YPG Sözcüsü Mehmud: Türkiye halkları ile devrim yaptık

894

YPG Sözcüsü Nuri Mehmud, tüm dünyanın aksine Türkiye’nin resmi bir politika olarak kendilerini “terör” ile bağdaştırma çabasına “Türkiye halkları ile hiçbir aşamada sorun yaşamadık, onlarla burada devrim yaptık. Sorun, Türkiye egemenlerinin sorunudur” sözleriyle yanıt verdi.

Kobanê direnişi ile insanlığın tarihinde yeni bir sayfa açıp, Suriye ve Irak ordularının korktuğu DAİŞ’i yenilgiye uğratan Yekîneyên Parastina Gel (YPG), bugün Ortadoğu’nun göbeğinde tüm dünyanın ilgisini çeken askeri bir güç pozisyonunda. Yüzlerini Rojava’ya çeviren dünyanın hemen her yerinden enternasyonal savaşçıları, kurulduğu günden bu yana saflarına katmayı sürdüren YPG, bugüne kadar yapılan saldırılara ya da işgal girişimlerine öz savunma temelinde verdiği yanıtların dışında herhangi tehdit oluşturmamasına rağmen, yanı başındaki Türkiye tarafından iç kamuoyunda siyaseten “terör” ile bağdaştırılmak isteniyor.

Türkiye’nin sürekli tehdit unsuru saydığı YPG’nin Resmi Sözcüsü Nurî Mehmud, kuruluşlarından çatısı altında toplanılan Demokratik Suriye Güçleri’nin (QSD) ortaya çıkışına, DAİŞ ile mücadeleden Türkiye’ye dair yaklaşımlarına, ABD, Rusya ve koalisyon güçleri ile olan ilişkilerinden Suriye’nin geleceğini dair birçok konuda Mezopotamya Ajansı’nın (MA) sorularını yanıtladı.

YPG hangi ihtiyaçlar üzerine, hangi esaslar ile kuruldu, nasıl büyüdü, şimdi ki gücü ne?

“Arap Baharı” denilerek her ne kadar milliyetçi bir karakterle ifade edilse de, Ortadoğu’da halkların özgürlük ihtiyaçları isyanları getirdi. Bu ülkelerde halkların inançsal, etnik ihtiyaçlarının yanında özgürlük talebi vardı. Bunlardan birisi de Suriye toprakları idi.

Özelikle Kuzey Suriye yani Rojava’da özgürlüğe susamış bir halk vardı. Suriye’de isyanlar ile devlet otoritesi yıkılmış, halkların kendilerini koruma ihtiyacı vardı. Biz de başlangıçta mahallelerde, sokaklarda halkımız koruma görevini üstlendik. Rojava halkları kimliksiz bırakılmış, çocuklarını dahi üzerlerine kaydedemiyordu. Özgür, demokratik bir Suriye’ye en fazla ihtiyaç duyan kesimdi. Bu da örgütlenmesinin önünü açtı. Bu sebeple sokaklarda başlattığımız direniş, demokratik yapılar olan halk evleri, sokak güvenlik birimleri ve komünlerinin ortaya çıkmasını sağladı. Tabi bizim Suriye’yi demokratikleştirme ve özgürleştirme gibi bir hedefimiz vardı. Sokaklarda Suriye’de demokratik çözüm tartışılmaya başladı. Bu da kentlerin rejimden kurtarılmasına götürdü. Bu kentlerin korunması, başlayan devrim sürecinin savunulması için daha büyük, organize güçlere ihtiyaç vardı. Yekineyên Parastina Gel (YPG) ve Yekîneyên Parastina Jinê (YPJ) kuruldu.

19 Temmuz’da Kobanê’den başlayarak kentlerin rejimden arındırılması hamlesi başladı. Efrîn, Cizîr ve diğer kentler rejimden arındırıldı. Bu kentlerdeki toplumun ihtiyaçlarını giderebilmesi için savunmaya ihtiyacı vardı. Biz kentlerin sınırlarına konumlandık. Sokaklarda komünler oluşturan toplum 3 kanton ilan etti. Biz de bu kantonların siyasi kararı doğrultusunda bölgenin savunma görevini üstlendik.

Sonrasında Girê Spî, Kizwan Dağları, Minbic, Şedadê, Hol, Eyn İsa, Rakka özgürleşince bir mozaik ortaya çıktı ve YPG’nin temsiliyet ve savunmasının genişletilmesi ihtiyacı doğdu.

