Yoldaşının kaleminden Bayram Ali: Dağın Bayram Ali hali

477

İşte tarih

İşte şiddetin iğrenç yüzü

Biz başlatmamışız hiçbir savaşı

Bizimle başlatılmış bütün savaşlar

Bizimle bitirilmiş yine

Kölelik çoğaltan zaferler adına

Vurulup düşmüşüz dünyanın her yerinde

Gidenimiz bir daha dönmemiş geri

Yemen olmuşuz

Balkan olmuşuz

Seferberlik olmuşuz

Ve her büyük savaşın sonunda

Ölümlere karşı türkülerle durmuşuz

Hangi inancın sesidir bu

Hangi körlüğün koyun kurbanlığı

Ki uğrunda can verdiğimiz topraklarda

Canı alınan kurbanlara dönmüşüz

Adnan Yücel

Ömrümde bu kadar zorlandığım bir an olmamıştır herhalde. Öğle yemeği henüz bitmişti ki titrek ve acı dolu bir ses Bayram Ali Afrin’de şehit düştü dedi. İki damla gözyaşı aktı gözlerimden, sonra öfkem bilendi bilincimde. En güzel ve samimi olanlarımız gidiyordu sonsuzluğa birer birer. Önce Nurhak sonra Bayram Ali.. En inatçı ve kararlı olanlarımız düşüyordu toprağa, emeğiyle özdeşleşenlerimizi uğurluyoruz yıldızlara.

Bir devrimci nasıl yaşar sorusuna doğru bir cevaptır Bayram Ali. İnatçılığıyla, samimiyetiyle, gülüşüyle, kavgasıyla…

Çukurova’nın yiğit, gözüpek devrimcisi Türkiye devriminin Kürdistan devrimini savunmaktan geçeceği inancıyla; arkasında bir gülüş ve heyecanlı bir bakış bırakarak koşa koşa gitti Afrin’e.. Ve bizim devrimimiz o gülüş kadar güzel, o bakış kadar samimi olacak yoldaş..

Yaklaşık 1 yıl Medya Savunma Alanlarında (MSA) aynı müfrezeyi paylaştığım, silah arkadaşım, yoldaşım: nasıl anlatsam ki seni Türkiye halklarına. Dosta güven veren gülüşünle mi? Bitmek bilmeyen enerjinle mi? Her konudaki inatçılığınla mı? Yaşadığımız komik anılarla mı? Emeğinle mi? Anne sevginle mi?.. Nasıl anlatsam seni bu amansız kanlı çoğrafyaya.

Baştan anlatmak gerekirse daha 2-3 aylık gerillayım ve ilk görev yerim olan MSA’ya gittim. Yıllarca hayalini kurduğum ve anlamaya çalıştığım o dağlardaydım. Noktamıza vardığımızda daha önce de gördüğüm, tanıdığım iki gerilla bize doğru koşuyordu. Bunlardan biri Bayram Ali’ydi. Sarıldık, sohbet falan derken şikefte (mağara) taşınma işlemlerine dahil olduk. O ilk samimi hareketler kendimi güvende hissetmeme vesile oldu. Saatlerce hareketsiz kalmalarımız, yanımıza düşen obüs bombaları vs derken zaman akıp gidiyordu. Ve benim o ortama alışmamda iki güzel insanın etkisini es geçemem. İkisi de şimdi toprakta. Ulaş Adalı ve Bayram Ali Akdeniz…

Zaman amansız akıp giderken yaptığımız politik sohbetler ve günlük işlerle iyice alışmıştım MSA’ya. İdeolojik eğitimler, askeri eğitimler derken kış geldi ve ilk kar tanesi düşmüştü Haftanin dağlarına. Biz de çocuklar gibi ilk kar tanesinde hemen şikeften dışarı çıkıp karın o güzel dağlara nasıl yağdığını ve etrafı nasıl kapladığını izlemek için ellerimizde bir bardak çayla izlemeye koyulduk karın eşsiz yağışını. Çayımızı içtik, sonra da kar tutmaya başlayınca çocuklar gibi eğlenmeye başladık. Orada, Bayram Ali çarptı gözlerime. Gözleri dolmuş ve karın yağışını hayretle izliyordu. Sonra iki damla yaş aktı gözlerinden ve dedi ki: “Ben ilk kez kar görüyorum.” Haklıydı, Çukurova’nın sıcağına alışmış bir insanın bu eşsiz manzara karşısında ağlamaması imkansızdı. Öyle de oldu zaten. Ve boğazı şişene kadar başladı kar yemeye, kar kaplayan yerlere elleriyle cümleler yazmaya başladı o güzel insan.

