekçi halklarına bu gösteri toplumunun nasıl dinamitleyebileceklerini esinleyici bir örnekle, mütevazi bir adımla göstermesi gerekiyordu. Türkiye’de hep varolan devrimci mücadele dinamiklerine bu yanlışlık anını; Denizlerin, Mahirlerin, İbrahimlerin devrimci kopuşuna bir gönderme yaparak hatırlatma zamanı gelmişti. O, bunu yaptı. Yaşamı pahasına… Şimdi doğrunun bir yanlışlık anından çıkartılmasının zamanı… Tüm enerjimizle, tüm hücrelerimizle buna odaklandık. Bu yanlışlık anına anlam verip tarihsel önemini görmekle lanetlendik bir kere, artık -sonu ne olursa olsun!- bu yanlışlık anının açtığı yoldan ilerlemektir yazgımız. Biz Komünarlar, ölümsüzleşenlerimize, işçi sınıfı ve emekçi halklarımıza söz veriyoruz: Daima, metalar dünyasının her yere, tüm ilişkilere nüfuz ettiği bu gösteri toplumunu temellerinden yıkacak olan devrim için, insanın tüm ihtiyaçları ve yetileriyle kendisini geliştirip zenginleştireceği, sınırsızlığın, sonsuzluğun ve özgürlüğün hüküm sürdüğü sınıfsız toplum için mücadelemizi yükseltecek ve doğruyu bir yanlışlık anı olmaktan çıkarmayı hedefleyeceğiz!

DEVRİMCİ KOMÜNARLAR PARTİSİ
26 Nisan 2017

Facebook

CEVAP VER

Please enter your comment!
Adınızı buraya yazınız