Eren Yıldız: Ortadoğu’ nun Geleceği Dünyanın Geleceğini Belirleyecek

516

Ortadoğu dünyanın merkezi durumunda, dünyanın kalbi burada atıyor. Buna şöyle demekte mümkün, Ortadoğu dünyanın hazinesi ve hem dünyanın egemen güçleri hem de bölge devletleri bu hazine üzerinde pay sahibi olabilmek için stratejiler belirliyorlar. Ortadoğunun geleceği, dünyanın geleceğini belirleyecek. Durum öyle bir hal aldı ki bölgedeki hiç bir ülkenin kaderini yani bugününü ve geleceğini tek başına değerlendiremiyorsunuz. Sadece kendi sınırları içinde bir değerlendirme yapamıyorsun. Ortadoğunun tüm ülke ve dinamiklerini göz önünde bulundurarak politika oluşturmak kaçınılmaz bir hal aldı. Daha önceki mektuplarımda AKP iktidarının iç politika ile dış politikayı içi içe geçirdiğini ve bunu da bilerek yaptığını, nedenleri ile birlikte yazmıştım. Gelinen noktada iç ve dış politikayı isteseler de birbirinden ayıramaz hale geldiler.

Mısır’dan Tunus’a, Türkiye’ den Libya’ya, Suriye’den Irak’a Müslüman Kardeşler kuşağı yaratmak isteyenlerle, bu uğurda emperyalistlerle can ciğer olanlar, Neo-Osmanlı hayalinin verdiği hevesle avcı yeleklerini giyip yola çıkaranlar ava giderken avlanan duruma düştüler. 2010-2011 yılındaki bölgenin siyasi atmosferini hatırlarsak o zaman birkaç haftada Şam da Emevi camisinde namaz kılmayı planlamışlardı. 2017 ye geldiğimizdeki atmosfere baktığımızda ise oltasına hiç balık tutamamış eve eli boş gitmemek için ve evdekileri kandırmak için balık pazarından parayla balık almaya giden balıkçıya benzediler. Özellikle son iki yıldır yaptıkları şey, vaziyeti kurtarma, toplumun bilincini bulanıklaştırmaya yönelik manipülasyondur. Tarihin seyri farklı işlemeye başlamıştır. Dünyanın kalbi Ortadoğu’da atarken, Ortadoğu’nun kalbi de ‘Mezopotamya’da atmaya başlamıştır. Dolayısıyla Mezopotamya’yı çevreleyen ülkelerin kaderleri temelli birbirin bağlanmıştır. Aynı akıbeti yaşayacağını hepsi biliyor. Irak da yaşanan sürecin bir benzeri Suriye’de yaşandı, bunun er ya da geç pratikteki yansıması İran ve Türkiye’de de olacak. Artık bundan kaçış yoktur. Bir zaman “sen kendi iç sorununu çözemezsen öyle bir an gelir ki o sorunu başkaları çözmeye kalkar “ diye birileri söylemişti. Ülkemizin içinde bulunduğu durum budur. Türkiye, Suriye özgülündeki politikalarında yenilmiştir. Bu yenilgisinin önüne set çekme politikasını sürdürmeye çalışıyorlar. Ancak er ya da geç yenilginin sonuçları Türkiye’de hissedilecek ve tarihi boyutlarda büyük değişimleri kaçınılmaz olarak sistemin karsısına çıkaracaktır Bu gerçekliği AKP iktidarı da görmekte ve “beka sorunu “ diye izah etmektedir. Gerçi AKP kendi bekasını bu ülkenin bekasıymış gibi göstermeyi istiyor çünkü kendi siyasal hedeflerinin yenilgiyle sonuçlanması süreci bu boyuta getirmiştir.

Ortadoğu da yaşanan sürecin üç boyutu var diyebiliriz. Birincisi emperyalistlerin bölgede hakimiyet kurma çabaları paralelinde müdahale etmesi çerçevesinde gelişen durum. ABD-AB’nin bir tarafta,Rusya- Çin ve İran’ın bir tarafta olduğu bir kapışma.

İkincisi bölgedeki Sünni ve Şiilerin üzerinden yaşanan ayrışmanın getirdiği kapışma, İran-S.Arabistan çatışması…

Üçüncüsü de merkezinde Kürt sorunun olduğu İran, Suriye ve Türkiye’de sonuçları olacak kapışma.

Bu üç boyut hem ayrı ayrı hem de bir bütün olarak yaşanan sorunlar yumağı haline gelmiş durumdadır. Örneğin Suriye’de yaşanan savaş meselenin birinci boyutu ile başlamışken zamanla durum tersi bir boyuta evrildi, bir yandan Suriye Devleti kendini yeniden organize etti ve Rusya’nın büyük desteği ile IŞİD’ e karşı savaşı kazandı. Diğer yandan yerli devrimci dinamiklerde radikal İslamcı örgütlere karşı savaş kazandı. Gelinen aşamada Suriye dünya gündemi olma sırasını savdı diyebiliriz. Suriye’nin bundan sonraki süreci kendi iç dinamikleriyle çözüm “barış” sürecini geliştirerek “işgalci durumda” olanları da yolculamak olacaktır. Suriye halklarının iradelerini yansıtan bir sonuca evrilmesi durumunda bunun kaçınılmaz sonuçlarını ülkemizde de göreceğiz.

