Afrin direnişi turnusoldur – Umut Keçer

282

Erdoğan faşizmi bütün savaş yöntemlerini kullanarak Afrin’e saldırıyor. Yapmaya çalıştığı Rojava devrimini boğmak, Afrin’de ve bütün Rojava’da ortaya çıkan devrimi tasfiye etme girişimidir. Zira bu devrim hem emperyalist güçleri, hem faşist Erdoğan rejimini hem de bölgedeki statükocu güçleri rahatsız etmektedir. Suriye’de yaşanan iç savaş Rojava devrimiyle başka bir nitelik kazanmıştır. Rojava devrimi ile sadece Kürt’lere değil, Arap’lara, Ermeni’lere ve Türkmen’lere hitap eden devrimci demokratik bir halk iktidarı kurulmuştur. İnsanlığı IŞİD karanlığından Rojava devrimi için savaşan Kürdistan’lı, Türkiye’li ve Ortadoğu halklarından devrimciler kurtarmıştır.

Şimdi Erdoğan rejimi tam da bu sebepten Kuzey Suriye’de ortaya çıkan demokratik halk iradesini en acımasız savaş yöntemlerini kullanarak boğma girişiminde bulunuyor. AKP-MHP faşist ittifakı, Başkanlık rejimini Afrin halkının dökülen kanı üzerinden inşa etmek istiyor. Onları destekleyen bütün kesimlerde aslında bu savaşta, Afrin halkının katliamı üzerinden tarihin en gerici, en barbar faşist diktatörlüğünün inşaatına bir tuğla koymaktadır. Bugün Afrin operasyonuna şu yada bu şekilde destek olan herkes aslında Erdoğan faşizmine destek olmaktadır. Dolaysıyla Afrin’de AKP-MHP ittifakının kaybetmesi faşizmin kaybetmesi anlamına gelecektir. Aslında yaşanan bir tarihsel sınavdır. Bu gün Türkiye’de işçi sınıfından, emekçilerden ve ezilenlerden yana olan herkes Afrin halkıyla omuz omuza olmalıdır.

Savaş bütün çıplaklığıyla yaşanmaktadır. TSK’nın ve ÖSO çetelerinin saldırılarında siviller acımasızca katledilmekte, Demokratik Suriye Güçleri bütün teknik eşitsizliğe rağmen devrimci bir irade ile faşizm karşısında en kararlı şekilde direnmektedir. Erdoğan rejimi bütün varını yoğunu ne kadar varsa bütün uluslar arası prestijini bu savaşa yatırmış bulunuyor. Şimdi Türkiye’li devrimcilere düşen görev Afrin savaşında enternasyonalist bilinçle ezilenlerden yana olmak AKP-MHP faşizminin yenilmesi için var gücüyle çalışmaktır.

Bugün kim bu tarihsel görevin bilincine varamıyorsa, sorumluluğunu yerine getiremiyorsa durup kendini sorgulamalıdır. Fransız komünistleri için Cezayir savaşı nasıl bir turnusol kağıdı olduysa bugün de Afrin savaşı Türkiye’li devrimciler için bir turnusol kağıdı olmaktadır. Tarihin çarkı ilerleyecek ve bugün alınan devrimci tutum yarın gelişecek olan Türkiye devriminde bizlere örnek olacaktır. Lenin nasıl 1917 şafağında Çarlık otokrasisinin girdiği dünya savaşında kaybetmesini istediyse Türkiye’li devrimcilerde Erdoğan faşizminin Afrin savaşında kaybetmesini istemelidir. Bu yönüyle istemek yetmez bunun için mücadele etmeli ve bedel ödemelidir.

Burada anlatmaya çalıştığımız üst perdeden ultra sol bir söylem değildir. Tamda hayatın içinde olan işçi sınıfı ve emekçilerin çıkarına olan bir mücadeledir. Dolaysıyla buradaki savaş sınıfsal bir savaştır. Türkiye devrimcilerinin ve komünistlerinin tarihsel görevi Erdoğan faşizmini yıkmak ve kapitalist sömürü düzenini yerle bir etmektir. Bunun için güncel devrimci görev iyi kavranmak zorundadır. Türkiye’de kendisine devrimciyim, demokratım ve özgürlükten yanayım diyen herkesin görevi Afrin halkının bu savaşta faşizmi yenilgiye uğratması için canla başla çalışmaktır.

