MÜCADELE : HALK İÇİN HALK İLE…

144

Heybemizde dopdolu tarihin kirli kanlı sayfaları gün yüzüne çıkabilmenin telaşıyla sorgulamayı bir görev olarak dayatmakta gün be gün hakkıyla bir iki kelam edebilmenin yıllara meydan okumuş lakin dimdik ayakta bu sayfaları alabildiğine savurup gözlerine sokmanın zamanının geldiğini fısıldıyor…

Öyle haybeden de değil üstelik büyük üstadın zamanında altını çizdiği gibi:

Sorgulama yoksa konuşma hakkı da yok!

*MAO ZEDONG

YENİLMEZ OLMAK

Türkiye Devriminde devrimci zor kullanımı başlıbaşına büyük alt üst oluşun yaratımı sürecinin temel mücadele dinamiğidir. Genel olarak da zor kullanımının karakterinin ne olduğu nasıl şekilleneceği başlı başına konumuzun esas ele alacağımız kısmını oluşturacaktır. Bu anlamda zorun karakterini ne belirler sorusu aciliyetiyle beraber güncelliğini korumalıdır. Doğrusu silahlı mücadelemiz ezen ezilen arası antagonistik çelişkiyi yekten son vermez onu temelinden sarsmaz ancak bizim için savaş devrimci siyasetin devamından başka bir şey değilse ona asıl karakterini verecek olan bu çok kimlikli coğrafyanın özgürlük güçleri olacaktır. Dolayısıyla gelişkin estetiğiyle akıllıca tasarlanmış bir savaş örgütünün varlık yokluk savaşına hazırlanması özgürlük güçlerinin tornasından geçecek bir işlemdir. Aslında

uzun soluklu bir savaşta bizi nasıl bir yapı yarı yolda bırakmaz bunun derdine düşmek lazımdır. Yoksa kurulur bir örgüt sen de girersin savaşa (!) amma ve lakin savaş sen eşittir bir halkın umuduysa göze alamayacağın bir ölüme koşamazsın. Dolayısyla bir devrimci savaş örgütünün kurulup kurulmadığından çok nasıl kurulduğu hazır olup olmadığından ziyade nasıl hazırlandığını sivriltmek gereklidir. A,B hatta C planlarını bugünden genel itibariyle planlayan yanı sıra kendi gündemini oluşturup dayatabilecek yani bunu tüm alanlarında örgütleyebilecek refleksleriyle hayatı yönlendirebilecek gerektiğinde durdurabilecek askeri siyasal mantığında keşmekeşe düşmeyen kadrolar yetiştiren bu kadrolarından her biri bin eden dünyayı kurtaran yüz atlı yanlışına düşmeden hareket edebilecek askeri siyasal bir örgüt bu savaşa girebilir. Tarihe notunu düşebilir. Bunun anlamı ciddi değerler bütünüyle harmanlanmış bir emekle kimlikleşmektir. Yenilmez olan budur. Dolayısıyla 40 yıllık mağduriyetimizi sarsacak, makus talihine boyun eğen bir halkı uyandıracak verdiği sözü tutan düşmandan misliyle hesap soran güven veren bir örgüte doğru ısrarcı olunmalıdır.

HER DÖNEM İHTİYAÇ: MARKSİST-LENİNİST ÖRGÜT DİYALEKTİĞİ

Çok kimlikli bu coğrafyayı ve bir sınıfı savaştırmak gayesini güden DKP kolektif önderliği, kendi toplumunun somut analizini çok iyi yapmak kendi toplumsal gerçekliğini çok iyi tanımak zorundadır. Bugüne kadar bizler de dahil bölge -Türkiye devrimcilerinin toplumu Marksizmin üretimden gelen genel sınıfsal yarılmalarının ötesinde somut olarak çözümledikleri söylenemez. Bunun sonucunda ortaya konan devrim stratejileri de işçi sınıfının, kimlik mücadelelerinin direniş çizgisinin her toplumsal düzeyde geçerli genel ve yüzeysel geçerliliği olan boyutlarda kalmasına ve yine yüzeysel bir ajitasyon-propaganda-örgütlenme çabasının ilerisine geçememiştir. Pek çok devrim deneyinden alınan başarısız sonuçlar ve en son reel sosyalizmin çözülüşüyle marksistlerin dünyada mevzi kaybetmeye

