Ekrem Demirci: Yaşamıyla, savaşçılığıyla bir şiirdir Orhan Yılmazkaya!*

934

*Ekrem Demirci’nin Orhan Yılmazkaya’yı anma töreninde yaptığı konuşma.

 

Yoldaşlar,
Bugün burada bir devrimciyi, bir örgütçüyü, bir eylemciyi, bir gerillayı, bir komutanı anlatacağım. Aynı zamanda bir düşünce insanını, ideolojik politik öncü bir kadroyu, Marksist bir düşünürü ve pratik devrimciyi, Orhan Yılmazkaya’yı anmak üzere toplanmış bulunuyoruz. Orhan Yılmazkaya gerek yaşamıyla, eylemiyle gerek bizzat o sıcak anda söyleyedikleriyle çok şey anlatmıştır. Onun üzerine çok fazla söyleyeceğimiz şey yoktur. Onu aşamayız. Ama gene de bu büyük yüreğe, düşünce ve eylem insanına, bu gerillaya, bu devrimciye dair duygu ve düşüncelerimizi paylaşmak durumundayız.

Yoldaşlar,
Orhan Yılmazkaya bir dönemi kapatıp yeni bir dönem açmıştır. Bu tartışmasız böyledir. Tıpkı Kızıldere gibi. Ama ikisi arasında bir fark vardır. Kızıldere Türkiye’de, Kürdistan’da, Ortadoğu’da hatta dünyada büyük bir yükseliş döneminin kendi bölgemizdeki büyük bir devrimci kalkışma döneminin içinde gerçekleşti. Denizlerin ve İbrahimlerin de içinde olduğu bu devrimci kopuşu Türkiye burjuvazisi ve uluslar arası işbirlikçileri ve şebekeleri Kızıldere şahsında bitirmek, yok etmek istedi.

Yoldaşlar,
Kızıldere büyük yükseliş döneminin zirvesi ve aynı zamanda kanla bastırılmasıdır, burayı iyi anlamamız gerekiyor. Bütün dünyada da o dönem özgürlük rüzgarları esiyordu. Güney Asya’da da sokaklar, dağlar, kırlar özgürlük savaşçılarıyla doluydu. Büyük bir mücadele sürüyordu. Bütün Hindu-Çin halkları ayaktaydı. Bütün Asya halkları ayaktaydı. Latin Amerika halkları da ayaktaydı. Ortadoğu bu ayaklanma sürecinden kopuk değildi. Ortadoğu, Lübnan, Filistin sahası devrimcilerin merkeziydi. Ve dünyanın birçok coğrafyasından devrimciler bu topraklardan geçtiler. Türkiyeli devrimciler de buradan geçtiler. Biz de 40 yıl önce bu topraklardan geçtik. Lübnan’da, Bekaa’da, Filistin topraklarında dünyanın birçok ülkesinden devrimciler bir aradaydık. İşte 1971 devrimci kopuşunun mayalandığı, hazırlandığı coğrafya bu coğrafyadır, Ortadoğu’dur. Ama Orhan Yılmazkaya, neoliberalizmin işçi sınıfı ve emekçileri atomize ettiği, tasfiyeciliğin hakim olduğu, uzun yıllardır silahlı çatışmaların yaşanmadığı bir süreçte çıkmıştır. Onun eyleminin farkı buradadır. Orhan Yılmazkaya’nın kendisi eylemini tarih bilinciyle Thomas Münzer’lere, Bedreddin’lere kadar uzatmış, Kızıldere’ye gönderme yapmıştır. Son mermisine kadar çatışması, hesap soruculuğuyle bir feda kuşağının sürdürücüsü olduğunu haykıran Orhan Yılmazkaya da bu coğrafyadan geçmiştir.

