70 milyonluk memleketin ve hatta dünyanın tasası sanki birkaç binlik kişiyi sardı. Her tehdit ve tehlikeye bağıran onlar, kafa tutan onlar ölen onlar… Azlığın hafifliğiyle her yere uçan onlar, her gediğe taş taşıyan her taşın altına elini sokan onlardı…

Azız ama nitelik önemli dedik moral bulduk kendimizle, damlaya damlaya göl olacağız dedik ama toprak çok kıraçtı sünger gibi emdi damlalarımızı henüz göl olamadık. Göl olacak yoğunlukta damlanın sürekliliği de olmadıydı. Ama olsun göl olamadıysa da damladığı yerden çiçekler fışkırdı.

Dönem vahşi, dönem sinsi, dönem kalleş… Kafa kaldıranı ezmek, biat edeni sömürmek üzere kurgulanmış. Düzenden çıkarı olmayanlar dışında herkes mağdur. Yalnız içinde yaşadığımız coğrafya değil un gibi eleyecek dünyayı çalkalıyor sıkışan para babaları. Can, insan önemli değil. Tüketemeyen insan kıymetsiz, tüketemeyen insan gereksiz. Ölebilir/öldürülebilir. İnsana bakış, maddi değerini yitiren metaya bakış gibi. İnsanın da enflasyonu çıktı nasılsa.

Tüm bu değersizleştirilme, nihilizm içinden çıkmanın mümkün olacağına inananların yüzü suyu hürmetine dönüyor dünya desek yalan olmaz. Çıkıyor işte itiraz parmağını çekenler. Hayır bu böyle gitmez diyen yaramaz, paramaz çocuklar. Kimse onların arkasından itip “sen devrimci olacaksın” demiyor. Kendi varoluşlarını kendileri seçiyorlar. İçlerinde kaynayan enerji ve huzursuz eden vicdan onları nerede haksızlık, zulüm, kıyım varsa oraya doğru itiyor, onların iç dinamikleri vicdanları. Daima sorguluyorlar, daima eylem halindeler…

Ulaş Bayraktaroğlu, onlardan biriydi. 14 yaşından beri devrimci mücadelenin içinde boyundan büyük eylemlere karıştı. Henüz lisede öğrenciyken tek başına banka soygunu yaptı ve “akıllı sermayenin” aklını başından alarak polisi şaşırtıp Bostancı’dan bindiği tekne ile adalara kaçtı. Fransız Konsolosluğu’nu işgal eyleminde bulundu. Gezi sürecinde hep oradaydı ve polisin attığı bombayı alıp onlara iade edecek kadar cesurdu. Sonra; “ben kendim gitmediğim bir eyleme ve cepheye yoldaşlarımı göndermem” dedi ve Rojava’ya savaşmaya gitti. IŞİD’le Rakka’da savaşırken düştü.

İşte böyle bir şeydi devrimci olmak, kendi kaderini kendin tayin etmekti, vicdanın daima huzursuz olmasıydı, kaybedenlerin yanında olmaktı, dünyayı değiştirmek arzusuydu. Kendin yoksundur artık, tüm ezilenlerin derdidir senin derdin…

Halkların, kardeşliği ve özgürlüğü için çarpışanlara ve düşenlere selam olsun! Mücadeleniz, devrimin ve tüm halkların özgürlüğü önünde ışık olsun! Sizi özlemle ve gururla anacağız. Ve çocukluğundan beri tanıdığım Ulaş Yoldaş, seni unutmayacağım!

 

Facebook

CEVAP VER

Please enter your comment!
Adınızı buraya yazınız