başladığı evrensel tespitini yapmak zorundayız. Leninde hayat bulan bir devrimin diyalektiğini doğuran sonuçta M-L yi bugüne taşıyan zihin, kavrayış ya da deha nedir, önemi nerededir? İşte tam da yukarıda açımlamaya çalıştığımız nasıl bir örgüte ihtiyaç var sorusunun bugüne adaptasyonu eşliğinde tüm dinamikleriyle kavranmış sonuçta Lenini yaratan bir birikim ve bu dinamiklerin dönüşümünden doğan başarılı Sovyetler örneği. Deha: tarihsel materyalizmin devrim coğrafyasını koşullarının ürünü olacak biçimde halkla bütünleşen muhtelif türde olmayan devrimci bir halk hareketi yaratmaktır. Daha 3.Enternasyonal de devrimin ana karakterine dair evrenel tespitlerde bulunan Lenin tek düzenin dogmanın donup kalanın kalıplaştırmanın tehlikeli boyutlarını görmüş, dünya da hayranlıkla takip edilen takipten de ziyade taklide girişilen Bolşevik Devriminin ancak bir devrimin diyalektiğini oluşturmada ciddi değeri olan bir örnek teşkil edeceğini işaret etmiştir. Proleteryanın ve kapitalizmin zayıf, köylülüğün ve feodalizmin güçlü yaygın olduğu Çin’de Rus devrimini taklit maalesef binlerce komünistin ve bir o kadar da bir halkın canına mal olmuştur.Ancak devrimci birikim bugün bu kıyımları deneyimlemeden kendi devrim-toplum-örgüt diyalektiğimizi inşaa edebileceğimiz pek çok örnek ve tespitle doludur.

BİR ÖZELEŞTİRİ

Bu anlamıyla bir özeleştiri vermek yerindedir. TDH Türkiye halklarının kendi yarattığı bir öz değer olmaktan çok, halka yabancı bir siyasi akım oluşmuştur. Rus, Çin ,L.Amerika ,Arnavutluk… vb başka ulusların doğalında bir yanıyla kendi mekan-zaman diyalektiğinde ele alınması gereken devrimci değerlerinin fazlasıyla damgası vardır. Ancak kendini halka, halkı kendini yabancılaştıran: Halk için halka rağmen gibi bir mücadele anlayışıyla kendi coğrafyasının halk gerçekliği ve değerlerinden uzaklaşma eğilimini benimsemiştir. Bu anlamında kendi özgünlüklerinde mayalanıp yetişen farklı coğrafyaların bileşkesi bir enternasyonalizm tarifini de beraberinde yapmak zaruridir. Yani bugün, halkının aklından dokusundan ve estetiğinden esinlenen bir hareketin başka halklara kavratacağı evrenselleşip çağının dışına taşacağı bir mücadele hattını tazelemek diri tutmak gereğinin tespitini yapıp yola koyulmalı!

NASIL BİR SIRAT BU BÖYLE…?

Bütünüyle son kuraların çekildiği bir döneme denk düştük. Bütünüyle bir uygarlık krizinin eşiğindeyiz. Nesnel koşulları her dönem devrimci dinamikler barındıran kapitalizmin ‘yaratıcı yıkımına’ her dönemden daha çok ihtiyaç duyan bunu sağa sola saldırarak iyice açığa çıkaran krizde sınırlarına dayanmış sonuna yaklaşmış bir sistem bir sınf bu kez ya çok büyük düşecek ya da basıp gidecek. Büyük lezzetli pasta –pay diyalektiğinde sular durulmayacağa benziyor. Bir dönemin iki kutuplu dünyasında at izi it izine karıştı adeta…BOP’ta tıkanıp kalan bir türlü Pasifikle buluşamayan yüzyılın garantisi projeler bir dizi kalkışmayla baş ediyor şimdi daha düşmedi tökezledi kılı kırka yarıyor.

Kimdi Bunlar ?

Büyük Ortadoğu: ABD ve AB’de simgelenen emperyalist bloğa karşı Rusya ve Çin’in bölgede etki alanını genişlettiği herkesin malumudur. Suriye krizi bu tabloyu belirginleştirmiştir. Bölgenin bugünkü panoraması aynen şu şekildedir: Gün aşırı değişen politikalar, ultimatomlar, “kazara” bombalamalar, bir açılıp bir kapanan sınır kapıları, ambargo ilanları, her gün patlayan bombalar ve elbette süren sıcak savaş vb… ile pastadan

pay kapma telaşında binbir projeyle bölgeye değen kırktan fazla emperyalist kapitalist ülkenin, bölgesel güç odağının ve onların radikal islam kılıfıyla maskeledikleri çetelerinin at koşturduğu ve muhtemelen daha uzun bir süre at koşturmaya devam edecekleri bir savaş coğrafyası!

