Türkiye’de en uzun koşuysa devrim en güzel yüz metresini o koştu: Deniz Gezmiş

80

Deniz Gezmiş, 6 Mayıs 1972 yılında Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan ile birlikte idam edilen THKO(Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu) önderidir. Deniz’in ve yoldaşların idamı yükselen devrimci gençlik hareketini boğma hamlesiydi. Yapılmak istenen ilk defa sınırlı bir aydın çevresinden çıkarak halkla buluşan devrimci hareketi sindirmek yeniden kendi dar dünyasına hapsetme çabasıydı.

Ancak bu proje hayat bulmadı gerek Deniz ve yoldaşlarının idam sehpasındaki kararlı duruşu, gerekse sonrasında devrimci gençlik hareketi tarafından sahiplenilmeleri sonucunda bu üç devrimci Türkiye devrim mücadelesinin birer sembolü haline geldiler. Artık kendine devrimciyim diyen herkes bir şekilde bu isimlere özellikle de Deniz Gezmiş ismine sahip çıkmaya başladı. Geride kalan 46 yıl içerisinde romanlardan, kart postallara, şiirlerden, posterlere ve filmlere konu olan Deniz Gezmiş bugün Türkiye ve Kürdistan coğrafyasında devrimcilik yapma iddasında olan herkesin sahipleneceği bir değer haline gelmiştir. 7’den 70’e Türkiye halkından her kesimden halkımızın gönlünde Deniz Gezmiş ve arkadaşları taht kurmuştur. İnsanlar çocuklarına Deniz’in, Hüseyin’in ve Yusuf’un ismini vermiş her yıl onların mezarlarına gidip mücadeleye bağlılık sözleri vermişlerdir. Deniz’in, Yusuf’un ve Hüseyin’in idamını anlatan Darağacında üç fidan kitabı birçok gencin devrimci mücadeleye katılmalarının ilk adımı olmuştur.

CHP’den, Aydınlık çetesine ve TKP çevresine kadar bir çok kesim Deniz Gezmiş’i sahiplenmekte, onun anmalarına katılmaktadır. Hatta zaman zaman faşist AKP cephesine yakın isimler tarafından bile Deniz Gezmiş’e sahip çıkan değerlendirmeler yapılmaktadır.

Aslında burada yapılmak istenen Türkiye işçi sınıfı ve ezilen halkların gözünde sembolleşmiş bir devrimci önderi onu var eden değerlerden koparma çabasıdır. Deniz Gezmiş’i sadece kartpostallarda anılan bir nostaljik obje haline getirme çabasıdır.

Deniz Gezmiş her şeyden önce Türkiye devrimci gençlik mücadelesi içerisinde var olmuş bir devrimci değerdir. Onu vareden devrimci mücadele içerisinde ki duruşudur. 68 Gençlik hareketi ile birlikte ilk defa Türkiye coğrafyasında geniş gençlik kitleleri devrimci hareketle tanıştı. Üniversite kampüsleri, lise koridorları, işçi havzaları ve tarım emekçileri Dev-Genç ile buluşuyordu. Dev-Genç adeta işçilerin, emekçilerin ve ezilenlerin gönlüne taht kurmuştu. Anti emperyalist mücadele içerisinde 6.filo protestoları ile Vietnam halkının özgürlük mücadelesi Dolmabahçe sahilinde denize dökülen Amerikan askerleriyle selamlanıyordu. Artık Dev-Genç her yerdeydi nereden bir haklı direniş varsa devrimci gençlik oraya koşuyor, sadece kendi akademik sorunlarıyla ilgilenmeyip bütün toplumun sorunlarıyla ilgilenen bir devrimcilik anlayışı gelişiyordu.