İşçi sınıfı ve emekçilerin bilincinde yaratılmaya çalışılan şovenizm zehiri ancak böyle yenilgiye uğratılabilir. Sokak sokak, fabrika fabrika, işyeri işyeri, okul okul ve kampüs kampüs faşizmin kirli savaşının karşısında gerçekleri en çıplaklığıyla anlatmak için var gücümüzle çalışmalıyız. Bu yönüyle yapılması gereken bir seferberlik olmalıdır. Bu seferberlik bu yönüyle sadece Afrin ve Rojava halkı için değil, aslında Türkiye işçi sınıfı ve ezilen halkları için bir seferberliktir. Afrin savaşında Erdoğan rejiminin kazanması Türkiye halkları açısından faşizmin halkı hapsetmeye çalıştığı karanlık tabuta çakılmış son çivi olabilir. Bu yönüyle nasıl Lenin 1917 Ekim devrimi şafağında Rusya proletaryasına emperyalist savaşı iç savaşa çevirelim dediyse bugün de Afrin savaşını Türkiye’de bir iç savaşa çevirmek en devrimci tutum olacaktır. Tabi ki bu söylem bu şekilde ortada kalmamalıdır. Bunun gereğini yapmak Türkiye’li devrimcilerin boynunun borcu olmalıdır. Ülkenin adım adım bir halklar hapishanesine dönüşmesine ve faşizmin Afrin’i işgal girişimine karşı tarihsel sorumluluğumuzu ancak bu temelde gerçekleştirebiliriz.

Dün nasıl Mahir’ler, Deniz’ler, İbrahim’ler ve onların arkadaşları mazlum Filistin halkının yanında olduysa bugün Türkiye’li devrimciler de aynı şekilde onların ayak izlerini takip ederek mazlum Kürt halkının yanında olmak zorundadır. O gün Filistin davasını kimse sahiplenmez herkes sırt çevirirken, Türkiye’li ve Kürdistan’lı devrimciler sahiplendi ve bugün Kürt halkını da aynı kararlılıkla sahiplenmek ve onun yanında olmak tarihsel sorumluluğumuzdur.

Faşizm Türkiye’de en küçük savaş karşıtı protestoya bile izin vermiyor. Sokaklar savaş destekçisi faşizan kitlelere serbest bırakılırken savaşa karşı çıkanlara yasaklanıyor. Savaşa hayır diyenler doğrudan faşizmin saldırısının hedefi haline geliyor. En temel demokratik haklar yasaklanıyor, sosyal medyada savaşa karşı çıktığı için insanlar tutuklanıyor. Ülke gerçekten bir halklar hapishanesine dönmüş bulunuyor. Bu durum bir nesnelliktir ancak devrimci olan nesnelliği kabul etmemek onu değiştirmektir. Kendine devrimciyim diyen, demokratım diyen, komünistim diyen herkese düşen görev bu savaş makinesinin karşısında cesaretle çıkmaktır. Devrimci önder Ulaş Bayraktaroğlu Taksim Gezi direnişinde böyle yapmıştır. Zindandan çıktıktan sonra bir Avrupa ülkesinde mülteci olmak yerine Kürdistan dağlarına giderek bunu yapmıştır. Rojava devrimi saflarında AKP-IŞİD faşizmine karşı savaşırken ve savaşta ölümsüzleşirken bunu yapmıştır. Kimsenin söylemeye cesaret edemediğini söylemiş kimsenin yapmaya cesaret edemediğine yapmıştır. Devrimcilik birazda böylesi bir pratiktir herkesin yaptığını yapmak değil o gün için işçi sınıfı ve emekçilerin çıkarına olan neyse onu yapmaktır.