Yani , Küresel krizin Büyük Ortadoğudaki siyasal karşılığı da iç savaş ve savaşların eşlik ettiği rejim krizleridir. Bu aynı zamanda, Ortadoğu’daki enerji kaynakları ve nüfuz alanlarının yeniden paylaşımı konusunda emperyalist kapitalistlerin ve bölgesel güç niteliğindeki İran, Türkiye, Suudi Arabistan gibi ülkelerin de devrede olduğu bir çatışmalar dizisini içermektedir.

‘ERDOĞAN-2023‘ HİPODROMDA ŞAHA KALKTI!

Giderek başta Kürt halkı olmak üzere bölge halklarına karşı saldırganlaşan Erdoğan Türkiyesi’nin bölgesel politikasını belirleyen yayılmacılıktır. Cerablus ve Bab’ın işgali, Rojava topraklarına dönük saldırılar, Güney Kürdistan’ın dağlarında üslenen PKK gerillalarına dönük sınırdışı operasyonları, İdlib konusunda işgalci hevesi Güney Kürdistan’daki referandum sonrası Güney Kürdistan’a dönük saldırgan politikaları ve en son Afrine dönük işgal harekatı…TC’nin bölgedeki faşist işgalci ve yayılmacı yüzünü göstermektedir. IŞİD ve IŞİD artığı ÖSO‘cu çetelerin adeta bölge halklarına yaşattığı kan banyosunda faşist TC birinci dereceden sorumludur. Özellikle Kobané sürecinden bu yana Türkiye halkları nezdinde itibarsızlaşan ve “misak-ı milli” sınırları içerisine sıçrayacak bir devrim ihtimalinden korkan faşist Türk devleti bölgedeki emperyalist kapitalistler arasındaki çelişkilerden faydalanmaya çalışmakta ancak bunu da bölge politikasını salt Kürt fobisi üzerine oturtmuş olmaktan dolayı eline yüzüne bulaştırmaktadır. Erdoğan’ın adım adım büyük bir özenle ördüğü başkanlık rejimi, tekçi egemenlik biçimiyle geniş kesimler nezdinde meşruluğunu yitirmiş, nüfusun %50’sinden fazlasını karşıtlaştırarak saflaştırmıştır. Dünya ile paralel olarak neo-faşizan yöntemlere başvurmuş, faşist iktidarını kurumsallaştırmış fakat karşısında geniş bir işçi ve emekçi kesimin varoluşsal sorgulamalarını hızlandırmıştır. Başfaşistin her uygulaması bu sorgulamaları derinleştirmektedir.1 yılı aşkındır devam eden OHAL uygulamaları Big Brother Erdoğanın yaşamı kontrol ve denetimini hızlandırmıştır. Devam eden süreçte KHK’ların devreye sokulması cezaevlerinde tek tip kıyafet düzenlemesi kadınların Erdoğanın amca çocukları müftülerce nikahlanmasına kadar yığınla mekanizma yaratılmış.Yani bu sistem çürümüştür etrafındaki bir yığın leş kargası da gagalarında tonlarca kanla topluma dadanmıştır.Hatta bu leş kargaları sınırın öbür yakasında bölgenin nazar boncuğu Rojava Devrimine dadanmıştır. Sınırın öbür yakasına akrabalarını katletme görevine yollanan onlarca halk evladı er de bu çürümüş leş sisteminin mağdurudur.Afrin Türkiye halklarının emekçilerinin savaşı değil bugün ihtiyaç duyduğu temiz havadır. Erdoğan’ın ağzına bir parmak bal çalanlar tehlike çanları eşliğinde Erdoğana bye bye happines demeden önceki son isteğin nediri sormuşa benziyorlar. Başfaşist oldukça amatör bir yanıt vermekten çekinmedi Son Osmanlı hatırası askeri siyasi taktiğiyle girdi Suriyeye leopard skorsky ve obüsle…Plan değişti.Putin ve Trump düşünmekte…Şans ki bu sürede B C hatta D planı Erdoğan’ı değerlendirdiler(!)Nihayet Başfaşist kuvva-ı milliye ruhlu İslamcı ÖSO’suyla köy kuşatmasına başladı.Son büyük hamlesinin tedirginliğiyle gözü dönen Big brother işgalin hemen ardından Türkiye Halklarında gelişen tepkiyi adeta gözü dönmüş Hitlerleşerek bedelini ağır ödersiniz sözleriyle tehdit etmiştir. Faşizmin bin tane yüzü var Erdoğan binini de göğsünü gere gere gösterir bir özgüvenle dolaşmaktadır. Sayısı yüzleri aşan devrimci tutsaklara işkence faşizmin eğitim müfredatına uymayan yine bir o kadar akademisyenin işinden atılması –Nuriye ve Semihte cisimleşen direniş-yazılan her bir sözün tek adama muhalefeti bilançosu :hapishanelerin gazetecilerle dolması kadına şiddetin tacizin tecavüzün yine kadın cinayetleri ve çocuk gelinlerin had safhada olduğu paramiliter faşist çetelerin ankaranın göbeğinde Özel Halk Harekatı adıyla kızılayda bürosunu açtığı bir faşizm yapılanmasıyla karşı karşıyayız.