Yoldaşlar,
Orhan Yılmazkaya Kürdistan’ın özgür dağlarından geçti. Bu özgür topraklardan geçti. Kürt Özgürlük Harketi tarafından özgürleştirilmiş bu topraklara, Türk devleti IŞID ve Nusra’yı besleyip palazlandırarak saldırtmıştır. O da yetmemiş savaş uçaklarıyla, askerleriyle, casuslarıyla herbir yöntemi kullanarak saldırmıştır. Buna rağmen Kürdistan’ın dağları, bu toprakları her tarafı özgürlük kokmaktadır.
İnsanlık, 20 bin yıl önce mağara ve sığınaklarda yaşamak zorunda kalmış ve bu zorunluluk sonucu toplumsallaşmıştır. Emperyalizm ve sömürgecilik 20 bin yıl sonra bizleri yeniden mağaralara ve yeraltı sığınaklarına mecbur bıraktı. Ben TC devletinin her gün bombaladığı tüm bu alanları gezdim ve gördüm. Hepsinin adını hatırlayamayabilirim, hatırladıklarımı söylüyorum. Kandil, Gare, Metina, Avaşin, Haftanin, … bütün bu dağlar, hergün bombalanan bu dağlar ve sarp kayaların her tarafı gerillaların yatağı, yeraltı sığınakları ve mağaralarla doludur. Binlece gerilla 30-40 yıldır buralarda yaşıyor, bu mağaralarda ve yeraltı sığınaklarında yeni bir yaşamı, yeni bir uygarlığı kuruyor. İşte bütün bu dağlarda, mağaralarda, yeraltı sığınaklarında yenilmeyen, asla yanilmeyecek olan, büyük devrimci iradeyi, inadı yaratıcılığı, direnci gördüm.

Bu tarifi zor yaratıcılığı anlatmak için yüksek bir tasvir gücü gerekir. Doğayla insan bütünleşmiştir; sarp kayalar ve mağaralarda kurulmuş neredeyse tam teşekküllü hastaneler, bir çok alanda üretim yapan atölyeler, köstebekler kadar yeraltındaki sığınaklarda toprakla haşır neşir olmuş çoğu genç kadın ve erkek gerillalar, her yeraltı sığınağını süsleyen kütüphaneler, her boyutuyla hummalı bir faaliyet… Sınırın kuzey tarafı çok daha fazla mağara ve sığınaklarla donatılmıştır ve buralarda koca bir direniş ordusu soluk alıp veriyor. İşte TC devleti, bu yüzden bu savaşı çoktan kaybetmiştir. Bırakalım TC’yi dünyadaki hiç bir güç kendini yeniden yaratan bu büyük yükselişi bu büyük direnişi buralardan söküp atamaz.

Yerin altı 20 bin yıl önceki gibi bütün insanlığın yeniden doğuşunu andıran sığınaklarla doludur. Bütün dağlar, mağaralar kayalar yeniden doğuşun simgesidir. Orada yalnız savaşçılar yok, ben orada yeni bir uygarlığın kurucularını da gördüm. Bütün bu saydığım bölgelerde 24 saat tepelerde Heron denilen, Predatör denilen keşif araçları dolanıyor ve Made in USA F-16 uçakları aralıksız bomba yağdırıyor. Bu dağları özgürleştirmek kolay değil, buralarda özgürlüğü yeşertmek kolay değil. On binlerce gerillanın can feda çabasının sonucudur.

Ben bu dağlarda, mağaralarda birçok yerde Orhan yoldaşımızın izlerini gördüm. Orhan Yılmazkaya sadece dağlara, mağaralara, iz bırakmadı. Aynı zamanda bu büyük savaşı yürüten 20 yıllık, 30 yıllık Kürt kadın ve erkek savaşçılarının kalbine de iz bırakmıştır. Ben bizzat onlarca sohbetimde Yılmazkaya’nın izlerini gördüm. Sadece dağlara iz bırakmamıştır, Kürt devrimcilerinin kalbine iz bırakmıştır.

Tecrübeli bir kadın gerillanın Orhan Yılmazkaya için yazdıkları müthiş öğretici şeylerdir. Çok özetle bu konuda sohbetlerde, yazılı anlatımlarda çok şey öğrendik okuduk ve hepsinden çok şey öğrendik. Şimdi bu tecrübeli kadın gerilla komutanın Orhan Yılmazkaya için söylediği birkaç sözünü sizinle paylaşmak istiyorum. Diyor ki; “Biz Orhan Yılmazkaya ile Türkiye’yi tanıdık, Türkiye devrimini tanıdık, Türkiye’de emekçilerin, işçilerin, devrimcilerin yaşadığını bildik, tanıdık. Müthiş güvendik, müthiş güç aldık. Bizzat buradaki varlığıyla bize güç verdi, aynı zamanda onun bilgisinden öğrendik. Çok şey öğrendik.”