Kuzey Suriye’yi savunacak Demokratik Suriye Güçleri (QSD) ortaya çıktı. Biz de rejim, DAİŞ, Nusra, Ehrar’a karşı yürüttüğümüz mücadeleden edindiğimiz tecrübeler ile öncü olarak bu gücün içerisinde yer aldık. Savunma güçleri toplumun ihtiyaçlarına göre, sokaktan Kuzey Suriye savunmasına kadar gelişti. Suriye’de toplumun meşru güçleri olarak ortaya çıkan güçlerin tamamı iktidarlarının peşine düşüp, kentlerin yok edilmesine, milyonların göç etmesine, yüz binlerin ölmesine yol açarken, bizim bölgelerde insanlar demokratik sistemi inşa çalışması yürüttü. Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) dahi savaştığı ordunun yerine geçmeye çalışırken biz sokaklarda, kentlerde halklar neyi tartışıyor ve karar alıyorsa onlara göre kendimizi konumlandırdık. Demokrasi ve özgürlük hedefimizi toplumun siyasi kararlarına göre belirledik.

QSD oluştu neden hala YPG var? YPG, Kürtlerin gücü olarak mı QSD’nin bünyesinde yer alıyor?

Bölge ordularının tamamı DAİŞ’e karşı yenilirken, YPG DAİŞ’in yenilebileceğini gösterdi. QSD de DAİŞ’in hilafetin başkenti olarak tanımladığı Rakka’yı alarak DAİŞ için sonun başlangıcını başlattı

QSD’nin içinde sadece biz değil, Minbic, Rakka, Dêra Zor Askeri Meclisleri, diğer etnik yapıların güçleri, Ceyş El Suwar ve daha çok sayıda askeri güç var. QSD hala ordu aşamasında değil. Toplumun savunma gücüdür ve bunu başardı. Toplumun gelişmesi, kalkınması, demokratik sisteminin inşasının önünü açtı. Bölgenin savunmasında yer almak, toplumu önünü açmak isteyen her güç QSD’nin içinde yer alabilir. Devrim sürecinde bu gücün büyütülmesi ve her gücün yer alması önemlidir.

YPG’de bu güç içinde yer alarak görevlerini yerine getiriyor. Rejim ordusunun toplum gibi bir çabası yok. Esad’ı koruduğu kadar toplumu korumuyor. Bu sebeple QSD alternatif bir güçtür. Henüz ordulaşmadığı için de toplum öncelikli her güç kendi rengiyle yer alabilir. YPG devrim sürecini tamamlanana, toplumun siyasi kararı ortaya çıkana kadar bu güce öncülük edecek, tüm olanaklarını sunacaktır. Devrim süreci tamamlanıp, toplum yeni bir model önerdiğinde, YPG de kendisini toplumun kararına göre şekillendirecektir. O zamana kadar da her gücün QSD içindeki varlığı önemli ve değerlidir.

Rejim, elindeki tanklar, uçaklar ve büyük silahlarına rağmen Rakka’yı DAİŞ’e bıraktı. DAİŞ oradan Musul’a, Ortadoğu devletlerine yayıldı ve Avrupa kentlerinde terör eylemleri yapmaya başladı. Bir taraftan Şam, diğer taraftan Bağdat’a dayanan DAİŞ, ilk kez Kobanê’de bizim başlattığımız toplumsal direnişli kırıldı. Bölge ordularının tamamı DAİŞê karşı yenilirken, YPG DAİŞ’in yenilebileceğini gösterdi. QSD’de DAİŞ’in hilafetin başkenti olarak tanımladığı Rakka’yı alarak DAİŞ için sonun başlangıcını başlattı.

Birçok güç sizin başarılarınızın temelinde ABD, Rusya ve koalisyonun desteği olduğunu belirtiyor. Bunun aslı nedir? Söz konusu güçler olmadan da kendinizi savunacak güçte misiniz? Bu güçlere ne kadar ihtiyaç duyuyorsunuz?

“Günümüze kadar çok sayıda fedai arkadaşımızı yitirdik, şehitlerimiz var. Ancak hiçbir saldırıya karşı yenilmedik, hep başarılı olduk. Biz toplumumuzu savunacak güçteyiz”

Bu güçler, sokak ve kent direnişlerinde bizi desteklemediler. Toplum ile birlikte direndik, mücadele ettik. İlk destekleri Kobanê direnişinin son aşamalarındadır. Kobanê’de uluslararası tehdit oluşturmaya başlayan DAİŞ’e karşı bir ay beklenmeyen bir direniş sergilenip, dünya halklarının dikkatini çekince bu güçler destek vermeye başladı.