BİR KEZ DAHA:

NE YAPMALI, NASIL YAPMALI?

Yukarıda açımlamaya çalıştığımız gibi her yanından iç kanama geçiren bu yeni tip rejimden nasiplenmeyen kalmamıştır.Bizimkilerin nasibine her zaman olduğu gibi kan vahşet gözyaşı ayrılmıştır. Lakin hesapta bir yanlış olsa gerek her nerede bir faşist basınç var ise bu ciddi toplumsal zaman zaman örgütsel karşı koyuşla karşılaşıyor.Yalnız burada bir problem var .Bu ciddi anlamda örgütlenen kurumsallaşan seküler kesimi dahi ciddi bir şövenizmle içerimine alarak ilerleyen katliamlarını IŞİD ritüellerine göre şekillendirmeye başlayan AKP-MHP faşizmine karşı koyuşun boyutları Türkiye Halklarının ve bu halkların bağrından doğan devrimci örgütlerin yetmezliğini açıkça ortaya koymaktadır. Karşı saldırı ve aynı anda bir sürekli savunma durumu ihtiyacı karşılar boyutta değildir henüz. Saldırı doğrudan bir insanın yaşamda kalabilmesi için gerekli birincil gereksinim ve varaoluş şartlarınadır. En önemlisi de insanlık onuru gün be gün ayaklar altına alınmaktadır. Ne faşizmin yarattığı şövenist dalga ne misak-ı milli sınırları ne de destansı 15 Temmuz direnişleri(!) bu onuru savunmanın önüne geçebilecek kudrettedir. Hepsi hikayeci tarih anlayışının bir ürünü olarak popülaritesini yitirecek işte o vakit kendini İŞ-KUR önünde ateşe verenler konuşacaklardır. Toplum ortadan ikiye yarılmıştır. Kıpır kıpırdır. Her yanından ahlaksızlık akan bu rezilliğe sessiz kalmak insan işi değildir.

Kendi yöntem ve kurumlarına saldırı durumuna evrilen bu sistem görüp okuyabilene kendi içinde pek çok çelişkiyle beraber zayıflığını sunmaktadır.Yani devrimci mücadele açısından özelde pek çok toplumsal-siyasal-iktisadi çelişkinin derininde yine pek çok genel çelişkiyi barındırdığı açıktır. O halde zayıflığı kavranmış bu kum torbasını zayıf yerlerinden sarsmalı!

Yürüteceğimiz çalışma esas itibariyle, toplumsal olandan ayrıksı duran değil tersinden birebir faşizmin denetleyip kontrol altına aldığı almaya çalıştığı yerel-genel tüm alanlar üzerinden gelişmeli, kadrolarımız çözüm noktasında biriken enerjisiyle kitleyi faşzme karşı cepheleştiren bu cepheyi halkların kurtuluşu yolunda temel dönemsel stratejik method olarak kavrayabilen aynı zamanda kitleyi iktidara yönelten perspektifte olmalıdır. Bu persfektif üzerinden halktan ayrıksı duran; marjinalleşmiş, yaşamdan, sokaktan, mahalleden uzak ve bizzatihi üretimin içinden gelerek halkla içiçe geçmekten aciz olan; dar çevresine tıkılmış, dolayısıyla gelişen toplum dinamiklerini kapsayıp devrimcileştirmek ya da devrimci barutunu ateşlemek bir yana, bunları algılamaktan dahi uzak ve bu barutun kendiliğinden yanmasını bekleyen; sistemin ideolojik kuşatma araçlarını, burjuva devletin ideolojik hegemonyasını parçalayıp devrimci ideolojik silahları hakim kılmak bir yana sistemin ideolojik kuşatması içerisinde eriyip giden faşizmin eli kanlı karşı örgütlerine halkları teslim eden bir örgütün başarısız olacağı kesindir. Bu sistemde kendine devrimciyim, demokratım, aleviyim, kadınım, lgbtiyim, Kürdüm, Ermeniyim, sekülerim diyenin yaşama ihtimali çok düşüktür.

Kendimizle ideolojik-siyasal-örgütsel her anlamda hesaplaşmalı, kadrosal yapımızı bu temelde şekillendirmeliyiz.