Zaman akıp gidiyordu ve hava çok soğuktu. Gerillanın soğuktan korunduğu ve yemek pişirdiği nam-ı değer Alaattin’le tanıştık. Gazyağıyla çalışan bir tür soba. Her seferinde aklımıza hep ‘Alaatinin sihirli lambası’ geliyordu. Daha sonraları bir kaç kere yangın çıkaracaktık. İddiaya girmiştik ve Bayram Ali ile ben iddiayı kaybetmiştik. Kaybetmenin sonucu olarak un helvası yapacaktık. Girdik mutfağa ve başladık unu kavurmaya. Bayram Ali kavuruyor, ben de yanında nasıl yapılacağını tarif ediyordum. Alaattinin gazı bitince de yapmamamız gereken şeyi yaptık: Yanan ocağa gaz doldurmaya kalktık. Ve mutfak yanmaya başladı. Mutfağın yanmasıyla biriktirdiğimiz suyu harcamak zorunda kaldık. Ama ateşin su gazla karışınca daha da büyüyeceğini hesaba katamadık. Sonra Bayram Ali, sakin bir sesle ” battaniye” dedi. Koşup battaniye getirdim ve yanan yerin üstüne attık. Söndürdük ateşi. Ama ikimiz de zehirlenmiştik dumandan, dışarıya hava almaya çıktık. Kendimize gelince tekrar mutfağa geçip un helvasını pişirmeye devam ettik hiçbir şey olmamış gibi.

Zaman akıp gidiyordu ve bizim yoldaşlığımız iyice pekişiyordu Bayram Ali’yle. Tartışmalar yapıyorduk bol bol. Bazen tansiyon yükseliyordu ortaklaşamadığımız konularda ve ona has özelliği giriyordu devreye. Sonra hepimizi bir gülme alıyordu.

Zaman akıp gidiyordu ve tarihe şahitlik edeceğimiz bir gün yaşamıştık. Bir araç geldi ve aldı bizi. Nereye gittiğimizi, niye gittiğimizi bilmeden atladık araca. Gece uyumamıştık, yorgunduk. Ama araçla yolculuğumuz bitince ne yorgunluk kalmıştı ne de uykusuzluk. Heval Abbas (Duran Kalkan) karşımızdaydı. Teker teker selamlaştık, sonra girdik toplantı yapılacağı yere. 30 yıllık tarih kanlı canlı bir şekilde karşımızda duruyordu. Politik değerlendirmeler yapıldı ve biz 30 yıllık tarihe canlı şahitlik ediyorduk.

Zaman akıp gidiyordu tüm gerçekliğiyle. Keşif (İHA) altında saatlerce beklediğimiz, soğuktan donmak üzere olduğumuz,açlıkla sınandığımız günler, iki dağ arkamıza düşen bombalar, gerçeği bir kez daha gözler önüne seriyordu. Savaş ve ölüme yakın olma gerçekliği. Bilerek ve isteyerek gelmiştik hepimiz ve ölümün gerçekliğiyle ilk kez burada, şubat ayında yüzleştik. 7 Ocak’ta Doğan Rakka’da şehit düşmüştü ve biz haberi şubat ayında almıştık.

Zaman akıp gidiyordu acımazlığıyla ve zorluklarıyla. Bahar gelmişti, birden tüm dağ yeşile kesmişti. Böcekler kuşlar her yerdeydi ve bize mesaj veriyordu doğa. Artık gidin buradan yaz üslenmesine geçin diye. Bir süre daha kaldık şikefte. Tabi o kaldığımız sürede yine bir sürü anı yaşadık. İki kere zehirlenme vakası atlattık. Hepimiz sarhoş gibiydik o dönemde, ama en çok da Bayram Ali. O halinde bile yoldaşını düşünüyordu. Ben hepinizi kurtaracam diyip atladı bir yoldaşın üstüne. Ve ikisi de yuvarlandı bir kaç metre aşağıya.