Bölgenin demokrasi karşıtı egemen güçleri, uluslararası güçleri kendi çıkarları doğrultusunda konumlandırmak istiyorlardı. Bölge egemenlerinin ordularını toplayıp Kobanê’ye koysan, Miştenur Tepesi’ni alan DAİŞ’in karşısında yenilirdiler. Kobanê halkı ve YPG/YPJ güçleri, DAİŞ’e karşı onur, insanlık mücadelesi verdi. Bu direnişi gören dünya insanlığından çok sayıda yurttaş bu direnişe ortak oldu. Dünya insanlığı bu direnişe sahip çıkınca uluslararası güçler hakikatin bu güçlerin yanında durmak olduğunu ve geç kaldıklarını anladılar.

Bu güçler başlangıçta bu hakikati görüp, ona göre hareket etseydiler, belki de Suriye savaşı bu kadar yıkıcı ve ağır olmayacaktı. Kobanê’de YPG/YPJ ve kent yaşayanları ferdi silahlar ile Rakka’dan getirilen ağır silahlara karşı direndi. DAİŞ’in elindeki teknik güç, ABD ve koalisyonun desteği ile boşa çıkarıldı. Bu toplum için tarihi bir dönüm noktası oldu. Bu güçlerin Rakka’ya kadar dünya insanlığı için tehdit olan DAİŞ’e karşı desteği, insanlık için büyük bir umut yarattı.

Dünya halklarının Kobanê için ayaklanması bu güçleri destek noktasına getirdi. Mesele bizim bu güçler olmadan kendimizi savunup savunamayacağımız meselesi değil. Sorun güçlerin ortaklaşması ve birlikte toplumu savunma görevidir. Önemli olan toplumun hizmetini görmektir. Bunun yanında bizim güçlerimizde artık profesyonel güçlerdir. Hem iç savunma hem dış savunma alanlarında eğitilen güçlerdir. Taktikler, askeri stratejiler geliştirebilecek güçlerdir. Günümüze kadar da hem teröre karşı hem de her taraftan gelen saldırılara karşı başarılı bir şekilde durabilen bir güçtür. Günümüze kadar çok sayıda fedai arkadaşımızı yitirdik, şehitlerimiz var. Ancak hiçbir saldırıya karşı yenilmedik, hep başarılı olduk. Biz toplumumuzu savunacak güçteyiz, ancak uluslararası güçlerle ilişkiye de önem veriyoruz. Biz uluslararası teröre karşı mücadele edecek güçlere sahibiz, söz konusu güçlerle ilişkimizi daha da geliştirmek istiyoruz. Dünya terörizmine karşı da nerede olursa olsun savaşmaya hazırız. Bu ilişkinin hukuki alt yapısının oluşması QSD, uluslararası güçler, YPG/YPJ’nin ortaklığının büyümesi lazım.

Bunun dışında “Biz kendi kendimizi savunuruz” söyleminin klasik bir slogan olduğunu düşünüyoruz. Toplumların bir olduğu, insanlık çıkarına kurumların ortaklaştığı zamanlarda başarının söz konusu olduğunu düşünüyoruz. QSD, YPG/YPJ ve uluslararası güçlerin insanlığın “savunma kurumu” olarak ilişkilerinin hukuki altyapısını oluşturması lazım.

Uluslararası hukuk QSD, YPG/YPJ’yi tanımalı ve ilişki gelişmeli ki, nasıl insanlık direnişimizde bizim yanımızda durduysa bizde dünya insanlığı için nerede olursa olsun teröre karşı savaşalım.

Türkiye’nin sınırı boyunca YPG gücü konumlanmış. Türk Devleti sizi tehdit sayarak Şehba bölgesinde Ezaz, Cerablus arasını alarak Bab’a kadar girdi. Yine şimdi Efrîn’in batısındaki İdlip topraklarına girdi. Hem sınır hattı boyunca, hem her iki bölgeden sizin güçlerinizi sürekli taciz ediyor. Siz gerçekten Türkiye için sınır boyunca konumlanmış bir tehdit misiniz? Yoksa bu AKP Hükümetinin yarattığı bir paranoyamı?

