TKP/ML-TİKKO Rojava Komutanlığı: Faşizme ve işgale karşı her alanda özgürlükleri ve hakları büyütelim

586

1 Mayıs’ın öngününde birleşik mücadelenin koşul ve dinamikleri üzerine TKP/ML-TİKKO Rojava Komutanlığı sorularımızı yanıtladı.

Bahar devrimcidir! 8 Mart, kadınların erkek egemen sisteme itirazını yükselttiği gün oldu. Mart güneşi iliklerimize işledi. Kürt halkına ve onunla yan yana duran devrimci ve demokratik kesimlere karşı, Efrin işgal savaşıyla daha da şiddetlenen baskı ve saldırı politikasına rağmen, Kürt halkının diriliş günü olan Newroz kitlesel bir biçimde coşkuyla kutlandı. Şimdi önümüz 1 Mayıs. İşçi sınıfı ve emekçilerin, ezilen halkların egemen sınıflara karşı mücadele günü. 1 Mayıs, aynı zamanda devrimcisi olduğumuz sınıf adına bir muhasebe günüdür. Her siyasi hareket, kendisini büyük altüst oluşların yaşandığı bu döneme nasıl hazırlayacağını tartışmak ve bir yol haritası belirlemek zorundadır. Zira bıçaksırtı bir durumla karşı karşıyayız. Faşist devleti, Tayyip’in sarayı ile birlikte yıkamazsak, o bizim çanımıza ot tıkayacak. Bu açık ve net! 1 Mayıs’ın öngününde bir durum değerlendirmesi yaparak faşizme karşı nasıl bir mücadele hattı öreceğimizi, birleşik mücadelenin olanak ve dinamiklerini Komün Gücü sitesi olarak sizinle tartışalım istiyoruz.”

1- Bölge ve Türkiye durumunun içiçe geçtiği bir süreçteyiz. Bu, birçok yönüyle tehlike ve fırsatların olduğu bir süreç. Biz devrimciler birer analizci değiliz. Yaşanmakta olan süreci kendi sınıfımızın gözünden okuyup devrimin olanaklarını nasıl büyütebileceğimize odaklanacağız. Bu bağlamda içinde bulunduğumuz dünya-bölge-Türkiye durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Hem dünyanın, bölgenin hem de ülkenin durumu halklar ve özgürlükler açısından iyi değildir. Karanlık ve kötülüklerle dolu bir dünyada halklarımız kölece yaşamaya devam ediyor. Emperyalist-kapitalist ülkeler arasındaki çelişkili ve çatışmalı durum, halkları daha fazla köleliğe, yoksulluğa, cehalete ve parçalanmışlığa götürüyor. Örgütsüzlük ve önderliksizlik hali yakıcılığını devam ettirmektedir. Emperyalist-kapitalist dünya zincirlerinden boşalmış şekilde daha derin ve uzlaşmaz çelişkilerin yarattığı kriz ve kaosların yaşanmasına doğru gidiyor. Ve bölgesel savaşlar yıkım, göçmenlik daha yıkıcı ve tahripkar şekilde yaşanıyor. İşçi sınıfı, emekçiler, ezilen dünya halkları kendisine önderlik edecek öncüsünü ve önderliğini aramaya devam ediyor.

2- Sömürgeci faşist devletin, emperyalistler arası çelişkileri ve hegemonya mücadelelerini de değerlendirip bölgede daha da derinleştirdiği yayılmacı ve sömürgeci politikalarına karşı nasıl konumlanmalıyız? Efrin işgali savaşı birçok yönüyle dersler içeriyor. Süreç bitmedi, devam ediyor. Hepimiz cepheyi Türkiye’ye kurmaktan, sömürgeci işgal savaşını içeride faşist devlete karşı savaşa çevirmekten bahsettik. Bunun olanak ve dinamikleri nelerdi? Neden gerçekleştiremedik? Bundan sonra nasıl konumlanmalıyız?

Nerede en derin çelişkiler, en zayıf halka varsa, nerede isyana varan hosnutsuzluk, bitmeyen yoksulluk ve dinmeyen öfke varsa orada devrimci görevlerimizle konumlanmalıyız. Topluma bakalım, yaşananlara-yaşatılanlara bakalım. Bize nerede nasıl konumlanacağımızı gösteriyor ve öğretiyor. Mevcut gelişmeler ve ortaya çıkan devrimci olanaklar özgürlükler ve kurtuluş için büyük fırsatlar sunmaktadır. Tayin edici rol oynayacak olan öncü güçtür. Bunu maddi güce çevirecek olan öncü gücün kendisidir. Yani proleter devrimciler ve onların sağlam dostlarıdır. Başarı fikrine ve zafere kilitlenmiş iradeye her zamandan daha ihtiyaç vardır. Buna daha fazla inanmalı ve yürünmelidir.

