Yeni Devrimci Atılım Dönemi ve Hareketimizin Güncel Görevleri II – M.Börklüce Efe

416

Daha öncesinde yaptığımız kriz tahlili ve güncel boyutlarına yönelik değinmelerimiz, toplumsal krizin ne kadar derinleştiğinin bir tarifi durumundadır. Bu tarifden hareketle belirttiğimiz gerileme dönemi bir bütünen sosyalist hareketin üzerinde yoğunluklu bir şekilde tesir etmektedir. Temel fizik kanunlarında dahi görüleceği üzere, herhangi bir hareketin tesirinden kurtulmak için ya o hareketin kaynağını etkisiz kılmak ya da hareketin yaratacağı enerjiye karşı bir önlem geliştirmek gerekir. Devrimci durumlarda kaynağı etkisiz kılmak, temel taarruz ilkesinden kaynaklı geçerli olandır. Ancak görülmektedir ki, sosyalist hareket açıkca bir dizi önlemler geliştirmeyi tercih etmiş, savunma durumuna hapsolmuştur. Bu bütünlüklü gerileme ve onun sonuçları, ancak bütünlüklü bir hareket ile giderilebilir.

Toplumsal kriz kitleleri merkezine, iktidar gücünü de karşısına alarak, var olan tüm toplumsal olguları ve unsurları kuşatma altına alır. Devrimci örgütün burada yapması gereken, bir yönüyle kuşatmayı kuşatma altına alma taktiğiyle, krizin etkisinden arınarak, ona karşı bir taarruzu örgütlemesidir. Bir başka yapılması gereken ise krizin merkezinde konum almasıdır. Merkezinde alacağı konum devrimci örgüte krizi yönetme yetisini sağlar. Burada anlaşılması gereken, kriz ancak kitlelerin içerisine girilebilirse yönetilebilecektir. Eğer bir öncü bilinçle krizin yönetimi egemenlerin elinden alınırsa krizin yaratacağı tüm tahribat da onlara karşı kullanılabilir. Ki zaten tarihsel olarak kitlelerin asıl temsilcisi olan devrimci örgüt, bu konu da çok yönlü avantajlara sahiptir.

Yeni Devrimci Atılım dönemi kendisini, bu krizin içerisinden doğru, onun ihtiyaçlarına binaen zorunlu kılmıştır. Bu zorunluluğun sebeplerini ve gidermesi gerektirdiği sonuçları açmış bulunduk. Hareketimiz bu sebepleri farketmiş, birbirini tamamlayan şekilde bir analizi meydana çıkarmıştır. Süreç içerisinde, bu devrimci atılım dönemiyle birlikte başlatılan yeniden inşaa süreci buna yönelik bir hamle olarak görülmelidir. Ancak sebepler birbirini tamamlayan bir şekilde giderilmediği sürece, sonuca ulaşmanın herhangi bir gerçekliği mevcut değildir. Bu yeniden inşa sürecinin kendini tam anlamıyla tamamlayabilmesi için doğru bir noktada temellenmesi gerekmektedir. Bu temelleneceği nokta, güncel politik bir gelişimin içerisinde, doğru bir taktik hattın örülmesiyle var edilebilir. Hali hazırda sürekli gelişmekte olan krizin ve kutuplaşmanın, devrimci dinamikler adına dönüştürülmesine değin uygulanacak pratiğin, güçlü yönü bu şekildedir.

İktidar gücü, var olan bu krizi ve kutuplaşmayı tüm dinamikleriyle birlikte fark etmiş durumdadır. Tüm emekçi sınıfları etkisi altına almış olan siyasal ve ekonomik kriz iktidar gücünün diz bağlarının korkudan çözülmesini sağlamaktadır. MHP Faşizminin kurumsal yüzü Bahçeli, adeta “köklü bir devlet adamı” olmanın bir gerekliliği olarak, bu gidişatsızlığı fark etmiş ve “devletin bekası adına”, erken seçim önerisiyle en yakın ittifakı AKP faşizmini ve kendi cephesini uyarmış bulunmaktadır. Bu uyarıya kulak veren başfaşist Erdoğan’ın ise “en erken seçim” demesi üzerine, iktidar gücünün unsurları adeta kendi iktidarlarını kurtarmak adına bir koşuşturmaya girişmişlerdir. Olayın üzerinde gerçekleşen aceleci tutum, iktidarın nasıl bir bunalım yaşadığının göstergesidir. Fark edilmelidir ki bu “en erken seçim” kararıyla muhalefet hazırlıksız ve gafil yakalanmaya çalışılmıştır.

Son işgal girişimi ve sözde “terör operasyonlarıyla” içerde artan şovenizmin yığınlar üzerinde ki etkisi ve seçimin OHAL şartları altında gerçekleşmesi ihtimali her an bir iç çatışmanın veya savaşın yaşanabilmesi ihtimalini önümüze çıkarmaktadır. Zaten bu ihtimali bizim kadar değerlendirebilen iktidar gücünün hazırlıklarıda bu yöndedir.