Türkiye egemenleri, askeri güçleri kendi çıkarlarına kullanıyor. Demokrasinin kazanımlarına saldırıyor, gelişmesini engellemek istiyor. Efrîn’e saldırılarının tamamı da bu çerçevededir. Yoksa Türkiye için tehdit olmadığımız gibi, onun savunması için önemli bir role sahibiz

İşin aslına bakarsanız YPG’nin ilanından beridir Rojava veya Kuzey Suriye’den Türkiye’ye tek saldırı olmamıştır. Bunun aksine DAİŞ, El Nusra, Ehrar El Şam sürekli Türkiye sınırlarından bize saldırmış. Yine sınırı koruyarak teröristlerin Türkiye’ye geçişine engel olduk. Türkiye sınırındaki DAİŞ’i yüzlerce kilometre öte tarafa gönderdik. Bunun yanında Türkiye halkları aylarca sınırlarımızda bekleyerek Rojava Devrimi’ne büyük katkı sağladı, Kobanê direnişine ortak oldu. Moral, sağlık desteğinde bulundular, devrimcileri gelip kanlarını kanlarımızla bir ettiler. Sona kadar yanımızda durdular, buradaki demokrasinin Türkiye’de de gelişmesi umudunu taşıdılar. Biz Türkiye halkları ile hiçbir aşama da sorun yaşamadık, onlarla burada devrim yaptık. Sorun Türkiye egemenlerinin sorunudur.

Biz sokaklarda, mahallelerde tartışıp sistemini ören halkların savunma gücüyüz. Bu demokratik bir sistemdir. Bölgede ilk kez aynı sokakta Hıristiyan, Müslüman, Êzidî ve tüm etnik kökenlerden halklar birlikte yaşamaya başladı. İnançları, kültürleri, kimlikleri ile yaşamaya ve geliştirmeye başladılar. Türkiye egemenleri demokrasinin bu şekilde gelişmesinden korktular. Bu sebeple de orduları ve eğitip destek verdikleri gruplar eli ile sürekli bize saldırdılar. Biz şimdi de bir diyalogun gelişmesi, demokrasi için hazırız. Bu sebeple Türkiye’ye hiçbir düşmanlığımız olmadığı gibi komşumuz olduğu için iyi ilişkiler geliştirmek, toplumuzun ticaret yaparak fayda sağlamasını istiyoruz.

Türkiye egemenleri, askeri güçleri kendi çıkarlarına kullanıyor. Demokrasinin kazanımlarına saldırıyor, gelişmesini engellemek istiyor. Efrîn’e saldırılarının tamamı da bu çerçevededir. Yoksa Türkiye için tehdit olmadığımız gibi, onun savunması için önemli bir role sahibiz. Çünkü sınırlarımızı koruyarak her tür terör öbeklerinin geçişini engelliyoruz. Sınırlarımızdan tek saldırı olmamıştır. Yapılan saldırılara karşıda sadece kendi savunmamızı aldık.

Sorun Türkiye halkları ile Kuzey Suriye halkları arasında değildir. Sorun demokrasinin gelişmesinden korkan Türkiye egemenlerinin sorunudur. Bu doğrultuda da Suriye’de devrim gücü olarak çıkan ÖSO gruplarını da kullanıyor. Hama, Humus, Halep’i bıraktırarak Efrîn’e karşı kullanıyor.

Baas rejimi iktidarında Suriye yıkımı yaşadı. Rejim ile devam edilebilinir mi? İlişkiniz nedir? Esad ne olacak? QSD ve YPG, Suriye Ordusu için hangi noktada olacak?

Suriye toprakları tarihi ve çok sayıda kültüre sahiplik etmiş topraklardır. Toplulukların yaşam ördüğü topraklardır. Bu tarihi mirası ile Suriye tüm sorunlarını çözebilecek güçtedir. Tüm tarafların birlikte yaşamı örebileceği topraklardır. Bu kültür ve çözüm gücüne sahiptir. Esad’lı rejim eğer eskiyi dayatır, Suriye’nin öncesi yaşamı dayatırsa bu imkansızdır. Bu dağıtır, parçalar. Devrimin amaç ve hedeflerine göre konumlanır ise, bu çözümü getirir.

Bizim DAİŞ’i yenilgiye uğratmamızdan sonra rejimin de DAİŞê karşı kısmi başarısı Esad’ı eski iktidarını kurma arayışına itti. Ancak bu bir hayalden öteye geçemez. Gerçek çözüm herkesin demokrasi ve özgürlükler sahasına gelmesi ile gerçekleşir. Buna da Suriye halkları karar verecek.

Biz ya da Esad değil. Halklar çözümün formülünü gösterecek, biz ve Esad ona göre konumlanacak. Biz halkların savunma gücüyüz. Bu sebeple bize karşı yönelimlere de halkların verdiği karar doğrultusunda durur, cevap oluruz.

Kaynak: Mezopatamya Ajansı

Facebook

CEVAP VER

Please enter your comment!
Adınızı buraya yazınız