Zaman akıp gidiyordu ve bizim artık yer değiştirmemiz gerekiyordu. Hazırlıklar yapıldı ve 3 saat denilen kısa bir yürüyüş bizi bekliyordu. 3 saat denildiği için hepimiz ağır yük kaldırdık. Dedik, bu kadar kısaysa ağır da olsa yükümüz yürürüz. Yürüyüşün sonunda tam 3 gün geçmişti ve yükümüz her molada biraz daha azalıyordu. En son yeni yerimize vardığımızda sadece kişisel eşyalarımız ve silahlarımız vardı. Bir gece dinlendikten sonra hemen yer altı mangası ve kamp alanını yaşanılacak bir hale getirmek için kolları sıvadık. Çok gülmüştük, uzun molalarla birlikte geçen 3 günlük yürüyüşten sonra. Ama yine zamanın akıp gittiği o dönemlerde bir gerçekle daha karşılaştık. DÖRT’ler şehit olmuştu. Ülkeye girmek için gittikleri eylemde ÖSO’cu çetelerle çarpışarak düşmüşlerdi toprağa. Zaman yine akıp giderken bir gerçekle daha karşı karşıya kalmıştık. Mehmet yoldaş ve Hasan Ali bu sefer Rakka’da şehit düşmüşlerdi. Sonra Ulaş Adalı düşmüştü toprağa.

Zaman akıp giderken ve yaşadığımız çoğrafyanın acımasızlığı sürerken düzenlemeler oluverdi. Dağdan en son Bayram Ali ve ben dönmüştük Rojava’ya. Dönüş maceramız da bir hayli komikti. KDP ile az daha çatışmaya girecektik. Yine kısa denilen yolda, 7 saat yürümüştük. Hep bizi buluyordu bu uzun yürüyüşler. Ve hatta aramızda espri konusu olmuştu bu yürüyüşlerimiz.

Zaman akıp gidiyordu ve anne hasreti başlamıştı ikimizde de. Biliyorduk mücadelenin zorlukları uzak tutuyordu tüm sevdiklerimizden bizi. Kararlıydık o güzel günde buluşacaktık annelerimizle ve tanıştıracaktık, iki gerillanın annesini birbiriyle.

Zaman akıp gitti ve biz artık Rojava’daydık. Sonra ben Rakka’ya gittim savaşmaya, derken 1 yıllık süre zarfında 2 ay ayrı kalmıştık. Rakka bitti. Ama Ortadoğu’da savaş bitmedi, bitmeyecekti..

Zaman akıp gitti ve TC Afrin’e girdi besleme çetelerle. Savaşın ilk günlerinden beri Afrin’deydi Bayram Ali. Afrin’e gidişini hatırlıyorum da o son bakışını ve heyecanını. Ve kendince inandığı teorisiyle gitti Afrin’e. Derdi ki, “bir gerillanın ortalama ömrü 7 yıl, bu süre zarfında ne katarsan mücedeleye iyidir.” Ve gitti Afrin’e. Önce Nurhak düştü toprağa, daha Afrin işgal savaşının ilk haftasında, sonra da Bayram Ali…

Zaman yine akıyor yoldaş, ama bu sefer zamanın akışı bizim lehimize ve bizim devrimimiz o acı dolu günlerden hesap sorarcasına senin gülüşün ve enerjinle akıyor hafızalarımızda.

Hiçbir devrim yoktur ki bedel ödenmeden kazanılsın. Bedel ödemekten çekinmeyen bir feda ruhuyla savaşacağız tıpkı Nurhak gibi, tıpkı Bayram Ali gibi…

Zamandır en büyük düşmanımız-

biz istemeden yürüyüp giden, biz istediğimizde de,

bir türlü istediğimiz noktada durmayan

  • zaman bizi bırakıp gider, terkeder

    — zaman, bizi öldürür…

    Oruç Aruoba

Bayram Ali’nin bir yoldaşı

Facebook

CEVAP VER

Please enter your comment!
Adınızı buraya yazınız