Binlerce pencere sundular hepsinden birer kez baktım, en sonunda kendi penceremi kendim yaptım, oradan baktım – Mitka BABAİ

543

Penceremden tarihime baktım 1857’de ne olmuştu da biriken sancı Birleşik Devletlerin düzen bacalarında patlamıştı?

Patlayan belki bir 200 yıl daha sönmeyecek lavlarının sıçradığı topraklara bereketli meyveler saçan volkanın habercisiydi. 120 canın nefesiyle harladığı bu alev topu mücadeleyi tekstil atölyelerinde ilmek ilmek nakış nakış örerek bugüne üfledi.

Bu volkan her yıl bu nefese yeni bir ton katma umuduyla tüm dünyadan milyonlarca kadını eteğine alarak her 8 Mart’ta yeniden yeniden patlıyor. Patlama ürkütüyor, korkutuyor, kaçırıyor… Fakat patlama sonrası volkanın değip geçtiği toprakların alüvyonlu yapısı “buradan efsane ürün kaldırılır” mantığını işletiyor. Önce yerleşiyor buraya. Ekiyor, biçiyor. Ne var ne yoksa önce yok ediyor, sonra var ediyor. Palazlandıkça palazlanıyor. Hakikat tam tezatını üretircesine sistemleşiyor, piyasalaşıyor. Dünyanın çekirdeğiyle oynuyor bir el.Volkana set çekiyor, ne zaman aktifleşeceğine ne zaman söneceğine karar zemini oluşturmaya çalışıyor.

Nasıl işliyor

Mesela onların penceresinden:

Johnie Walker adlı viski markası kadın haklarını desteklemek amacıyla ilk kez uzun zamandır smokin ceket ve silindir şapkasıyla yürüyen beyefendi(!) yerine bu kez aynı kıyafet içinde uzun saçlı bir hanımefendi(!) şişesi tasarlayarak yapıyor. Hatta marka bunu 8 Mart’a özel cinsiyet eşitliği ve kadın hakları savunucularına katkı olarak yaptığını ekliyor. Promosyonlar bununla da sınırlı değil! Marka yaratımında kadınların emeğinin büyük olduğu da ekleniyor. 8 Mart’ta ailecek biz orada olucağız tadında sermaye. İşini biliyor kereta!

Her alanda ve sınıfta aynı talep ve mücadele tarzlarında aynı derinlikte olmasa da yükselen kadın mücadelesi sistemi alternatif yöntemler aramaya bunlarla göz boyamaya yöneltiyor.Hakikat tam da bu noktada tezatına dönüşmeye başlıyor. Clara fikirleriyle beraber bir postere sığamazken alüvyonlu toprak kartellere bağlanıyor.

Onların penceresinden:

Çok kutuplu emperyallerin sömürgenliği 21.yy’da açlıktan ölüm oranları çeteleleri tutturuyor. Güler yüzlü yardım melekleriyle(!)dünyaya nimetler saçma lütfundan da alıkoymuyor.

Yer: Haiti

Oxfam adlı sözde yardım kuruluşu yardımlarını bir çeşit fuhuş sermayesi hatta bir çeşit açlıkla terbiye aracı sermayesi olarak kullanmıştır.Açlıkla terbiye ihtimalini hep omuzlarında bir yük gibi taşıyan bölge kadınları bu türden sistemli bir onursuzlukla sömürülmektedir.

Dünyada sınıflar arası artan uçurumlar ve çok kutuplu emperyalistler arası bölgesel hegemonya savaşları açlık yoksulluk ve savaş mağdurluğunu doğurmuştur.İnsani yaşam koşullarına ulaşma umuduyla binlerce insan ya yollara düşmüş ya da Uluslar arası kamplara sığınmışlardır.Sığınmacı ya da daha meşru haliyle bir yığın mülteci yaratmıştır durum.İnsan tacirliği esas böyle başlamıştır.En yırtıcı hamleleriyle çoğu kez erkekliklerini tatmin kimi kezde şoven bir ruhunda katıldığı bu mekanizma insanlık dışı bir engizisyonu yaşatmaktadır kadınlara.

Bizim memlekette nasıl oluyor:

Kadın, çocuk, Suriyeli savaş mağduru komşusu…Her yol mübah bunlara(!)Erkeklik milli bir duyguyla işletiyor planını.Tecavüzcü-katliamcı zihniyet kesintisiz işletiyor planını.Mahalle bizim, bunlar bozdular mahalleyi geri dönselermiş diyor.Savunma işliyor hukuk kayıtsız bir kez daha adalet Nevin Yıldırım’ı hatırlamadan geçme diyor.