Bu koşullar altında akademik özgürlük mücadelesi ve anti-emperyalist mücadele şeklinde başlayan devrimci gençlik hareketi adım adım ülkenin ve dünyanın bütün sorunlarıyla ilgilenmeye başladı. Mevcut siyasi iktidar halka ve devrimci gençliğe saldırdıkça Dev-Genç saflarında militan mücadele daha ön plana çıkmaya başladı. İşte böylesi bir tarihsel kesitte Deniz Gezmiş ve arkadaşları Filistin’e giderek İsrail siyonizmine karşı savaşan Filistin halkıyla dayanışmayı büyüttüler. Aslında mücadeleyi Filistin’e taşımak Deniz Gezmiş ve arkadaşları için mücadelenin yeni bir evresiydi. Sonuç olarak ülkede faşist harekete karşı amatör düzeyde yürütülen devrimci şiddet pratiği Filistin’de elde edilen tecrübelerle yeni bir nitelik kazandı. Filistin’e gidiş devrimci gençlik hareketi açısından mücadelenin yeni bir evreye taşınmasıydı. Burada elde edilen tecrübeler ve birikim ülkede başlayan gerilla mücadelesi için ön açıcı olmuştur. Aslında Türkiye devrimci gençlik mücadelesi için Filistin’e gidiş burada askeri kamp kurma pratiğinin başlangıcı bu tarihtir. Sonrasında PKK’de başta olmak üzere bir çok Türkiye’li ve Kürdistan’lı devrimci örgüt Filistin ve Lübnan sahasına giderek buralarda mazlum Filistin halkıyla birlikte savaşıp aynı zamanda askerileşerek savaş tecrübesi kazandılar. Özellikle 1980 sonrasında Filistin halkıyla dayanışma için Lübnan’da ölümsüzleşen Abdülkadir Çubukçu, Abdullah Kumral, Kemal Ergin, Hüseyin Gökdemir, Teğmen Ali başta olmak üzere bir çok Türkiye’li ve Kürdistan’lı devrimci Filistin halkıyla Türkiye’li devrimcilerin enternasyonalist dayanışmanın tarihe altın harflerle yazılmış örnekleridir.

Sonrasında Türkiye coğrafyasında ilk defa şehir ve kır gerillacılığı pratiği Filistin coğrafyasında tecrübe kazanan devrimciler tarafından örgütlenmiştir. Gerçekleştirilen bir çok sabotaj eylemi ve kamulaştırma eylemleriyle aslında Türkiye coğrafyasında bir gerilla savaşının alt yapı hazırlıkları yürütülmeye başlanmıştı. Sonrasında Deniz ve arkadaşları gerilla savaşını başlatmak üzere yüzlerini dağlara döndüklerinde oligarşik iktidarın kolluk güçleri tarafından yakalandılar. Ardından hızlı bir şekilde tutuklanıp mahkemeye çıkartılıp haklarında idam hükmü verildi.Deniz Gezmiş ve arkadaşları 6 Mayıs tarihinde Oligarşik iktidarın mahkemeleri tarafından “anayasal düzeni silah zoruyla yıkmaya teşebbüs” gerekçesiyle idam edilmişlerdir. Onları idam kararı parlementoya geldiğinde parlementonun çoğunluğu idama destek vermişlerdir. O dönem parlementoda Adalet Partisi ve CHP gibi partiler bulunmaktadır. Dolaysıyla bugün Faşizmin bekasını savunan hiçbir kesim Deniz’lerin mirasına sahip çıkmaya hakları yoktur.

Bütün bu değerlendirmeler ışığında Deniz Gezmiş ve arkadaşları Türkiye ve Kürdistan devrimcileri için yol açıcı olan önder devrimcilerdir. Bugün onların yarattığı mücadele değerlerinden ve siyasi itibarlarından yararlanmaya çalışan bir çok isim vardır. Ancak onların mücadelesinin gerçekten takipçisi olan Halkların Birleşik Devrim Hareketi(HBDH) saflarında savaşan Türkiye’li ve Kürdistan’lı devrimcilerdir.

Deniz’leri katleden Oligarşik iktidar ve onun bugün devamcısı olan faşist AKP iktidarını bir şekilde destekleyen, faşizme karşı Birleşik Devrimci Savaş stratejisi temelinde mücadele etmeyen hiçbir kesim Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının mücadelesinin devamcısı olamazlar.

