Karasu: Tek tip elbise uygulaması direnişle reddedilecektir

600

AKP-MHP faşizmi toplum üzerindeki baskılarını Kanun Hükmünde Kararnamelerle devam ettiriyor. Son KHK’de ise cezaevlerindeki tutsaklara “tek tip elbise” dayatmasını yasallaştırmak isteyen AKP-MHP faşizminin bu uygulamasına tepkiler de giderek artıyor. 1980’li yıllarda Türkiye’de cezaevlerinde kalan ve bu dönemde de benzer uygulamalara karşı direnişlere öncülük eden ve direniş içinde yer alan KCK Yürütme Konseyi Üyesi Mustafa Karasu, son KHK’yi ve o dönemlerde yaşanan direnişleri ANF’ye anlattı.

“Tek tip elbise” uygulamasının 12 Eylül 1980 askeri faşist darbesi ve sonrasında da dayatıldığını ama direnişlerle boşa çıkarıldığını hatırlatan Karasu şunları söyledi:

“AKP-MHP faşist iktidarı yeni çıkardıkları bir kararnameyle zindandaki siyasi tutsaklara tek tip elbise giymeleri dayatması yapmış bulunmaktadır. Bu, AKP-MHP faşizminin Türkiye halklarına, demokrasi güçlerine ve Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı yürüttüğü faşist saldırıların bir parçası olarak gündeme getirilmiştir. AKP-MHP faşizmi Kürt halkının ve demokrasi güçlerinin iradesini kırma, onları etkisizleştirme ve bu temelde faşizmi kurumsallaştırma politikası yürütürken, tutsaklar şahsında demokrasi güçlerinin ve özgürlük güçlerinin iradesini kırmak için tek tip elbise dayatmasında bulunmuştur. Bu sadece tutsaklara dayatılan bir saldırı değildir; tüm demokrasi güçlerine ve Kürt halkına yönelik bir saldırı olarak gündeme getirilmiştir.”

TEK TİP ELBİSE UYGULAMASI İRADE KIRMA OPERASYONUDUR

AKP-MHP faşizminin otoritesini, zulmünü her yerde kabul ettirme saldırısı yürüttüğü gibi zindanlarda da aynı saldırıyı yürüttüğüne dikkat çeken Karasu, sözlerini şöyle sürdürdü: “İradeleri, inançları ve bedenleri dışında başka bir mücadele imkanları bulunmayan tutsakları bu saldırıyla teslim almaya çalışmaktadır. Bu aslında Türkiye halklarının ve Kürt halkının özgürlük mücadelesini teslim alma saldırısını zindanlar şahsında topluma da kabul ettirme harekatı olmaktadır. Diğer yandan tek tip elbise giydirmeyle devrimcileri, demokratları, faşizme karşı siyasi mücadele verenleri suçluymuş gibi gösterip onların meşruiyetini tartıştırma politikası olmaktadır. AKP-MHP faşizminin kendisi dışındaki tüm siyasi güçleri suçlu gösterme politikasının bir parçası olarak görülmelidir. Dışarıda kendisi dışındaki tüm muhalif güçleri susturma, ezme, iradesini kırma politikasını zindanlarla yeni bir aşamaya taşırmışlardır. Kendileri dışındaki tüm siyasi güçleri gayrimeşru ve ezilmesi gereken güçler olarak yansıtmakta ve tüm politikalarını da bu temelde sürdürmektedirler.”

