Orta Anadolu’dan Mezopotamya’ya Uzanan Bir Gökkuşağı, O Gökkuşağında Bir Renk: Meryem Güler

1045

Orta Anadolu’dan Mezopotamya’ ya Uzanan Bir Gökkuşağı

O Gökkuşağında Bir Renk: Meryem Güler

Bozkırın o çorak, verimsiz, ucu bucağı görünmeyen sonsuzluğuna can veren bir yiğitlik hikayesiydi. Sonsuzluğu gökkuşağına ulaştırma sevdası…

Yıl 1973, yer Kırıkkale. Yoksul, emekçi, Türkmen bir aile. Evin en küçüğünü kucakladılar o yıl, Meryem’i. Büyüdü, çocuk oldu Meryem. Ezelden beri genel geçerlerle “fıtrat, yazgı” denilen dönemin sefaletini, yoksulluğunu ve kanlı faşizmini küçücük yüreğinde henüz tanımlayamadığı bir öfkeyle izliyordu. Bu öfke, o henüz yedi yaşındayken 20 Temmuz 1980′ de resmi ve sivil faşistlerce katledilen abisi Adem’le doruk noktasına ulaşmıştı. Abisinin şehadeti onun hayatında bir dönüm noktasıydı. Yıllar yılı hafızasına nakşettiği bu olay ve memleketin durumu ona pek çok görev ve sorumluluk yüklüyor, aklında veyüreğinde yeni bir bilinç yükseliyordu. Bu bilinç onu TDP (Türkiye Devrim Partisi) ile buluşturmuştur. Kimilerinin köşelerine sinip çekilmeyi tercih ettiği, kimilerinin Kürdistan takıntılarına saplanıp kaldığı, kimilerinin boş bir lafazanlığa giriştiği bir dönemde O, Orta Anadolu’nun yoksulluğundan doğan mücadelesini Kürt Halkı’nın mücadelesiyle sentezlemiştir. Anadolu’dan  Mezopotamya’ya uzanan gökkuşağında bir renk olan Meryem, girdiği her ortamı ve mücadelenin tüm mevzilerini bu gökkuşağına bezemiş, tüm eylem ve söylemlerinde o yüce insana ulaşma gayesini göstermiştir.

O soğuk koğuşta, sıcak bir ortam yaratmak için ilk olarak mekanı düzenleyerek başladı işe. Bu çabayı şöyle anlatmıştı bir yoldaşına:

”Biz de senin tabirinle koğuşu güzelleştirdik. Duvarları kırmızı, sarı renkle süsledik. Bayrağımızı bize gönderirseniz sevinirim. Elbette duvarları süslemek yetmez ama bulunduğumuz her alanı güzelleştirmek gerektiğini kabul etmek gerekir. İçimizdeki sevdaları bir gün herkes anlayacaktır. İşte o zaman güzelliklerimizi anlayacaklar ve gerçekanlamda güzelleşmemiz de teoriyi pratiğe dönüştürmekten geçer.” (Eylül, 1993)

Onun da ifade ettiği gibi teorisiyle pratiğiyle bir bütün halinde yaşayan Meryem 1993’te İstanbul’da yürüttüğü silahlı şehir faaliyetleri nedeniyle tutuklanmış, aynı gün Sakarya Hapishanesine sevk edilmiş, buranın ilk devrimci tutsaklarından biri olmuştur. Bu tutsaklık boyunca bir seferinde Gayrettepe işkencehanelerinde karşılaştığı yoldaşları için şunları kaleme aldı:

”Umulmadık bir zamanda

hiç umulmadık bir yerde

karşılaşmak

Merhaba demek dostlara arkasından

Zincir sesleriyle ayrılmak

Hoşçakal diyerek…

Düdük sesleriyle yatmak

Ve düdük sesleriyle kalkmak

Yaşanmamış sevdaları yarıda kesmek” (2 Eylül 1993)

 

Türkmen halkının baş eğmez, isyancı geleneğinde olduğu gibi zalime, zulme ve adaletsizliğe karşı isyanını dağlarda bir gerilla olarak sürdürecekti artık.

1997, 28 Nisan… Meryem ve TDP savaşçıları grubu, eğitim gördükleri Kürdistan Medya Savunma Alanları’ndan yola çıkıp Dersim üzerinden Karadeniz Bölgesi’ne geçeceklerdi. Kürt Özgürlük Hareketinden yoldaşlarıyla birlikte Dersim’in Hozat’a bağlı Akis kırsalında girdiği çatışmada ölümsüzleşmiştir. Tıpkı ondan önce Karadeniz sevdası ile yola çıkan ve yine Kürdistan’da ölümsüzleşen yoldaşları Rıza, Mehmet ve Ertan gibi… Terin tere, kanın kana karıştığı bir direniş hikayesidir bu. Kimilerine bir cevap, kimilerine bir örnek. Tereddüt ve teslimiyete, zalime, zorbaya geçit vermez bir yaşam olarak hem dünü hem bugünü aydınlatan bir meşaleye dönüşmüştür.

Komünarlar Meryem’i fikirlerini, duruşunu ve eylemini kılavuz bilmiş, bu yolda Meryemleşmeyi temel ilke edinmiştir. Yeni dünyanın komün ruhunu kuşanmış kadınların eseri olacağı tereddüte yer bırakmaksızın bilincimizdedir. Bu bilinçle savaşın mevzilerindeyiz. Bu mevzilerin birinde adeta Meryemleşen Cemre (Eylem Ataş) ölümsüzleşmiştir. Ölümsüzlerimiz Bedreddin, Mahir, Aziz, Cemre, Doğan ve tüm devrim şehitlerinin yolundayız.

Meryem’de cisimleşen mücadeleyi büyüteceğiz!

Meryem Güler ölümsüzdür!

Faşizmi ezeceğiz!

Facebook

CEVAP VER

Please enter your comment!
Adınızı buraya yazınız