Dün Deniz’ler nasıl Filistin’e gidip orada kaderlerini mazlum Filistin halkıyla birleştirmişlerse bu günde Rojava devrimiyle kaderlerini birleştirip orada ölümsüzleşen devrimciler Deniz’lerin bugüne uzanan takipçileridir. Rojava devriminde ölümsüzleşen Ulaş Bayraktaroğlu, Aziz Güler, Gökhan Taşyakan ve bir çok Türkiye’li devrimci Türkiye devrimine giden yolun Kürdistan özgürlük mücadelesiyle omuz omuza mücadele etmekten geçtiğinin kanıtıdır. Bugün kim bu gerçekliği red ediyor ve bir şekilde Rojava devrimi ile yan yana durmakta tereddüt ediyorsa onlar Deniz’lerin mücadelesinin takipçisi olamazlar.

Son olarak Afrin savaşında ölümsüzleşen Türkiye’li devrimciler aslında Deniz’lerin mirasını bu gün AKP-MHP faşizmine karşı en kararlı şekilde bu güne taşıyan örnek devrimcilerdir. Bu açıdan Nurhak,Bayram Ali,Sinan, Taylan,Alişer,Özgür, Ulaş yoldaşlar başta olmak üzere bu mücadelede ölümsüzleşen Türkiye’li devrimciler tarihe düşülmüş önemli bir nottur. Onların şahsında Filistin’de ölümsüzleşen Türkiye’li devrimcilerin mücadelelerinin boşa verilmediği bu gün içinde bulunduğumuz tarihsel kesitte Filistin’de verilen devrimci dayanışma örneğinin takipçisi olan devrimcilerin olduğu kanıtlanmıştır.

Deniz’lerin yola çıkarken önlerine koydukları en büyük hayallari Türkiye devrimini gerçekleştirmekti. Bizlere düşen en büyük görevde bu hayali gerçekleştirmek onların başlattığı mücadeleyi zafere taşımaktır.

Bu gün Deniz Gezmiş ve arkadaşlarını sahiplendiğini söyleyen milliyetçi sol görünümlü oluşumlar aslında onların mücadelesini kavramamış hatta bir kısmı (Doğu Perinçek ve Aydınlık çetesi gibi) Deniz’ler hayattayken onların karşısında konumlanmış isimlerdir. Bugün anti emperyalizm(!) T.C. Faşizminin Afrin işgalini destekleyen bu kesimlerin Deniz’lerin mücadelesi ile uzaktan yakından alakası yoktur. Burada savunulan miliyetçi sosuna bürünmüş sahte bir anti-emperyalizm analizidir. Herşeyden önce Afrin işgalini gerçekleştiren T.C. Ordusu NATO üyesi olan dünyanın en büyük ordularından biridir. Ayrıca kullandığı silah envarteri kendi üretimi dışında ağırlıklı olarak Amerikan silah sanayinin ürünleridir. Dolaysıyla Deniz’lere sahip çıktığını söyleyip Afrin’in faşizm tarafından işgalini ve orada gerçekleştirdiği katliamları destekleyen kesimlerin devrimci mücadele mirasıyla yakından uzaktan ilişkisi yoktur.

Bizler açısından Deniz’lerin mirası nostaljik bir hikaye değil devrimci savaş pratiğinde esin kaynağımız olan tarihsel bir öncülümüzdür. Geride bıraktığımız 46 yıllık tarihsel süreçten doğru bakarsak Deniz’lerin mirası bugün Halkların Birleşik Devrim Hareketi saflarında mücadele eden Türkiye’li ve Kürdistan’lı devrimciler tarafından yaşatılmaktadır. Onların mirasına sahip çıkmanın ispatı faşizme karşı savaşmak Türkiye ve Kürdistan dağlarında özgürlük güçlerini örgütlemektir.

AKP-MHP faşizmi ülkemizi bir halklar hapishanesine çevirmiş bulunuyor. Türkiye işçi sınıfı ve emekçilerin üzerindeki sömürü politikaları her gün biraz daha derinleşiyor. İşçi sınıfının bütün tarihsel kazanımları sermayenin saldırıları tarafından yağmalanıyor. Erdoğan rejimi kurduğu Olağanüstü Hal Rejimi ile artık parlamentoyu fiilen devre dışı bırakıp ülkeyi Kanun hükümünde kararnamelerle yönetiyor. Faşizmin Kürt halkına dönük olarak saldırıları her geçen gün dahada artıyor. Bu gün sadece Kuzey Kürdistan’da değil dört parça Kürdistan’da Kürt halkının lehine gerçekleşen her türlü gelişme Erdoğan faşizminin doğrudan düşmanlık besleyeceği bir gelişmedir. Faşizm sadece kendi sınırları içerisinde değil Kürdistan’ın diğer parçalarında da halkların özgürlük mücadelesini boğmak istiyor. Bütün imkanlarını da bu temelde yürüttüğü varlık yokluk savaşı doğrultusunda seferber ediyor.