İktidar gücü, referandum sonucuyla, belli oranlarda çizilen çizginin sağ tarafında kalanlarını, olası bir iç savaş durumunda kendi kuvvetleri olarak hesap etmektedir. “Cumhur İttifakı” ile fiili olarak hayata geçirilmeye çalışılan durum tam olarak budur. AKP, MHP ile yaptığı ittifakla, hem onun tekrardan nefes almasını sağlamış hem de kendisine kararlı ve dinamik faşist militanlar edinmiştir. Gelişen süreçte BBP ve SP gibi yine aynı cenahtan gelen partileri kendine yedekleme çalışması da bu durumdan azade değildir. 15 Temmuz’da kaybolan silahların hala bulunamaması, SADAD gibi sivil paramiliter örgütlenmelerin MGK toplantılarına katılması gibi durumlar, iç savaşa yönelik fiili hazırlıkların ne yönde yapıldığının somut bir göstergesidir.

Bu duruma karşı sosyalist hareket ve kitlelerde ki, dağınıklık ve saflaşamama sorunu, yukarıda bahsettiğimiz şekilde güçlü bir pratiği gerektirirken, bu güçlü pratiğin gerekliliğide bir eylemsizlik sorununu tekrardan karşımıza dikmektedir. Faşizm safları, kitlelere ve devrimcilere karşı bilfiil terör eylemlerini dayatırken, bu eylemler karşısında kitlelerin her gün sönümlenmesi içler acısıdır. Memleketin dört bir yanından gelen kitleler, dev bir kongre salonunu dolduruyor ve on binlerce kişi direniş sloganları atarak o salonun içerisine hapsoluyorsa, vahametin kendisi de işte budur. Devrimci eylem, bir öncülük meselesi, öncülük ise bir farkındalık yaratma durumudur. Var olan kutuplaşmanın bizim tarafımızda ki kısmını saflaştıracak olan da devrimci eylem ile yaratılacak farkındalıktan başka bir şey değildir.

İktidar gücünün yaptığı bu saflaşmaya ve hazırlığa karşı, sosyalist hareketin önünde ki görev, her anlamda etkili anti-faşist silahlı bir direnişi başlatma görevidir. Şimdiden yanlış anlaşılmaların önünü kesiyoruz. Burada silah, direniş içerisinde ki bir unsurdan başka bir şey değildir. Direnişin genel karakterini belirleyen silah değil, onun siyasal tutumudur. Zaten silah da bu siyasal tutumun bir sonucu olarak direnişin bir unsuru olagelmiştir. Faşist iktidar gücünün tüm aygıtlarıyla silahlandığı ve kendi güdümünde ki yığınları silahlandırdığı bir objektif durumda (diğer gelişen objektif durumlar gözardı edilmeksizin) bu unsur bir zorunluluk olarak kendini hakim kılmıştır. Öncesinde belirttiğimiz gibi direniş küçük-burjuva bir karakterden ziyade, devrimci proleter bir karakterde kendini var etmelidir. O yüzden bu durumu yok sayacak herhangi bir tutum söz konusu edilemez. Vazgeçmez bir kararlılık ile sonuca ulaştırabilmesinin ön koşularından birisi budur.

Yapılacak olan işin büyüklüğünün, büyük bir enerji gerektirdiği de açıkca ortadadır. Tekil tekil hiç bir örgütlenmenin de bu enerjiyi kendisinde barındırmadığı da yaşanmakta olan durumlardan kaynaklı görülmüştür. Yaşanan vahametlerin bir bütünen giderilebilmesi ve gerekli enerjinin ortaya çıkartılabilmesi adına devrimci bir güç birlikteliğine ihtiyaç vardır. Bu gerçekleştirilecek olan devrimci güç birlikteliği, öncesinde bahsettiğimiz, oluşturulması gereken program çerçevesinde, tüm devrimci öncülükler ile birlikte ortak bir devrimci savaş cephesini örgütlemeyi kendine ilke olarak edinmelidir. Devrimci Direniş Birlikleri bu konuda ki çıkışını, eylemini tutarlı kılan ve bünyesinde en geniş kesimleri toplayabilecek öncülük bilincini kendinde sağlamış bir pencereden icraa etmelidir. Devrimci Direniş Birlikleri kendisini, faşizmin terör ve baskı eylemlerini en yoğun biçimde örgütlediği karşı-zeminin hem içerisinde hem de karşısında konumlandırmalıdır.