“Türkiye tarihi boyunca hiçbir iktidarın yapmadığını AKP-MHP faşizmi yapmaktadır” sözleri ile baskı politikalarının boyutlandığını da belirten Mustafa Karasu, bu iktidarın Türkiye’yi tamamen ikiye böldüğünü söyledi. Bu uygulamaların önceki dönemdeki faşist uygulamalardan daha da derin olduğuna dikkat çeken Karasu şunları söyledi:

“Türkiye’de daha önce de sağ iktidarlar olmuştur, otoriter, baskıcı, sömürücü iktidarlar olmuştur. Askeri darbeler dönemi olmuştur. Bu iktidarlar döneminde mutlaka partizanlık, kendi yandaşlarına imkan sağlama olmuştur. AKP-MHP iktidarı ise bundan öte, kendisi gibi düşünmeyen herkesi bürokrasiden, memurluktan ve işçilikten atan, tamamen kendi yandaşlarından oluşmuş bir devlet ve kurumlar yapılanması oluşturmaktadır. 15 Temmuz darbesinden sonra on binlerce KESK üyesini, Kürt işçi ve memurları, muhalif tüm kesimleri öğretmenlikten, işçilikten, sağlıkçılıktan, her türlü memur ve işçilikten atan uygulamalar yapmışlardır. Her KHK döneminde de yine binlercesi memurluktan, işçilikten atılmaktadır. Bürokrasiden atılmaktadır. Hiçbir iktidar döneminde olmayan biçimde kendileri dışındaki toplumsal ve siyasal kesimlere yaşama hakkı tanımayan bir yaklaşım içindedirler.’’ AKP-MHP faşizminin geelinen noktada saldırılarını zindanlara taşırıldığını vurgulayan Karasu şunları dedi: “Bu aslında tüm faşist iktidarların uyguladığı bir yöntemdir. 12 Eylül faşizmi de kendi dışındaki bütün siyasi güçleri baskı altına aldığı gibi, zindandaki tutsaklar şahsında halkın ve emekçilerin iradesini kırma ve teslim alma politikası izlemiştir.”

12 EYLÜL FAŞİZMİ SONUÇ ALAMADI ERDOĞAN FAŞİZMİ DE SONUÇ ALAMAZ

12 Eylül faşizminin dayattığı tek tip elbise uygulamasını Tayyip Erdoğan da dayattığını vurgulayan KCK Yürütme Konseyi Üyesi Mustafa Karasu sözlerini şöyle sürdürdü: “1990’lı yıllarda da cezaevinde bu yönlü bir baskı uygulaması geliştirilmişti. Şimdi bunu Erdoğan ve AKP faşizmi uygulamaktadır. Zaten son yıllarda cezaevleri üzerindeki baskılarını arttırmışlardı. Nitekim iki defa 50-60 günleri aşan ölüm orucu eylemleri gerçekleşmişti. Son zamanlarda bu baskılarını başta kadın tutsaklar üzerinde olmak üzere yoğunlaştırmışlardı. Şimdi bu baskıları tek tip elbise dayatmasıyla yeni bir aşamaya vardırmış bulunuyorlar.”

“Bu saldırılara karşı bir direnişin olacağı kesindir” vurgusunu yapan Karasu daha önceki direnişleri hatırlatarak şunları ifade etti: “Türkiye ve Kürdistan’daki cezaevlerinde ve toplumda tek tip elbiseye karşı direnme iradesi onlarca yıl önce oluşmuştu. Bu konuda büyük direnişler verilmiş, şehadetler de yaşanmıştı. Zindanlarda tek tip elbiseyi kabul etmeme ilkesel bir durum haline gelmişti. Bu açıdan bu elbise dayatması zindanlarda kabul görmeyecektir. Zindanlardaki tutsaklar 12 Eylül faşizmine ve 1990’lı yıllardaki saldırılara karşı yürütülen direnişin ve ödenen bedellerin gereği olarak tek tip elbiseye karşı tutumlarını ortaya koyacaklardır. Zindan tarihi bu tür irade kırma saldırıları karşısında bir direniş geleneği oluşturmuştur. Her dönemdeki tutsaklar bu geleneğe uygun olarak tutum koymakta ve direnmektedirler. Bu açıdan Türkiye ve Kürdistan’daki zindan direniş geleneği köklüdür, güçlüdür. AKP-MHP faşizminin saldırılarına boyun eğecek, onların saldırıları karşısında tek tip elbiseyi kabul edecek bir zindan topluluğu, geleneği ve duruşu söz konusu olmayacaktır.”

