Günün Getirdikleri ve Geleceğin İnşası – Rıfat Efe

677

Tarihin bütün kırılma anları, krizin ve belirsizliklerin en üst düzeylerde yaşandığı anlarda yaşanmıştır. Ne zaman toplum ve iktidar odakları büyük bir krizin içine sürüklense, kitleler belirsizlikten kaynaklı bunalıma girse, krizden çıkış ortaya konan bir iradeyle (devrimci, karşı devrimci fark etmez) sağlanmıştır. Bu, burjuva devrimlerde de faşizmin iktidarlaşma süreçlerinde de ulusal kurtuluş mücadeleleri ve sosyalist devrimlerde de bu şekilde gerçekleşmiştir. Kriz büyümüş, belirsizlik tavan yapmış ve kitleler çözüm için tutarlı ve örgütlü bir irade aramışlardır. Sonunda devrimci veya karşı devrimci bir irade bulmuşlar ve ona yönelmişlerdir. Bu güç, iddia edildiği gibi bir yapıya sahipse başarıya ulaşmış ve toplumsal kırılmayı gerçekleştirmiştir. Lenin’deki örgüt ısrarı da bundan kaynaklanmaktadır. Devrimin aracı olacak örgütün profesyonel devrimcilerden oluşması gerekliliğine olan inancı buradan gelmektedir. Ancak tek bir çizgide ortaklaşmış bir toplam, bu kadar derin bir toplumsal kırılmayı gerçekleştirebilir. Yoksa her kafadan farklı ses çıkaran bir toplam, tutarlı olmadığı gibi, bu büyüklükte bir işi yapacak bir iradeyi de ortaya koyamaz. Peki bu irade hangi konuda ortaya konmalıdır; krizi derinleştirme mi yoksa krizin yıktıklarını tamir etme konusunda mı? İki konuda da bir irade ortaya konulmalıdır. Esas olarak devrimci savaşım sürerken krizi gün yüzüne çıkarma ve yeni toplumu inşa etme yolunda tutarlı bir çizgiyi gösteremeyen bir örgüt kitleler tarafından görünmeyen bir duruma düşecektir.

Tersinden iktidar güçleri ise krizi çeşitli görüngüler yaratarak toplumun odağından kaydırmaya çalışır. Bununla krizi görünmez kılmak ve iktidarın ve sistemin kendi içinde taşıdığı çelişkileri gizlemek ister. Bunun için kullanabileceği pek çok yöntem vardır. Bunlardan bir tanesi, günümüzde yaşanmaktadır. Türkiye’de Ocak ortasına kadar haberleri izlediğinizde, hangi kanal olursa olsun, iktidar karşıtı bir olayın haberleştirildiğini/ haberleştirilmek zorunda kalındığını görüyordunuz. Faşizmin geldiği noktada yarattığı kriz, çelişki ve belirsizlik ortamı insanlarda oluşan tepkinin kendiliğinden de olsa bir şekilde görünür kılınmasını sağlamıştı. Meclisin önünde kendini yakan ve soyunan işçiler, Nuriye ve Semih için hergün yapılan eylemler, işsizliğe ve yoksulluğa isyan eden insanların tepkileri, hayat pahalılığı, AKP’nin iç çelişkileri vb. gibi pek çok haber dolduruyordu programları. Bu durumun farkında olan iktidar, seçimlerin de yaklaşmasıyla iyice tedirginleşerek sertleşmeye başladı. Ancak içerde yaratılacak sertlik için bir bahane gerekliydi, yoksa sertlik tek başına daha çok tepki yaratabilirdi. Bunun için faşizm, tarihsel olarak en çok kullandığı yöntem olan şovenizmi körükleme ve savaşa girerek toplumu kendi arkasına yedekleme yöntemine gitti. Afrin işgal savaşının başlaması ile birlikte adeta toplumda oluşan tepki bıçak gibi kesildi ve kitleler “terör” belasına karşı iktidarın arkasına toplanarak, faşizmle olan bütün çelişkilerini unuttular ya da bastırdılar. İktidarın yarattığı bu illüzyon, kitlelerin odağını, çok etkili bir şekilde, çelişkiden koparıp savaşa çevirmeyi başardı.

Faşizmin savaş hamlesi, siyasal alanda yarattığı daralmayı arttırmasını meşrulaştırmıştır. İktidarın devrimciler ve toplumsal muhalefet üzerinde kurduğu baskı, kitleler nezdinde meşruiyet kazanmıştır. Zaten siyaset üretmekte zorlanan sosyalist hareketin araçları da iyice kısılmıştır. Savaş karşıtı en ufak hareket, en ağır şekilde bastırılmakta, sokağa çıkanlar ölümle tehdit edilmektedir. Durum böyleyken 40 yıldır savunma psikolojisinden çıkamayan devrimci hareket, kendini daha da geriye çekme tehlikesiyle karşı karşıyadır. Bu geri çekilmeyi durdurmak için devrimcilerin eski yöntem ve düşünce tarzlarından acilen kurtularak yeni koşullara uygun bir örgütlenmeyi yaratmaları zorunludur. Şu anki koşullar (savaş ve faşizm) 3 yıl öncesinden çok farklıdır. Gezi sonrası Türkiye’sinde açık alan faaliyetinin ön planda olması bir zorunluluktu. O süreçte kitleler sokaklardaydı ve kitleleri en rahat şekilde örgütlemenin yolu buradan geçiyordu. Ancak bugün ne kitleler sokağa çıkıyor ne de faşizm açık alan faaliyetinin önünü eskisi gibi açık tutuyor. Buradan hareketle legal faaliyetin sınırları sonuna kadar zorlanmaya devam edilerek illegal faaliyeti yaygınlaştıran bir örgütlenme kendini dayatmaktadır.