Bu temelde devrimcilerinde bütün imkanlarını birleşik devrimci savaşın başarısı için seferber etmesi gerekmektedir. Faşizm karşısında içinde bulunduğumuz tarihsel dönem devrim ve karşı devrim güçlerinin karşılıklı olarak net bir şekilde mevzilendiği bir tarihsel dönemdir. Burada faşizmin kazanması demek Türkiye halklarının geleceğinin bir dönem daha karanlığa boğulması anlamına gelecektir. Bizlerin kazanması ise devrimci savaşın kazanması faşist iktidarın yıkılması ve yerine demokratik bir halk iktidarının kurulması anlamına gelecektir.

Şimdi bütün hazırlıklarımızı bu temelde yürütülecek birleşik devrimci savaşın ihtiyaçlarının en güçlü şekilde örgütenmesi için seferber etmek zorundayız. Faşizm karşısında savaşan, bedel ödeyen ve bedel ödeten kazanacaktır. Bu mücadelede saf tutmayan, kaçkınlığı örgütleyen ve mücadeleyi düzenin sınırları içerisinde hapsedenler kaybedecektir.

Sonuç olarak Deniz Gezmiş ve arkadaşları bu mücadele içerisinde örnek alacağımız mücadele pratikleri itibariyle bizlere yol gösteren devrimci önderlerdir. Onların mücadele mirasımız Türkiye ve Kürdistan dağlarındaki gerilla mücadelemizde, Türkiye metropollerindeki şehir gerilla pratiğimizde, işçi sınıfı içerisindeki mücadele pratiğimizde, öğrenci gençlik içerisindeki devrimci örgütlenme pratiğimizde, erkek egemen sisteme karşı kadın özgürlük mücadelesinde yaşamaya devam etmektedir.

Şimdi bu temelde devrimci savaş pratiğimizi yükseltmek Deniz’lerin ideallerini hayatın içerisinde örgütleme zamanıdır. Bu temelde yaşamın bütün alanlarında devrimci yaşamı örgütlemek temel sorumluluğumuzdur. Faşizme karşı savaşta Deniz’leşmek önderleşmek mücadele içerisinde gelecek kuşaklara yol açacak bir devrimci kuşak yaratmak güncel sorumluluğumuzdur.

Bugün kim bu güncel görevi yerine getirmiyorsa devrim cephesini zayıflatmakta dolayısyla karşı devrimci güçler cephesini güçlendirmektedir. Güncel görevi yerine getiren kadrolar ise devrim cephesini güçlendirmekte karşı devrim cephesini zayıflatmaktadır.

Şimdi artık biliyoruz. Türkiye ve Kürdistan dağlarında, şehirlerde özgürlük güçleri saflarında ve işçi sınıfının özgürlük mücadelesi içerisinde kendine Deniz Gezmiş’i örnek alan kadın ve erkek devrimci yoldaşlarımız var.

Deniz’in duvarda asılı olan siyah beyaz parkalı resmi bu devrimci yoldaşlarımız şahsında yeniden renk kazanmıştır. Onun mücadele mirası devrimci savaş pratiğimizde yaşamaktadır. Deniz’lere sözümüz onların başlattığı devrim düşünü zafere taşımaktır. Türkiye ve Kürdistan devrimini gerçekleştirmek, faşizmin kalelerine işçi sınıfının ve ezilenlerin bayrağını dikmektir.

Not: Tekin Yoldaşa ait olan bu yazı Parastina Gel dergisinde yayınlanmıştır.

Facebook

CEVAP VER

Please enter your comment!
Adınızı buraya yazınız