Yoldaşlar,
Orhan Yılmazkaya, sadece Kürdistan dağlarına iz bırakmadı, Türkiye tarihinde de büyük bir iz bıraktı. Kızıldere büyük bir yükseliş döneminin parlak ışığıydı, sonra o ışığı söndürmeye çalıştılar. Orhan ise, o büyük yükselişin yenilgiye uğramış olduğu kanlı yıllarda büyük direnişi ile bize yine ışığı gösteren oldu.

Yoldaşlar,
Orhan Yılmazkaya’nın eyleminin anlamını ve giderek büyüyecek etkisini anlamamız için Kızıldere’ye bakmamız gerekiyor. O zaman yaşayanlar bilir, tüm satılık basın ve bir bütün düzen tüm psikolojik savaş mekanizmasıyla “Kızıldere son, herşey bitti” propogandasını yaydılar. Sadece düşman, burjuvazi bunu yapmadı. Aynı zamanda aydınlar ve devrimci sempatizan geniş bir halk kesiminde de aynı karamsar hava hakim oldu. İçeride karargahımızda Kızıldere Şehitleri ile ilgili bir slogan var duvarda. Ne yazıyor o sloganda, “Kızıldere son değil savaş sürüyor!” Evet Orhan Yılmazkaya 38 yıl sonra İstanbul’un göbeğinde Kızıldere’de savaş sürüyor dedi, Kızıldere’yi İstanbul’un Bostancı semtine taşıdı. Kızıldere bir büyük muharebenin son parlamasıydı, Bostancı yeni ve çok daha büyük bir devrimci yükseliş döneminin şimşeği olacaktır. Kızıldere’yi Bostancı’da devam ettirendir Orhan Yılmazkaya.
Orhan Yılmazkaya yaşamı ve bu büyük eylemiyle yeni dönemin işaret fişeğini çakmış, Türkiye Devrimine yeni bir eşik atlatmıştır, aynı zamanda yaşam manifestosunu yazmıştır.

Buna rağmen Orhan Yılmazkaya’yı, sadece Bostancı eylemiyle anarsak eksik bırakmış, bir nevi ona haksızlık etmiş oluruz. Orhan Yılmazkaya komple bir devrimcidir, bir teorisyendir, bir filozoftur, bir edebiyatçıdır, bir şairdir. Kendisi bir şiirdir. Ve bizzat Türkiye topraklarındaki eylemiyle yeni bir dönemin açılışıdır. Nasıl ki o zaman kimsenin anlamadığı bir şeydi Kızıldere. Ama Kızıldere tarihsel rolüyle bilinçleri aydınlattı. Orhan’da simgeleşen devrimci kopuşu da Türkiye Devrimci Hareketi ilkin anlamadı. Ama bu kopuş çizgisi de tarihsel misyonunu oynayacaktır. Orhan Yılmazkaya, Bostancı’da sadece burjuvaziye kurşun sıkmadı, sadece faşizme kurşun sıkmadı, Orhan Yılmazkaya aynı zamanda düşünceleriyle geri sola, teslimeyetçi reformist ve soldaki uyuşukluğa da kurşun sıktı.

Ben herkese tavsiye ediyorum. Yazdıklarını tekrar tekrar okuyun. Ben her okuduğumda yeni bir şey öğreniyorum ve her okuduğumda bunları niye daha önce düşünmedik, daha önce gündeme getirmedik diye düşünüyorum yoldaşlar.
Herkese tavsiye ediyorum. Türkiyeli gençlere, devrimcilere bütün devrimci kamuoyuna Orhan Yılmazkaya’yı yeniden okumalarını tavsiye ediyorum. Orada çok şey bulacaklarına eminim ve dediğim gibi burjuvaziye karşı bu düşünceleri de bir Bostancı eylemidir, onun fikirleri, çürümüş fikirlere karşı bir ateş hattıdır, ateşten fikirlerdir.