Yeni bir mücadele örgütü inşa edilirken belirli hazırlık ve planlama aşamalarından geçmesi gerekmektedir. Eğer bu örgütün mücadele şekli illegal ve gizli olacaksa örgütün kadrolarını, işleyişini, politikasını buna göre belirlemesi bir zorunluluktur. İnşa sürecinde eskinin mücadele yöntem ve araçlarını kullanmak büyük aptallık olacaktır. Kadroların ideolojik ve stratejik netliğinin sağlanması, yeni dönemde büyük önem arz etmektedir. Her kadro bulunduğu alanda tek de kalsa merkez gibi hareket edebilmelidir. Merkezden uzun süre haber alamasa bile merkezin yayınladığı perspektifler doğrultusunda alanına özgü politika belirleyebilmeli, kendi başına örgüt olabilmelidir. Ayrıca kadroların insiyatif alma yetenekleri geliştirilerek örgütün ani refleks kabiliyeti arttırılmalı, yerel veya genel hiçbir gündem kaçırılmamalı, en ufak bir çelişkiden kriz derinleştirilebilmelidir. İnşa edilecek örgüt, iktidarın dayattığı güncel politikadan kendini kurtarabilmeli, suni gündemlere kapılmayarak topluma çelişkiyi gösterebilecek gündemler yaratabilmelidir. Yaptığımız politikaların etkisi gerektiğinde hayatı durdurabilecek güçte olmalıdır. Ancak hayatı durdurma işlemi sağlam bir ana plan ve hızlıca uygulamaya konabilecek yedek planları gerektirmektedir. Bu ise ancak toplumu tanıma, toplumsal dinamiklere hakim olunarak kitlelerin hareketlerine müdahale edebilmekle mümkündür. Toplumu tanımadan, neye nasıl tepki vereceğini bilmeden kitlelerle beraber hayatı durdurmak imkansızdır. Bunun için iyi bir toplumsal analiz ortaya koymak zorundayız. Aksi takdirde kendi hayal dünyamızda yaşar ve kitlelerin neden tepkisiz kaldığını anlayamadan kitlelere kızarız.

Yeni dönemde silahlı mücadelenin nasıl yürütüleceği büyük önem taşımaktadır. Askeri alan mı esas, siyasal alan mı tartışması uzun uzun yapılabilir. Ancak silahın elden bırakılması günümüz koşullarında hiçbir şekilde tartışmaya açılmamalıdır. Türkiye’de cihatçı çeteler kol gezerken, faşist devlet ve yapılanmalar gözlerini kırpmadan insanlara saldırırken ve devletin infazcı kültürü devam ederken silah olmadan mücadele yürütmek imkansızdır. Faşizm iktidar güçlerinin sınıf savaşımında en sert yöntemleri yoğun biçimde kullandığı olağanüstü bir durumdur. Olağanüstü koşullarla başa çıkmak olağanüstü yöntemleri gerektirmektedir, bu siyasal alanda bir dönüşümü zorunlu kıldığı gibi faşizmin ve ülke koşullarının dayattığı sertliği kırmak için gerektiğinde kendini savunabilmek ya da düşmanı yıpratabilmek için araçlar yönünden de bir değişimi dayatmaktadır. Peki bu dönüşümün amacı ne olmalıdır? Öncü savaşı ve uzun süreli halk savaşı yürüten örgütlenmelerin Türkiye’de varlıklarını uzun süre sürdüremedikleri tarihsel olarak kanıtlanmış bir olgudur (PKK farklı bir olgudur, Kürdistan’ın sömürge olması ve toplumsal dinamiklerinin farklı olması durumu değiştirir.). Diğer seçenek ise siyasal faaaliyetle uyum içinde ilerleyen, karşılıklı olarak birbirlerini besleyen ama ayrımlarını net koyan bir modeldir. Bunun uygulanması için toplumsal dinamiklerin ve kitlenin hedefe karşı tutumunun ve konumlanmasının analizi iyi yapılmalıdır. Kitlelerin 5-10 adım önünde olan eylemlerden ziyade, kitle tarafından tepki çekmiş olan hedeflere yönelerek bu hedefe karşı kitleler de savaştırılabilmelidir. Kitlenin öfkesi ilk etapta silah kullanımına kanalize edilemese bile yapılan veya yapılacak olan eylemin politik hattı iyi örgütlenerek kitleler o hedefe karşı döndürüldüğü taktirde silah kullanımının anlamı olacaktır. Aksi takdirde maceracılık bizi peşine takarak tarihin çöplüğünde çürüyen örgütlerin yanına atacaktır.

Şu an içinde bulunduğumuz süreçte egemenlerin krizi sürekli olarak derinleşmektedir. Ancak kitleler bu krizden bir çıkış bulamadıkça zaman zaman kendiliğinden tepkilerini ortaya koysalar da faşizmin iktidarına kendilerini kaptırmaktadırlar. Kitlelere çıkış yolunu göstermenin yolu ise bugünden yarınlar için kendini kanıtlayan, gelecek için bugünde iz bırakan bir örgütlenme ile mümkündür. Bu örgütlenmenin yaratılması içinse, yüksek irade ve kararlılık ortaya konarak dönüşüm tamamlanmalı ve kopuş tam manasıyla gerçekleştirilmelidir.

RIFAT EFE

Facebook

CEVAP VER

Please enter your comment!
Adınızı buraya yazınız