Demokratik alanın bu denli düşman tarafından kuşatıldığı alan ve durumda tarafımızdan harekete geçirilen tek bir yaprağın dahi önem ve değeri büyüktür. Faşizmin kurumsallaşarak kendini yapılandırdığı AKP eksenli kurgusuna uymayanı, uyduramadığını sepetlediği Akp’nin kendi içinde de bir dizi tasfiye ve restorasyon sürecine girdiği açıkça görülmektedir.

Faşizm koşullarındaki siyasi-iktisadi krizi dolayısıyla yönetememeden gelen sistemdeki yarılmaların doğuracağı toplumsal yarılmanın, saflaşmanın yanısıra toplumda artacak açımızdan negatif ya da pozitif doğrultuda ele alınacak politik dönemin beraberinde yoğunlaşmış en ufak bir hareketlenmeye yer vermeyen, baskı ve zor ile hareket alanı daralmış bir ortam yaratacağı dolayısıyla yine kitlelerin eseri olacak Türkiye Devriminin taze kan akışını sağlayacağı demokratik alanda ve tüm alanlarında yok etmeye dönük yönelim ve eylemlerini dikkatle izlemek gerekir. İçinden geçmekte olduğumuz süreç tam da böylesi bir döneme denk düşmektedir. Bu anlamda devrimci müdahale ve mücadelelerin sürekli diyalektiğiyle kimlikleşmek çözüm noktasını işaret etmektedir. Bu kimlik meselesi DKP‘yi tüm değerleriyle büyütme ve hedefe doğru yayma sorunudur. Bu sorunun bir yanı parlamento da dahil siyasi legal-illegal çalışmaysa diğer yanı yine siyasal bir beyin gücünün kuşandığı tekniktir. Tekniğin düşmana yönelmiş her çeşididir. Bir yanı özgürlük gücünün bombasıysa diğer yanı özgürlük gücü felsefesinin alabildiğine nüfuz edeceği sendikalar, üniversiteler mahalle kıraathaneleri kışlalar okul yurtları otobüs durakları kadın dernekleri CHP gençliği Arap-alevi köyleri mahalleleri fabrikalardır.

ACİL:FAŞİZME KARŞI BİRLEŞİK CEPHE

Nuriye ve Semih hocamızdır.

Yüksel direnişin adıdır.

Üniversiteler özgürdür.

Badem bıyık tarzımız değildir.

Zarrab Erdoğan’ı takiben en büyük hırsızdır.

İş, ekmek, özgürlük bizimdir.

Baskı, işgal, katliam faşizmdir.

Misak-milli bahanedir.

Afrin Rojavadır.

Kobane tarihtir.

Tek tip işkencedir.

Devrimci tutsaklar onurumuzdur.

Müftülük yasası hükümsüzdür.

Leopard3 tekniktir.

Gerilla her şeydir.

Savaş senin savaşın değildir.

Yapılan işgaldir.

T.C çocuk katilidir.

Her yer Madımak her yer yangın yeridir.

Ferman padişahın yol su elektirik ve dağlar bizimdir!

AKP-MHP faşizminin boyutları yukarıdakine kıyasla çok daha kapsamlı ele alındığında yakın gelecekte faşizme karşı mücadelede nasıl bir konumlanma yakalanacağı sorusunun yanıtıdır. Tüm Ortadoğu halklarına savaş açan Erdoğan yönetimindeki bu güruh yine başta Türkiyeli savaş örgütleri ve PKK‘nin çekirdeğini oluşturacağı Türkiye ve Kürdistan anti faşist kitlelerin örgütlü duruşuyla ve sistemle sürekli level atlamış boyutuyla devrimci şiddeti öreceği bir yapılanmayla durdurulabilir. Yani Türkiye’de tam manasıyla özgür bir ortamın inşaası Türkiye ve Kürdistan halklarının aynı potada erimesiyle, mücadele birliğiyle, söz-eylem bütünlüğü ve birleşik devrimde ısrarı ile sağlanacaktır. Bu anlamda Afrin bu ısrarın Kobaneden sonra en önemli tarihsel-stratejik cephesidir. Bu cephede yer almak Türkiye Devriminin kapısını aralamak Ortadoğu halklarının tam olarak özgürleşmesinin anahtarına ulaşmak emperyalist- kapitalist krizi derinleştirmektir. AKP-MHP faşizmini geri dönülmez akşamın ufkunda boğazlamaktır.

MİTKA BABAİ Devam edecek…

Facebook

CEVAP VER

Please enter your comment!
Adınızı buraya yazınız