Yoldaşlar,
Şimdi bu özgür topraklarda bir kere daha saldırıya uğradık. Uçaklarıyla bombalarıyla saldırdılar. Uçaklarından da, bombalarından da, tanklarından da, obüslerinden de korkmuyoruz, buradayız. Buradayız, Kuzey Suriye halklarıyla birlikte. Ortadoğu’nun bütün ilerici insanlığıyla birlikte. Ortadoğu’nun anti emperyalistleriyle, Ortadoğu’nun halklarıyla, Ortadoğu’nun emekçileriyle, devrimcileriyle beraber bekliyoruz. Şengal’e Karaçox’a ve Kürdistan’ın dağına taşına düşen bombalar hiçbir şey yapmadı. Aramızdan bazı yoldaşlarımızı aldı. Ama bu bombalar, Türkiye ve Kürdistan devrimine bir kayıp verdiremediler yoldaşlar. Kolumuzu, devrimimizin kolunu değil parmağını bile koparamadılar. Sadece saçlarımızı traş ettiler. Ama daha da gür çıkıyor, çıkacak saçlarımız.

Yoldaşlar,
AKP faşizminden gelen tüm saldırılar, tüm bombalar bu mücadeleyi geriletmiyor, devrim ateşini harlıyor, Türkiye devrimini harlıyor, Kürdistan devrimini, Ortadoğu devrimini harlıyor. Devam edin bombalarınıza. Ama yakında cevabını alacaksınız.

Özgürlük Güçleri’nin sloganı, “Hiçbir yerdeyken, her yerdeyiz”. Burda açık söylüyorum, evet hiçbir yerdeyken her yerdeyiz! Sadece burada değiliz. Türkiye’nin dağlarındayız. Türkiye’nin şehirlerindeyiz. Onlar karakollarında, kışlalarında, fabrikalarında, villalarında, o lüks bürolarında, o koltuklarında rahat edemeyecekler. Boş bir şey söylemiyorum. O saraylarını da, o saltanatlarını da başlarına yıkacağız. Bu mücadele uzun sürecektir. Bir bombayla, bir uçakla, bir takım saldırılarla hiçbir halk mücadelesi geriletilemez.

Yoldaşlar,
Buradaki mücadelemiz gerçek anlamına kavuşacaktır. Şunu artık görmeliyiz: Savaş her tarafta yükselecek! Faşist devlet sadece buraları bombalamıyor, DAİŞ çeteleri sadece burada bombaları patlatmıyor. Türkiye’nin her tarafında, işçi ve emekçi halkları da bu bombaların hedefindedir. O bombalar buradan daha çok oradaki beyinleri allak bullak edecek. Biz bu bombaları üzerimize yağdıranların saraylarının dibinde, kendi mevzilerinin dibinde cevaplarımızı vereceğiz, beklesinler!

Yoldaşlar,
Son olarak şunları söylemek istiyorum; Orhan Yılmazkaya tanıdığım ve tanımaktan onur duyduğum bir devrimcidir. Zaten birbirimize yoldaş diye hitap ediyorduk. Şimdi aynı çizgide buluşmamız bir akım oluşturacaktır. Küçük derelerin birleşerek taşkın bir nehre dönüşerek hedefine doğru akmasıdır bu. Orhan Yılmazkaya’nın Özgürlük Güçlerimizle, Komünar devrimciliği ile buluşması, birleşmesi bizi daha da güçlendirmiştir. Çok daha güçleneceğiz yoldaşlar. Güçlenmek zorundayız. karşımızdaki düşmanla mücadele etmek için bütün dereleri birleştireceğiz. Sadece Orhan’la değil Türkiye’nin bütün aydın, devrimci entelektüel sol birikimini de birleştireceğiz. Bu bir temenni değil, arzu ve dilek değil, hayatın gereğidir. Madem ki her şeyiyle her yere saldırıyorlar, o zaman bölge halklarının da, Kuzey Suriye halklarının da, Türkiye ve Kürdistan halklarının da geri kaçacağı bir yeri yoktur, üstlerine üstlerine gideceğiz.

Yoldaşlar,
Orhan Yılmazkaya’dan aldığımız güçle Türkiye’deki bütün devrimci güçlerine ve halk güçlerine, emekçilere, gençlere çağrı yapıyoruz. Evet, geriye kaçmayalım. Artık dik durmanın, karşı durmanın ve onlara gereken cevabı vermenin zamanıdır. Orhan Yılmazkaya’yı tekrar anıyor ve sözlerimi bitiriyorum.
Yaşasın Devrim!
Yaşasın Sosyalizm!
Faşizmi Ezeceğiz!

Facebook

CEVAP VER

Please enter your comment!
Adınızı buraya yazınız