Devrimci Siyasetin Yeni Dönemi

95

Ülkemiz işçi sınıfı ve ezilenlerinin mücadelesinin en şiddetli yaşandığı bir tarihsel dönemden geçmekteyiz. Dünya kapitalist sistemi büyük bir kriz yaşamakta, Türkiye kapitalizmi bu krizi yapısal nedenlerle daha şiddetli hissetmektedir. Ülkeden olası yabancı sermaye kaçısını önlemek için Erdoğan bir dizi teşvikle ülkeyi ucuz emek ve karlı yatırım cenneti haline getirme çabası içerisindedir. Bu yönüyle mevcut Türkiye kapitalizmi tel tel dökülmektedir. Günlük olarak palyatif önlemlerle ötelenen krizler, her ertelendiğinde bir sonraki durakta daha şiddetli olarak karşımıza çıkmaktadır.

Ülkemiz ekonomisinin yaşadığı sıkıntılarla birlikte krizi daha da yapısal kılan önemli bir gelişme de ülkemizde yaşanan savaş gerçekliğidir. Kürt halkına ve Türkiye işçi sınıfına savaş ilan etmiş olan faşist rejim yürüttüğü savaşın yüksek maliyetiyle krizi daha da yapısal hissetmektedir. İşçi sınıfı ve emekçilerin yaşamını tehdit etmektedir. Kürt halkına dönük olarak hem sınır içinde hem de sınır dışında yürütülen savaş pratiği ülkeyi ekonomik ve siyasi olarak kapsamlı bir istikrarsızlığa sürüklemektedir. Bu yönüyle faşizm adım adım uçuruma doğru ilerlemektedir. Ancak her şeye rağmen Erdoğan rejimi bunu yapmak zorundadır. Varlığını devam ettirmek için ülke içinde ve dışında savaş politikalarında ısrar etmektedir. Bu açıdan Erdoğan rejiminin yıkılışının tek yolu yürüttüğü savaşın içerisinde boğulmasıdır. Yani işçi sınıfı ve ezilenlerin eylemiyle yenilmesidir. Bu günün güncel görevi faşizmin saldırıları karşısında bulunan bütün alanlarda kesintisiz devrimci taarruz pratiğini hayata geçirmektir.

Erdoğan rejiminde Türkiye asla 7 Haziran sürecine geri dönmeyecektir. Yaşanan amasız fakatsız bir faşizmdir. Bu yönüyle faşizme karşı ülkemiz devrimcilerin görevi bütün mücadele yöntemlerini kullanarak faşizme karşı mücadeleyi büyütmektir. Gelinen noktada Türkiye’de demokratik siyaset zemini her gün daha da daralmaktadır. Faşizm her gün devrimci siyaset başta olmak üzere bütün muhalif kesimleri hedef almaktadır. Gelinen nokta Erdoğan’ın kendi rızasıyla iktidarı terk etmeyeceğini kavramak gerekiyor. Faşizmin karşısında mücadele yeni dönemin yeni araçlarıyla yürütülecektir. Bu eski dönemin argümanları ve araçlarını hedefleyen bir yaklaşımı terk etmeyi zorunlu kılar. Bugün demokratik siyaset zemini bir düzeyde vardır ancak her gün faşizmin baskılarıyla tutuklama ve yasaklarla biraz daha daraltılmaktadır. Şimdi burada elbette demokratik siyasetin önemsizliğini ya da gereksizliğini anlatmak en son sonuç olacaktır. Tam tersine bu zeminde fiili meşru mücadele büyütülmeli, işçi sınıfı ve emekçilerle daha güçlü bağlar kurulmalıdır. Ancak demokratik siyaset olarak tanımlanan zemin meşru devrimci mücadele zeminidir, devrimci siyasetin genel stratejisine uyumlu olmak zorundadır. Kelimenin gerçek anlamıyla demokratik siyaset faşizme karşı savaşan savaş örgütüyle uyumlu olmadığı sürece mevcut şartlar içerisinde her geçen gün daha da zayıflamak zorunda kalacaktır. Elbette herkes kendi işini yapmalı ama ortak stratejinin parçası olarak bunu hayata geçirmelidir. Bu ortak strateji faşizme karşı kesintisiz devrimci taarruz pratiğidir. Bu pratik fiili meşru mücadeleyi önemsizleştirmez tam tersine daha önemli kılar. Zira bu zeminin güçlenmesi, örgütlenmesi aynı zamanda savaş örgütünün sözünün hayat içerisinde daha güçlü örgütlenmesi anlamına gelir.