DİRENİŞİ SADECE ZİNDANLARLA SINIRLAMAMAK GEREKLİ

Gelinen aşamada zindandaki direnişleri sadece tutsakların üzerine yıkmanın doğru olmayacağının altını çizen Karasu tüm toplumun direnişe ortak olması gerektiğini söyledi. Karasu sözlerini şöyle sürdürdü:

“Tutsakların inançları, iradeleri ve çıplak bedenleri dışında başka direnme imkanları yoktur. Dışarıdaki insanların ise faşizme karşı direnme imkanı fazlasıyla vardır. Öte yandan tek tip elbise dayatmasına karşı sadece bir siyasi eğilim, bir siyasi kesim değil, AKP-MHP faşizmi ve bu faşizmin payandası olanlar dışındaki tüm siyasi eğilim ve kesimler karşı çıkmaktadırlar. Hatta CHP bile tek tip elbiseye karşı olduğunu açıklamıştır. Bu durum Türkiye’de en geniş yelpazede bir muhalif kesim ortaya çıkacağını göstermektedir. İnsani bir durum olduğundan tek tip elbise dayatması karşısında çok geniş bir toplumsal ve siyasal kesimin tutumunu ve direnişini ortaya çıkarmak mümkündür. Eğer dışarıda demokrasi güçleri, insan hakları örgütleri, tutsak aileleri iyi bir örgütlenme ve tutum içine girerlerse, çok zengin eylem yöntemleriyle tek tip elbiseye karşı bir mücadele ortaya koyarlarsa bu saldırıyı püskürtmek zor olmayacaktır. Böyle bir direnişin sorumluluğunu en başta da insan hakları örgütleri, demokratik güçler ve tutsak aileleri üstlenmelidirler. Bu direnişin öncülüğünü kesinlikle zindanlar değil, dışarıdaki bu kesimler yapmalıdırlar.”

Zindan direnişlerinin dışarıdaki direnişlerle ortaklaşması gerektiğini belirten Mustafa Karasu, direniş politikası için ise şunları ifade etti: “Zindandaki tutsakların direnişi dışarıdaki direnişe zemin olan, ona güç katan bir biçimde olur. Yoksa zindandaki direnişle sonuç alınmasını beklemek ya da tek tip elbise dayatmasını püskürtmeyi zindandaki direnişe bağlamak doğru olmayacaktır. Böyle bir yaklaşım, AKP-MHP faşizminin tuzağına düşmek olur. Onlar da zaten tutsaklar içeridedir, ellerinde çok imkan yoktur; biz böyle bir dayatma yaparsak onlara kabul ettiririz anlayışıyla hareket etmektedirler. Ya da KHK kararı bu anlayışla alınmıştır. Bu açıdan AKP-MHP faşizminin bu kararını bozmak için onların düşündüğünün tersine, esas olarak bu direnişi zindan dışına taşırmak, tüm toplumsal kesimleri bu direnişin içine çekmek ve mücadele etmek gerekir.”

EN GENİŞ KESİMLER DİRENİŞTE ORTAK HAREKET ETMELİ

“AKP iktidarı yakın zamana kadar görmediği düzeyde en geniş kesimlerin demokratik muhalefetini karşısında görür” belirlemesi yapan Karasu bu tespitini ise şu sözlerle açıkladı: “Bu açıdan kesinlikle zindandaki direnişlerin gücüne ya da oradaki direnişlere bakmadan, oradaki direnişlerle sonuç alacak gibi bir yaklaşım içine girmeden tutuklu aileleri başta olmak üzere insan hakları derneği, demokratik güçler bu direnişe sahip çıkmalıdırlar. Tek tip elbiseye karşı tutumlarını yaygın biçimde ortaya koymalıdırlar. Bu konuda görüş farklılıkları ne olursa olsun tek tip elbiseye karşı çıkma etrafında bir uzlaşma yaratılabilir. Direnişin karakteri dikkate alınırsa bunun yaratılması zor değildir.