3- Bugün herkes faşizm tespiti yapıyor. Herkes ortak bir mücadele hattının elzem olduğunu söylüyor. Ve ama yine, bildiği yoldan ilerliyor. Bu yaman çelişkiyi nasıl çözebileceğimize dair bir düşünceniz, arayışınız var mı? Faşist devleti Tayyip’in sarayıyla birlikte yıkmak için birleşik bir mücadele hattının örülmesini yaşamsal gören diğer devrimci siyasetlerle hangi eksende buluşmayı hedefliyorsunuz?

Ortak mücadele fikri ve bilinci ne toplumda ne bunun içinden çıkıp gelen devrimcilerde henüz yeterli bir gelişkinliğe ve olgunluğa varamamıştır. Emperyalist-kapitalist sistemin toplumları ve sınıfları bölme, parçalama ve çökertme politikası belli ölçüde ilerici ve devrimci güçlerde yansımasını bulmaktadır. Bölünme, parçalanma, ortak yürüyememe hali her alana yansımaktadır. Ortak mücadele etme bilinci yetersiz, bunun geleneği ve alışkanlıkları zayıftır. ‘68 kuşağı devrimcilerinde, Deniz-Mahir-Kaypakkaya’da ortak mucadele etme, birbirine sahip çıkma fikri ve bilinci daha gelişkindi. Sonraki süreçlerde rekabet, grupçuluk, beraberinde ortak mücadele fikrini ve bilincini, önemli oranda olumsuz yönden etkilemiştir.

Bu süreçte bunun acısını ve ortaya çıkardığı zorlukları yaşıyoruz. Herkes ortak mücadele ihtiyacından bahseder, ancak bunun gerklerini yerine getirmeye fazla yanaşmaz. Bu gerçeklik gözümüzü korkutup bizleri hayal kırıklığına ve umuztsuzluğa götürmemelidir. Hiçbir devrimci fikir ve adım kolay ve rahat yaratılmamıştır. Yaratılmaz. Sağlam bir bilinç irade ve kararlılığa ihtiyaç vardır.

Başta kadın-gençlik işçi alanında hak ve özgürlükler temelinde faşizme ve işgale karşı mücadele ekseninde buluşarak örgütlenmeye gidilmelidir. Bu eksende basitten karmaşığa zayıftan güçlüye doğru en başta bir araya gelecek güçlerden bir hat izlenmelidir. Birlik mücadelesiz olmaz.

4- Devrimci örgütlerin yanısıra solda birçok çevre de AKP-MHP faşizmine karşı birleşik mücadelenin bir ihtiyaç olduğunu ve faşizme karşı tüm demokratik güçlerin bir araya gelmesi gerektiğini ifade ediyor, çağrıda bulunuyor. (Memleket biziz kurultay çağrısı, HTKP’nin kimi girişimleri vb. vb.) Bu yöndeki arayışlara nasıl bakıyorsunuz? Tüm bu kesimleri kapsayabilecek bir ortak mücadele platformu oluşturabilir miyiz? Nasıl?

İlk başta anlayış ve pratik uygulama düzeyinde belli düzeyde zorluklar yaşanabilir. Ortak mücadele ihtiyacının ve bilincinin niyet ve amaçlarının anlaşılamaması, zorunluluğunun yeterince kavranmaması sonucu anlayış düzeyinde ve pratik uygulamada belli zorluklar yaşanabilir. Belki bir bütün de her kesimle bir araya gelinemeyebilir. Ancak inanıyoruzki, basta Halkların Birleşik Devrim Hareketi (HBDH) güçleri olmak üzere, ortak bir mücadele pratiği, ortak mücadele fikrine ve pratik ihtiyacına inananlardan başlanarak adım adım örgütlenme ile büyütülebilinir. Ortak hareket etmeyenleri de ikna ve inandırma pratiği içinde uygulanabilirliğini göstererek ileri doğru adım atılabilinir. Elbette reformistler, sosyal şovenler asla devrimci zeminde yürümeyecektir. Böyle bir beklenti ve umut içinde olmamak gerekir.

5- Önümüz işçi sınıfının birlik, dayanışma ve mücadele günü 1 Mayıs. Sınıf mücadelesinin her dönemeci kendi 1 Mayıs’ını koşullar. Bu 1 Mayıs’a rengini verecek olan da, kuşkusuz bu dönemki mücadelenin sorun ve ihtiyaçlarıdır. Bu bağlamda 1 Mayıs’ı hangi perpektifle karşılıyorsunuz?

Bu soruya daha gerçekçi ve doyurucu yanıtı ülkedeki yoldaşlarımız verebilir. Bizler buradan “faşizme ve işgale karşı her alanda özgürlükleri ve hakları büyütelim” perspektifiyle yürümek ve örgütlenmek gerektiğini söylüyoruz.

Yine gündeme gelen erken seçimle ilgili gerekli tutumu sergileyecek olan da ülkedeki yoldaşlarımızdır.

Bizler bu olanağı verdiğiniz için teşekkür ediyoruz. Mücadelenizde üstün başarılar diliyoruz. Birlik mücadele birlik!

Facebook

CEVAP VER

Please enter your comment!
Adınızı buraya yazınız