Türkiye’de gelişmeler her geçen gün daha karmaşık bir hal alıyor. Devrimci güçlerinin zayıflığı , işçi sınıfının örgütsüzlüğü ve özel olarak devrimci siyasetin içinde bulunduğu açmazlar bizleri bir dönem doğru devrimci hamle yapma konusunda alıkoymuş durumdadır.

Elbette özellikle geçmiş iki yıllık pratiğimizde doğru yaptığımız kadar eksik yaptığımız çok şey oldu ama şimdi bunlara bakarak karamsarlığa düşme zamanı değildir. Şimdi faşizme karşı savaşı büyütme zamanıdır. Mehmet yoldaş, Ulaş yoldaş ve diğer şehit yoldaşların yolundan faşizme karşı savaşı örgütleme zamanıdır.

Tarihsel ve politik haklılığımız bizlere bunu dayatmaktadır. Şimdi yapılması gereken devrimci siyasetin bütün bileşenleriyle en güçlü şekilde harekete geçmesi işçi sınıfı ve emekçileri kazanmak için var gücüyle çalışmasıdır. Zira yürütülen savaş işçi sınıfı ve emekçiler için yürütülen bir savaştır. Faşizm devrimci siyaset öncülüğünde örgütlenen işçi sınıfı ve emekçilerin eylemiyle yıkılacaktır.

Yeni dönem savaşın büyüyeceği işçi sınıfı ve emekçilerin devrimci siyaset saflarına kazanacağı bir dönem olacaktır. Herkes buna uygun bir pozisyon almalı hayatını buna göre planlamalıdır. İş yeri iş yeri, fabrika fabrika, okul okul, sokak sokak faşizme karşı mücadeleyi büyütmeliyiz. Burada herkesin yapabileceği bir şeyler vardır. Elbette savaş örgütü savaşı yürütecektir ancak devrimci siyasetin bütün aktörleri bu savaşın büyütülmesi için canla başla çalışmak zorundadır.

Bugün Türkiye’de halkların birleşik devrim mücadelesi bizler açısından Rojava devrimi ve Kürdistan dağlarında öğrendiğimiz mücadele deneyimleriyle daha da güçlenmiştir. Bugün partileşme gerçekleşmiş, proletaryanın devrimci partisi kurulmuştur. Komünarlar pratiği böyle bir pratiktir. Sonrasında başka devrimci hareketler de bu sürece katılmıştır. Dolaysıyla süreci eski dünyadan okumak ve eskiye dönme arayışları içerisinde olmanın bizlere kazandıracağı birşey yoktur. Dolaysıyla DKP bu yönüyle bir yeniden yapılanma ve devrimci kopuş sürecidir. Artık partiyi eski dönemin argümanları ve eskimiş araçlarıyla değerlendirmek bizlere bir şey kazandırmaz. Partileşme hedefini doğrultusunda hayatı bir bütün olarak bir makinanın çarkları gibi işler hale getirmek ve ileriye taşımak görevi ile karşı karşıyayız. Burada geçmiş dönemin araçları ve yaşanmışlıkları bizlere tecrübe birikim açısından katkı sunduğu oranda anlamlıdır. Onun ötesinde temel görevimiz devrimci siyasetin partileşme iradesini proletarya ve emekçiler içerisine taşımaktır. Eski dönemin yaşanmışlıkları ve yol arkadaşlıkları bu mücadeleye katkısı olduğu sürece anlamlıdır aksi taktirde itiyatı kuvvetler olma ötesinde bir anlamı yoktur. Artık güncel görev partiyi işçi sınıfı ve ezilenler içerisinde örgütlemektir.

Mücadelenin en temel hedefi budur. Bu temelde yaşamı örgütlemek geliştirmek ve büyütmek zorundayız. İki yıllık süreçte yaptığımız bütün hataları ve eksiklikleri bu büyüteçten bakarak geliştirebilir büyütebiliriz. Şimdi devrimci önder Ulaş Bayrakoğlu’nun dediği gibi gökyüzünde uçan ateş kuşları olma, hiç bir yerdeyken her yerde olma zamanıdır.

Umut Keçer

Facebook

CEVAP VER

Please enter your comment!
Adınızı buraya yazınız