Ancak bu konumlandırma ve onu örgütleme çalışması belirli gereksinimlere ihtiyaç duymaktadır. Tekniki ve yapısal olarak kentlerde direnişi örgütleyebilecek siyasi ve askeri kadroları içerisinde bulundurarak, her an gelişebilecek sokak hareketliliklerine öncülük edebilecek bir yeraltı örgütü bu gereksinimlerden biridir. Siyasal öncünün yoksunluğu muktedirdir ancak bu yoksunluk giderilse dahi, günümüz koşullarında, onu sokakta örgütleyebilecek hazırlığın yoksunluğu da apaçık ortadadır. Ayrıca “en geniş halk kesimlerine” inebilmek adına her türlü alan örgütlülüğü gerektiği doygunlukta inşaa edilmeli, olanlar güçlendirerek bu alana ait kadrolar tahsis edilmelidir. Bizce, yeni dönemin en güncel devrimci taktik görevlerini sıralandırmamız gerekirse;

  1. Sosyalist hareketin birlikteliği ve ortak eylem kabiliyetinin geliştirilebilmesi adına her türlü cephe, birlik, konferans faaliyeti, legal-illegal tüm alanlarda hem siyasal hem askeri olarak örgütlenmelidir. Var olan birlik çalışmaları ve girişimleri derinleştirilerek ilerlenmelidir.

  2. Yapılacak olan birliktelikler programatik olarak siyasal hedefler doğrultusunda AKP-MHP Faşizmini yıkmak üzerine örgütlenmelidirler.

  3. Faşizme karşı mücadelede tüm stratejik üslenme ve konumlanma faaliyetleri sarsılmaz bir kararlılık ve hedefinde net bir süratle tamamlanmalıdır.

  4. Kitlelerin içerisinde konum almayı sağlayacak tüm olanaklar değerlendirilmelidir. Açık-Kapalı, Legal-İllegal tüm faaliyet biçimleri kitlelerin içerisine serpilecek alanlarda yürütülmelidir.

  5. Kitlelerin içinde ses verebilmek amacıyla tüm propaganda araçları geliştirilmelidir. Özel birimler örgütlenmeli, sosyal medyada ve yazılı basında etkin olunmalı ve hatta burjuva yayınlarda dahi görünüm kazanılmaya çalışılmalıdır.

  6. Memleket siyaseti her an değişimlere gebedir. Bu gebelik her an devrimci olanaklar doğurmaktadır. İktidar gücü ve yaşanılan kriz, her an güncel ve politik bir değerlendirmeyle ele alınmalıdır. Geçerli bir taktik örgütlenebilmesi bu koşula bağlıdır.

  7. Geliştirilecek olan taktik hat, legal-illegal devrimci eylemler ile doygunluğa kavuşturulmalıdır. Söz ve eylem diyalektiği devrimci faaliyette hakim kılınmalıdır.

  8. Seçim gündemi, kitleleri en yoğun biçimde içine alacak olan bir siyasal gündemdir. Seçim gündeminin içerisine en devrimci yöntemler ve yollar ile dahil olunmalıdır.

  9. Devrimci eylemler ile kitleler her an kendiliğinden gelişebilecek veya örgütlenebilme olgunluğuna ulaşabilecek olan silahlı bir ayaklanmanın gerekliliklerine uygun olarak eğitilmelidir.

  10. Tüm yerleşim ve çalışma alanlarında konsey çalışmaları örgütlenmeli, kitleler silahlandırılmalıdır.

  11. Legal-illegal tüm biçimlerle işçi sınıfı içerisinde siyasal ajitasyon ve devrimci bir propaganda yürütülmelidir. İlkin “ilerici” sendikalara değmeye çalışmalı, işçilere özgü demokratik kitle örgütlerinin faaliyetlerine hız kazandırılmalıdır.

  12. Gençliğin dinamizmi ve kuruculuğu göz önüne alınmalı, partinin merkezine tamamen bağlı ona özgü ve özerk bir örgütlenme kurulmalıdır. Bu örgütlenme genç komünarların siyasal örgütü olarak tesis edilmelidir.

  13. Toplumu her yönüyle saran kadın sorunu üzerinde özellikle durulmalıdır. Tüm yaşam alanlarında kadın dayanışmasını örgütleyecek ve siyasallaştıracak demokratik kitle örgütleri güçlendirilmeli ve devrimcileştirilmelidir. İktidar gücünün tüm erkek egemen politikaları, toplumda gerçekleşen tüm taciz-tecavüz vakaları siyasal olarak teşhir edilmeli ve tüm sorumlular-suçlular cezalandırılmalıdır. Tüm kadın muhalefetini, kadınların siyasal öncüsü olan, kadın komünarlar’ın etrafında toplanabilmesi adına, doğru olarak yönlendirilmek gerekmektedir.

  14. Kentlerde direnişleri örgütleyebilecek ve gelişebilecek sokak hareketlerine öncülük edecek, en geniş halk kesimlerinin içerisinden örgütlenerek var edilecek ve buna uygun olarak donatılacak, parti hattı ve işleyişi ile organik olarak bağlı “Kent Direniş Güçleri” inşaa edilmelidir.

Dün erkendi, yarın çok geç olabilir. İşte bugün, tam zamanı..!

V.İ.Lenin

M.BÖRKLÜCE EFE

Facebook

CEVAP VER

Please enter your comment!
Adınızı buraya yazınız