Daha da eceliyle ölmeyi bekleyebilene… -Mitka Babai

1141

Sonra bir ıslık tutturuyorsun uzun,

inceden

Fakat nefes ya bu

Kesiliveriyor aniden

Yitiriyorsun

Sıradan kendinde bir partizanın ayak sesleriyle çınlayan çok değil bir ranza, bir komidin, üstünde üniversitenin sınıf öğretmenliğine ait bir takım kitap, 1940’lara aitliğiyle hevesle alınmış pek de ucuza kapatılmış okunmak üzere başucuna istiflenmiş Marksizm klasikleri, hemen yanında ana, baba, kardeş, yoldaş, liseden arkadaş daha pek çok değerlinin vesikalık fotoğrafları…

Bazen sesli okurdu onu, griye çalan beyaz bir perdenin ortak alandan ayırdığı, pencereden baktığında ancak kaldırımı ve onun üstünde durmadan yol alanların ayaklarının ritmiyle hareketlendiği hissine kapıldığı yatağında. Bilmem kaçıncı sayfada, hangi gün aralardı saman sarısı sayfaları. Santa Clara’da rüyalara dalar, partizanı yakalar ona merak ettiklerinden ancak birkaçını utana sıkıla sorardı. Evhamı sevmez anı yaşar, yaşatırdı. Eşine az rastlanır bir saflık ve merhametle öfkelenirdi. Öfkesi kozasından çıkmaya hazırlanan bir kelebeğin kanatlarına gizlenmiş mavi ile kara gibi bir şeydi. Memleketin tüm garibanlığını, yosulluğunu anlatırdı gözbebekleri. Kendi için hiçbir şey yapmazdı.

Annesi -40’lı yaşlardaydı sanırım-, bazen İzmir çarşı pazarlarından kendi zevkine göre seçtiği birkaç parça üst baş yollardı. Öyle mutlu olurdu ki, giyim kuşamı çeşitlenecek diye değil, yazı geçirecek kadar oldu mu tamamdı onun için. Bedeninin iki katı kıyafetlerin içinde kaybolurdu Asiyem…

Sabahın eri, Ankara’nın soğuğu anahtarı eline alıp açana kadar o kapıyı, sızlardı Asiyem’in parmakları. Bilmem kaç zaman emeği geçti o kafeye. Grup grup müdavimleri vardı artık kafenin ya da Asiye’nin -öğrenci, işçi, yaşlı-, işler iyice açılmış kafe altın çağını yaşıyordu. Asiye’den önce kafeyi çekip çeviren hafiften asabi, gençten samimi bir arkadaş vardı. “Nasıl oluyor ya Asiye, bu ay şuraya buraya, kapattık tüm açığı, sağlam ciro yapmışız haa”, derdi. Mutluluktan, hafif bir tebessümle karşılardı onu Asiye.

Yalnız o yaz pek bir düşünceli ve de durgundu. Birisi, yıllar var ki dağları mesken etmiş. Aklı fikri ondaydı. Sabahın beşinde kalkıp çıkacağımızı bile bile gece doyumsuz bir sohbete dalar, ertesi gün boyu karşılıklı esner durur, sonra yine, birlikte pişman olurduk.

Ankara’nın sarı sıcağında kendini Cebeci’ye atar, bir bardak çay, belki yanında bir kaşarlı poğaça olsun, bir kaç tanıdıkla siyasete dair bir iki kelam ederdi. Nicedir onu ilk okuduğundaki, o ilk kelebek kanadı heyacanı gibi, partizan canlanıverirdi. Rojava’dan açıldı mı konu, iyi bir dinleyiciydi. Çok zaman, bu son sükunetle uğurlardı onları -belki bu iki kelamlık değerli tanıdıkları- metropollerden dağların yücesine, oradan güneye, belki Rojava’ya tek kişilik, kekik kokan patikalardan…

Turuncu gemide yoldaşlar gidiyor tüfekler ellerinde…” Griye çalan beyaz perde aralanr, yanyana gelir birbirimize sokulurduk. Sonuncumuzun işaret parmağıyla, pencereyi tıklatmasıyla bölünürdü sessizliğimiz. Sonra okyanusa açılır bir süreliğine gözden kaybolurdu “turuncu gemi, yoldaşlar…” Turuncuyu severdi.