Öte yandan içeride en geniş kesimlerin ortaklığını ve direnişini yaratırken, bunun yanında dış dünyada da insan hakları örgütlerinin, demokrasi güçlerinin bu direnişe destek vermesi sağlanabilir. Zaten AKP iktidarı insan hakları konusunda dış dünyada önemli düzeyde teşhire uğramıştır. AKP faşizminin uluslararası alandaki teşhiri hiçbir dönemde olmadığı kadar yaratılmıştır. Buna da dayanarak, bundan destek alarak tek tip elbise dayatmasına karşı direnişe dış dünyadaki demokratik güçlerin desteği daha da arttırılabilir. Bu yönüyle Türkiye ve Kürdistan’da toplumun direnişi, dışarıda insan hakları ve demokratik çevrelerin tutumuyla zindandaki tutsakların direnişi bütünleştirildiğinde tek tip elbiseye karşı olma etrafında faşizme karşı ciddi bir mücadele ortaya konulabilir. Zaten bu direnişin karakteri ve hedeflediği kararlar gereği sadece tek tip elbise giydirmeye karşı bir direniş değildir; AKP-MHP faşizminin zihniyeti ve politikasına karşı yürütülen bir direniş olmaktadır. Çünkü tek tip elbise dayatması bu faşizmin hem demokrasi güçlerini, hem Kürt halkının özgürlük mücadelesini ezme politikasının bir devamı olarak gündeme gelmiştir. Bu yönüyle bu direniş de faşizme karşı bir direniş olarak ele alınmalıdır. Dolayısıyla sadece tutuklu aileleriyle ya da insan haklarıyla sınırlı olmamalıdır. Yine sadece bazı demokratik kurumlar ve çevrelerle sınırlı olmamalıdır. AKP-MHP faşizmine karşı olan herkesi şu ya da bu düzeyde bu direnişin içine çekmek önemlidir.”

EYLEM ZENGİNLİĞİ İLE DİRENİŞİ BÜYÜTMELİYİZ

Her siyasi çevrenin, farklı toplumsal kesimlerin mücadeleye katılımının değişik biçimde olabileceğini her kesimin kendi özgünlüğünde bir eylem tarzı olabileceğini de belirten Karasu devamla şunları söyledi: “Bu yönüyle de farklı kesimlerin farklı duruşlarını, farklı tutumlarını bir araya getirmek en doğrusudur. Yoksa herkesten aynı eylem biçimini, aynı tutumu beklemek de doğru olmayabilir. Örgütlü, planlı bir temelde çok geniş çevrelerin ortak direnişini geliştirmek önemlidir. Bunun yanında bazı kesimler de kendi koşullarında kendi konumuna göre tek tip elbise giydirmeye karşı bir direniş, bir tutum içinde olurlarsa bunlar toplamda daha güçlü bir direniş ortaya çıkararak AKP faşizmini püskürtebilir.”

1980’li ve 90’lı yılların başındaki direnişler içinde yer alan Mustafa Karasu o dönemlerdeki direniş tecrübesini de şu sözlerle ifade etti:

“Türkiye’de 12 Eylül döneminde de 1990’lı yıllarda da tek tip elbiseye karşı direniş oldu ve tek tip kabul edilmedi. Özal iktidarı döneminde bu uygulamadan vazgeçildi. 1990’lı yıllardaki ağır baskılara rağmen de kabul ettirilemedi. Bu açıdan bugün de direnildiği takdirde bu dayatmanın püskürtülmesi mümkündür. Tek tip elbise dayatması şahsında özellikle Erdoğan teşhir edilebilir. Erdoğan, sadece biz bu uygulamayı yapmıyoruz, ABD’de de var, başka yerlerde de var, demektedir. Başka zamanlar ABD’ye şöyle kafa tutuyor gözükürken, Avrupa’yı ya da başka güçleri şöyle eleştirirken, sıra baskı düzenine, zulme geldiğinde Avrupa ve ABD’deki uygulamaları örnek göstermektedir. Her zaman baskı, zulüm ve faşist uygulamalar konusunda bir adım attığında, bir tutum ortaya koyduğunda bunlar şurada da var, burada da var diyerek kendi yaptıklarını meşrulaştırmaya çalışmaktadır. Başka zaman Avrupa’yı, ABD’yi şöyle böyle eleştirirken, bunlar bizim kültürümüze, bizim tarihimize uygun değildir derken, sıra insanlara zulüm yapmaya, baskı yapmaya geldiğinde buraları örnek göstermesi AKP iktidarının ne kadar ikiyüzlü olduğunu, söylemlerinin hiçbir tutarlılığı olmadığını göstermektedir. Kendi baskısına, zulmüne gerekçe aradığında dünya tarihindeki her türlü olumsuzluğu örnek göstermesi çok iyi biçimde ortaya konulabilir, teşhir edilebilir.”

ERDOĞAN KENDİ FAŞİZMİNİ GİZLEMEK İÇİN ÇABA GÖSTERİYOR

Erdoğan’ın başka ülkelerdeki uygulamaları örnek göstererek kendi karakterini gizlemeye çalıştığını ifade eden Karasu şu tespitleri yaptı: “Öte yandan Tayyip Erdoğan Avrupa’daki ya da başka ülkelerdeki uygulamaları örnek gösterirken, kendi siyasal karakteriyle, sistemiyle, toplumsal karakteriyle diğer yerlerdeki siyasal anlayış ve uygulamalar arasındaki büyük farklılığı unutturmaya çalışmaktadır. Örneğin OHAL yasası var, bu, Fransa’da da var demektedir. Halbuki Fransa’da OHAL döneminde Türkiye’de uygulananların yüzde biri bile uygulanmamaktadır. Bu açıdan Erdoğan’ın şurada, burada da var biçimindeki örnek göstermeleri karşısında Türkiye’deki sistemin faşist karakterini, halk üzerindeki tüm baskı ve zulüm uygulamaları ortaya konularak bu tür örnek vermelerin sadece ve sadece AKP iktidarının faşist yüzünü ve sistemin demokratik olmayan karakterini gösteren ve teşhir eden örnekler olduğu gösterilebilir. Çünkü sistem karakterlerinin farkını ortaya koymadan verilen örnekler aldatıcı olmaktadır. “

Şu anda Türkiye ve Kürdistan’da zindanlarda on binlerce siyasi tutsak bulunduğunu hatırlatan Karasu, bu durumun AKP-MHP faşizminin geldiği düzeyi gösterdiğini ifade etti ve devamla şunları söyledi: “Dünya tarihinin hiçbir döneminde olmadığı kadar kadın tutsak şu anda zindanlarda bulunmaktadır. AKP iktidarı kadın tutsaklar üzerinde de yoğun bir baskı uygulamaktadır. Zaten dünyanın hiçbir ülkesinde, hiçbir döneminde olmadığı kadar Türkiye ve Kürdistan zindanlarında kadın siyasi tutsağın bulunması AKP iktidarının karakterini göstermektedir. Kadınlar üzerinde bu kadar yoğun baskı ve zulüm zaten faşizmin ne kadar azgın, ne kadar saldırgan karakterde olduğunu kanıtlamaktadır. Kadınlar yoğun olarak siyasete katıldığından kadınların siyasal mücadeledeki etkinliği, varlığı arttığından AKP faşizmi bundan büyük bir öfke duymaktadır. Öfkenin, kadınlar üzerindeki bu kadar baskının nedeni de kadınların siyasete katılması, siyasette etkin hale gelmesi, siyasetin demokratik ve özgürlükçü karakterini derinleştirmesinden dolayıdır. Kadınların duruşunun, tutumunun AKP’nin yüzünü, duruşunu teşhir ettiğinden, AKP’ye karşı yürütülen mücadelede önemli bir güç kaynağı olduklarından zindanlarda baskı yaparak kadınların bu siyasi tutum ve mücadelesinden intikam almak istemektedir.”