Rızaydı, tahrikti, zinaydı derken toplum kan kusuyor. Baba çocuğuna başka gözle bakar oldu. Sözümona islami aile kadın erkek ilişkisi artık göz boyamaya yetmiyor.Kadınlar tek odasında bile var olamadığı yuvayı değil kendi pencerelerini yapıyorlar. Adaleti arıyorlar. Dünya basının Angelina Jolie benzetmesiyle güzelliğine methiyeler dizerek topluma bir obje gibi lanse ettiği YPJ savaşçısı kendi adalet ve özgürlük penceresini dünya kadınlarına bir örnek olarak sunmuştur. Afrin işgali Türk işgaline karşı kadın öncülüğüyle karşılaşmıştır. Buna değinmeden geçemeyiz. Neden?Çünkü işgal içerdeki faşizmin yayılmacı sadece büyük bir yüzüdür diğer yüzü onunla mücadele kararı almış kadın kararlılığıdır. Bu sebepten Kobane’den Afrin’den özcesi bölgede birikmiş önemli mücadele değerlerinin tarzlarının kadın öncülüğü etrafında faşizme karşı birleşip volkanı hareketlendirmesinden korkmaktadır. Yine bu sebebtendir ki tüm sistemini yani usturuplu kadın mutasıp aile 3 çocuk 5 çocuk hepsini tüm sistemini buna göre kurmuştur başta. Toplum tecavüzcü-katliamcı ritüellerle kadınlara saldırmaktadır. Hukuk bu sisteme göre din-diyanet bu sisteme göre şekillendirilmiştir. Şerri örfi bütün ritüeller bu sisteme göre eğilip bükülmüş sonunda ‘sapık’ bir toplumun temelleri atılmıştır.

Toplu taşımada şort giyen kadına atılan tekme görüntülerine toplum önce ikna edilmiş sonra alıştırılmıştır.

13-14 yaşında tecavüz mağduru töre mağduru çocuk gelinlerin namusunu müftülüklerce aklama yasası tasarlanmıştır.

Tek tip dikdatörlüğü LGBTİ’lere sokağa çıkma yasağı koymuş gökkuşağını karartmıştır.

O ZAMAN HADIM EDELİM!

Süreci böyle adım adım ördüler.

Plan kimi yerlerinden ellerinde patladı çünkü derler ya her cinayet arkasında mutlaka bir kanıt bırakır.

Ensar’da patladılar. Küçücük masumlara uzanan kanlı eller.

İmam hatiplerde öğrencisini istismar eden öğretmenler, 9 aylık Suriye’li bebeğe tecavüz eden cani!

Neyse ki bu düzeneğe toplumsal özünü koruyan bir kesim başta kadınlar birleşti. 12 yaşında bir çocuğun sözde rızasına toplumu pek inandıramadılar.İnandıramayınca hadım dediler.Faşizm tüm haşinliğiyle mahalleye sahip çıkan delikanlı edasıyla: İşi kökünden çözmeli !

Yani aslında akıl akıl dışı olur mu?

Olur yaratılan bu toplumsal sapkınlığı dengeleyici yine sapkın çözümler bekleniyordu zaten. Kadın düşmanlığı sözden eyleme adım adım örüldü, panzehiri de !

BİR SES GELİR GİBİ OLDU…

Tanıdıktı fakat meseleyi neresinden tutupta nereye bükmeliydi. İran da başörtüsünü fırlatıp atma bir özgürleşme eylemi olarak sunuldu. İşte budur şeriatın karşısında yükselen devrimci kadın hareketi. Yıllardır aranan örnek bulundu. Laik-feminist kılıfta Türkiye’li kadınlara sunuldu. Ancak bu anlamda bir özgürlük ne ifade eder. Bu hiç sorgulanmadı. Kendi bağlamında kendi sosyal-siyasal-toplumsal koşullarında şekillenmiş her kadın mücadelesini sınırlayan olgular durumlar farklılık arz eder. Hatta bu kadından kadına bile değişir. Kadınları mücadele de sırf kadın olmalarından doğru bile birleştiren kocaman bir payda vardır fakat bu sınırlandırmaların düzeyinin farklılaşmadığı anlamına gelmez. Sınıflararası Türkiye toplumu ve İran toplumu vs…arasındaki farklar gibi.

Doğrusu:

Kadınların tüm varoluşlarıyla kimlikleşmelerinin önüne çıkan her türlü set ondan uzak olmalıdır.

En tehlikelisi de bu yeniden popülaritesi yükselen laik-feministliğin: Türbanı at özgürleş türünden yanılsamaları da ayrıca kadın mücadelesi açısından tehlikeli bir yerde durmaktadır.

BENİM PENCEREM DER Kİ:

Bu sabahların bir anlamı olmalı!

Bak yaz geliyor giy şortunu çık dışarı yanına bir de çakı almayı unutma!

Otobüslerde tacizci kovalayın onlar alışsın !

Okuldaki tacizciyi ibret-i alem edin !

Tacize tecavüze sessiz kalmayın teknik bilgiyi kuvvetlendirip hemen en yakınınızdaki kadınlarla bu teknik bilgileri aranızda yayarak birleşin hesabını sorun unutmayın birlikte daha güçlüyüz!

Mapushaneler, üniversiteler, atölyeler, mahalleler, dört duvar arasında sesini duyamadıklarımız bu 8 mart faşizme karşı duruşumuzun adı olmalı.

Bu coğrafyadan başlayan devrim ve medeniyetler tarihi başta bizim eserimizdir. Ancak esere bir son yazmak gerekir. Hikayenin başını ve sonunu belirleyen ana karakterler olarak kadınlar bu eserin sonunu tamamlamak durumundadırlar.

Faşizme karşı silahlı kadın birlikleri bölge devrimi, kadın öncülüğünü Türkiye’de başka bir mertebeye taşıyacak araçtır. Avesta Xabur’unda, Nevin Yıldırım’da mücadelesi bu sentezde buluşmakta ve bu 8 Mart’ı kadınlara mücadelede bir çıkışın tarihi olarak sunmaktadır.

Facebook

CEVAP VER

Please enter your comment!
Adınızı buraya yazınız