O yıl ikimizin de ana, baba, kardeşle son konuşmamız, son bakışmamız, son kucaklaşmamızdı. Tek taraflı bir aşk hikayesinin ancak üç gün sürecek olan bohemi mi değil, savaş sonraları dünyayı sarsan o karneyle ekmek alınan yıllara özgü buhran mı, yok değil. Gerçekliğe açılan bir kapı, o kapının önünde yine beraber, sıramızın bir an önce gelmesini bekliyorduk.

O, bu tekdüze sıranın keşmekeşinde kaybolma sıradanlığını özü itibariyle göze alamazdı. Nasıl alsın ki?.. Hiroşima’yı on kez başa sarsan ancak tarifler bir memleket!..

Mamak-Tuzluçayır dahil, sırtlanırdı tüm gecekonduları yüreğine. Mamak-Tuzluçayır dahil, dakik arşınlardı karlı sokakları. Karışırdı aralarına, “Aleviyim ben”, derdi. Semah dönerdi canlarla, hakka yürürdü hakikat-i insan için…

Hedefine odaklanmış, yayında gergin bir ok gibi başladı bekleyiş. Bir ok gibi fırladı Asiyem. Tarih affetmez, ilk taşı atan adsızın kemikleri sızlardı. Lakin gücü özgürlüğünde bir kadın yarattınız, üstelik pek de yakınınızda Efeler diyarında, Eskişehir’in taş sokaklarında, Ankara’nın sisinde ayazında, Riha-Amed arası annemin memleketi dediği, pek de sevdiği, şirin Siverek’te…

Bu kez partizanın ayak sesleri değil, yoldaşlarının “hoşgeldin” sesleriyle karşılandı. Özgür toprakların tüm özgürlüğüyle sarmaladılar onu… Birleşik Özgürlük Güçleri, bu genç komüncüler, kısa süre sonra bir tarihi anı kayda geçecekti. Aslında tek bir an, pek çok an vardı ona dair, bize dair… Bu anları hatırlatır şimdi, onun elinden özenle çıkmış ince bir bileklik -çoğumuza yapmıştı bundan, elinden gelse tüm orduya yapardı-, can suyunu ilk kez, onun elinden içmiş bir çiçek… Raqqa sınırında bir köy evi, köy evinde bir mevzi… Minbiç’te dostumuz Ahmet dayı, ısmarladığı bir fincan kahve… Asiyem’in, Ahmet dayılarda, “kızım, Zahide” oluşları…

Kendi çabamla biraz zor olurdu herhalde, belki de vazgeçerdim. Hansel ve Grateller geldi aklıma, sürdüm izini, unutmamış beni, sonunda eriştim ona, buldum o küçük patikayı. Nihayet omuz omuzaydık. Oradan hatırlarım nasıl da özenle, tek tek dizerdi mermisini, harcamazdı boşa son mermiye geldi mi… Unutmayın bu son mermiyi.

Başfasişt ordusuyla Cerablus’a geldi ya hani, Minbiç’te bir protesto oldu ya, işte oradaydık, işgalciler şok oldu ya hani, nasıl hoşumuza gitmişti. Ahmet dayının azıcık türkçesiyle Erdoğan’ı maskaraya çeviren lafları var ya hani, ne güzel gülmüştün Asiyem, o gün…

Bir ara o son mermiden söz açıldı, yazamamaştım ya hani, anlatamamıştım ya hani size, birşeyler düğümlenip kalmıştı ya hani, işte o mermi, o karanlığı delip geçti. Hem de zalimin, zorbanın otağına bir atom bombası gibi düştü.

Can Asiyem, İdilim, kızkardeşlerim, cankerdeşlerim…

Cihanım, Cömertim…

Yürüdüler üstüne topunun.

Hani o uzaydan dahi görünen(!) devasa hudutları var ya,

hani iman gücünü(!) kuşanmış çeteleri var ya,

son teknoloji tankları(!) var ya, el pençe divan durdular.

Soluklarıyla harmanlanır şimdi Amanoslar, Toroslar… Asiyem’i anlatır şimdi o partizan, eşe dosta, yoldaşa…

Mitka Babai

25 Mayıs 2017

Facebook

CEVAP VER

Please enter your comment!
Adınızı buraya yazınız