Erdoğan’ın sözkonusu baskı politikaları ile halkın iradesini kırmayı hedeflediğine dikkat çeken Karasu, demokrasi güçlerinin direnişte ısrarlı olmalarını belirtti.  Her alanda bir şekilde direnişin sürdüğünü de vurgulayan Karasu demokrasi güçleri ve Kürtler için de şunları söyledi: “Demokrasi güçlerinin ve Kürt halkının direnişi kırılamamıştır. İşte buna öfke duyan AKP-MHP faşizmi şimdi zindanlardaki tutsaklar şahsında demokrasi güçlerinin, Kürt halkının özgürlük mücadelesinin iradesini kırma saldırısı başlatmıştır. Bu yönüyle tüm demokrasi güçleri bu saldırıyı sadece zindandaki tutsaklara değil, kendilerine yönelik bir saldırı olarak görmeli ve bu temelde de zindanda tutsaklara yönelik bu saldırıya karşı tutsakların direnişinin yanında aktif biçimde yer almalıdırlar.

AKP-MHP FAŞİZMİ TÜRKİYE’Yİ İKİYE BÖLMÜŞTÜR

Tek tip elbiseye karşı tutsaklar zindanda direnirken her şehirde, her kasabada, her mahallede zindanlarla dayanışma komiteleri kurulabilir. Zindanlarla dayanışma komiteleri bütün demokrasi güçleriyle birlikte bu saldırıya karşı direnişi geliştirebilirler. Bu direniş aynı zamanda 1980’li yıllarda 12 Eylül faşizmine karşı direnen tutsakların anısına bağlılığın gereğidir. Yine 1990’lı yıllarda kirli savaşa karşı yürütülen direnişte şehit düşenler ve mücadele edenlerin anısına bağlılığın gereğidir. Bu yönüyle zindandaki tutsaklara sahip çıkmak, onların direnişini desteklemek, onların direnişinin esas parçası, gövdesi haline gelmek sadece zindanlardaki direnişe değil, Türkiye ve Kürdistan’da onlarca yıldır süren demokrasi mücadelesine sahiplenmek, demokrasi mücadelesinde emek verenlerin, şehit düşenlerin anılarına sahip çıkmaktır. Bu yönüyle hiç zaman kaybetmeden, hemen zindandaki direniş etrafında tüm demokrasi güçlerinin, insan hakları örgütlerinin, insan haklarından yana olan tüm çevrelerin, siyasi görüşü ne olursa olsun her görüşten siyasi tutsakların ailelerinin bir araya gelerek direnişi başlatmaları gerekir. Bu konuda kesinlikle ortaklaşan koordinasyonlar kurabilirler. Bütün siyasi görüşlerin içinde bulunduğu koordinasyonlarla bu direniş her yerde yürütülebilir. Her mahalle, her kasaba, her şehir bir direniş merkezi haline getirilebilir.”

AKP-MHP faşizminin Türkiye’yi ikiye böldüğünü tekrar vurgulayan Karasu ortak mücadelenin önemine vurgu yaptı ve şunları vurguladı: “Türkiye tarihinde ilk defa bir iktidar karşısında bu kadar geniş bir muhalif kesim, rahatsız geniş bir toplumsal kesim bulunmaktadır. Bu açıdan AKP-MHP iktidarı en geniş yelpazede toplumsal kesimlerin bir araya geleceği siyasal zemini, mücadele zeminini ortaya çıkarmıştır. Tek tip elbise dayatmasına karşı direnişle birlikte bu siyasal zemin, bu siyasal ortam doğru değerlendirilerek AKP faşizmine karşı mücadelenin etkin yürütüldüğü bir mücadele süreci ortaya çıkarılabilir.”

Facebook

CEVAP VER

Please enter your comment!
Adınızı buraya yazınız