Emperyalistlerin bölgeye müdahale gündemleri artık İran merkezli gelişmelerdir, uluslararası gündem artık İran olmuştur. ABD başkanı Trump’un açıklamalarıyla iyice kendini göstermeye başladı. İran’ın Suriye’den Lübnan’a uzanan bir güvenlik koridoru kurmasını istemeyen ABD, İsrail, Sudi Arabistan çeşitli adımlar atmaya başladı. Sudi Arabistan, İran gerginliği giderek artıyor. Yemen de yaşanan savaş üzerinden kapışıyorlar. Son olarak Lübnan da Hariri’yı istifa ettirmeleri, bu çatışmanın sonuçlarıdır. Rusya’nın hem İran’la hem de S.Arabistan’la ciddi ilişkileri ve anlaşmaları bulunmaktadır. Rusya zaten batının rakibi durumunda, ama Türkiye bu kapışmada nasıl bir pozisyon alacak? Erdoğan liderliğindeki AKP iktidarı İran safında yer alma cesaretini gösterebilecek ve batıdan kopmayı göze alabilecek mi? Batının yanında yer alarak İran’ la köprüleri atabilmesi durumunda kendi iç sorunlarında İran’ın rolünü etkisizleştirebilecek mi? Önümüzdeki süreçte ABD, İran kapışması daha ön plana çıkacak gibi görünüyor.

Dik bir yamaçtan aşağı doğru kosan bir insan düşmemesi için her adımda hızını biraz daha arttırmak zorunda kalır. Vücut ağırlığını dengeleyebilmek ve ayakta kalabilmek için hızlı adımlar atmak zorundadır. Aksi halde tökezleyip yere serilir. Türkiye’de AKP iktidarının durumu aynen buna benzemektedir. İç-dış, ekonomik-sosyal politikalarda paldır küldür yokuş aşağı gitmektedir. Durduğu anda düşüp çökeceğini ve dünyanın onları gözdem çıkardığını da bildikleri için “gemileri yaktık geri dönüş yok” diyerek yoluna devam ediyor. Popülizm faşizmin en önemli argümanıdır ve bu iktidar popülist politikalarla tabanını kendine bağlı tutuyor, hatta kutuplama ve karşıtlıklar üreterek kitlenin geri duygularını körükleyerek savaşkan bir taban yaratıyor. Dolayısıyla bu iktidar ve sistem kendi geleceğini garanti altına almanın yolunu savaşta görüyor. Her yönüyle kurumsal yapısını da bu perspektifle örgütlüyor. Önümüzde duran gerçeklik bu olduğuna göre bunu çok iyi kavramak gerek ve kendi yaşam pratiğimizi buna göre şekillendirmeliyiz.

Merkezinde Mezopotamya’nın olduğu Ortadoğu halklarının geleceği ve kurtuluşu her zamankinden daha fazla birbirine bağlı hale gelmiştir. Birlikte mücadele geleceğin en büyük garantisidir. Ülkemizde en basit demokratik muhalefete dahi müsaade edilmemektedir. Hatta tütün üreticileri taleplerini dile getirmek için Türk bayraklarıyla yürüyüş yapmak istediklerinde çok sert müdahaleye maruz kalıp gözaltına alınıyorlar. Dolayısıyla en alt seviyede bile legal alanda iktidara muhalefet etmenin ve ses çıkarmanın olanağı yoktur. Bu durumda sende sesini çıkarabileceğin hem de ses verdiğinde halkın duyabileceği bir pratiği yaratacaksın.

Futbolda “oyun disiplini” denen bir kavram vardır. Teknik direktör en etkili oyuncularından takımı oluşturur, yedek oyuncularını belirler ve bunlara oyun stratejisini ve taktiğini anlatır, iyice kavratır. Takım sahada bunu uygular rakibinin saldırılarını etkisi hale getirmeye çalışırken kendi saldırılarını gerçekleştirmek için koşar. Aceleye getirmeden ve hatayı en aza indirerek stratejisini uygular. Takım tek vücut gibi belli bir disiplin içinde oynar. Rakip gol atsa ve yenik duruma düşülse de, oyuncular sakatlansa da yedekleri devreye sokar ve oyun disiplininden kopmadan mücadeleye devam ederse başarır. Ama oyun disiplininden kopulursa takım dağılır. Aslında içinde bulunulan durumda bundan farklı değildir. Takım olmadan maça çıkamazsın. Oyun disiplini olmadan maçı kazanamazsın…

 

Eren Yıldız

27 Kasım 2017

Edirne F tipi cezaevi

 

Facebook

CEVAP VER

Please enter your comment!
Adınızı buraya yazınız