Yine devrimci önder Orhan Yılmazkaya SİP gibi bir çevrenin içerisinden çıkarak yüzünü Kürdistan dağlarına dönmüş, orada öğrendiği mücadele pratiğini İstanbul’da oligarşinin kalbinde eyleme dönüştürmüştür. Yıllar sonra Mahir’i, Deniz’i ve diğer devrimcileri dosta düşmana hatırlatmıştır. Bugün yine Kürdistan dağlarında özgürlük güçleri saflarında, gerilla pratiği içindeysek bu örnek devrimciler herkesin yaptığını yapmadığı için bizlere yol açtığı için buradayız. Onların cesareti ve kararlılığı bizlere örnek olmuştur. Bugün Özgürlük Güçleri gerillaları Rojava’da ve özellikle Afrin’de faşizme karşı savaşıyorsa bu devrimci önderleri kendilerine örnek aldığı için onların ayak izlerini takip ettiği için bu savaşın içindedirler.

Daha çok uzak değil Kobani direnişi sırasında, sınır nöbetlerinde Nejat Ağırnaslı, Aziz Güler,  Bedrettin Akdeniz ve Kader Ortakaya başta olmak üzere bir çok Türkiye’li devrimci Türkiye-Rojava sınırında nöbet tuttular. IŞİD karanlığına karşı Stalingrad zaferi benzeri bir zafer olan Kobani direnişinin kazanılmasında bu Türkiye’li devrimcilerin enternasyonalist duruşunun katkısı büyüktür. Bu devrimcilerin enternasyonalizmi sadece Rojava sınırda kalmadı, sınırları aşıp Rojava devrimiyle bütünleşti. Aziz Güler ve Bedrettin Akdeniz AKP-IŞİD faşizmine karşı savaşta ölümsüzleştiler. Yine Kader Ortakaya, Kobani direnişinin en zorlu zamanlarında sınırı geçerken faşist T.C. askerlerinin açtığı ateş sonucu ölümsüzleşti. Bu arkadaşlar ilk aklımıza gelenler onlar dışında bir çok Türkiye’li devrimci var onları örnek alan. Şimdi Özgürlük Güçleri Afrin’de faşizme karşı Kürt halkının yanında savaşıyor. Onlar Aziz’in, Bedrettin’in ve Kader’in ardı sıra yürüyüp o sınırı geçenlerdir.

Şimdi bu mücadele bilinciyle Afrin savaşında tarafız. Tarafımız işçi sınıfının ve ezilenlerin safıdır. Afrin savaşının kazanılması ve faşizmin yenilmesi için yapılması gereken faşizmi cephe gerisinde vurmaktır. Dolaysıyla Afrin savaşı Türkiye’ye taşınmalıdır. İşçi sınıfı ve ezilenlerin bilincinde yaratılan şovenizm zehri devrimci eylemin panzehiriyle temizlenmelidir. Bir şekilde sokağa çıkılmalı, devrimci eylemin ölümsüz yeşilliği teorinin gri dehlizlerini parçalamalıdır. Bu konuda devrimci önder Ulaş Bayraktaroğlu’nun 2013 yılında cezaevlerinde devam eden açlık grevleri için örgütlediği taksim-istiklal eylemi örnek alınabilir. O gün istiklal caddesini ısıtan özgürlük ateşi zindan direnişçilerine ulaşmıştı. Bu günde Türkiye sokaklarını yakan özgürlük ateşi Afrin’de savaşan özgürlük güçlerine moral aynı zamanda Türkiye işçi sınıfının bilincindeki şovenizm zehrine panzehir olacaktır.

Devrimci siyaset içinde bulunduğumuz tarihsel kesitte tarihe not düşecek bir tutum içerisine girmiştir. Afrin savaşında açık bir şekilde haklı olan meşru olan Kürt halkının direnişinin yanında yer almıştır. Bu mücadelede bedel ödemekte ve ödemeye devam edecektir. Rojava’da AKP-IŞİD faşizmine karşı başarıyla yürütülen savaş şimdi Afrin’de AKP-ÖSO ittifakına karşı savaşla yeni bir nitelik kazanmıştır. Bizler açısından mücadele ödenen her bedelle, verilen her şehitle yeniden değer kazanmaktadır. Şimdi bizlere düşen onların bizlere bıraktığı mirasa layık olmak, düşen yoldaşlarımızın ardından bayrağı devralmak, mücadele bayrağını daha da yükseltmektir.

Facebook

CEVAP VER

Please enter your comment!
Adınızı buraya yazınız