Ölümsüzler Haftası kapsamında İstanbul’da anma etkinliği düzenlendi

123

9-16 Mayıs tarihlerinde düzenlenen Ölümsüzler Haftası kapsamında İstanbul’da anma etkinliği düzenlendi.

Etkinlikte birbirine yakın tarihlerde ölümsüzleşen Meryem Güler, Orhan Yılmazkaya,
Özge Bali, Asiye Özlahlan, Yusufbaş Akay, Cenk Kılagöz ve Ulaş Bayraktaroğlu ile Rojava
Devrimi şehitlerimiz, enternasyonalist savaşçılar Bedrettin Akdeniz, Mahir Arpaçay, Aziz
Güler, Robin Agiri, Eylem Ataş, Muzaffer Kandemir, İbrahim Tufan Eroğluer, Gökhan
Taşyakan, Hüseyin Cem Özdemir ve Görkem Tuğal başta olmak üzere devrim ve sosyalizm
davasının şehitleri anıldı.

Etkinlik açılış konuşmasıyla başladı. Konuşmada Orhan Yılmazkaya’dan başlayıp Ulaş Bayraktaroğlu ile devam eden devrimci  çizgisinin 71 kopuşunu güncelleştirdiği vurgulandı. Anmada sinevizyon gösteriminin ardından Okan Duman-Cemal Bozkurt-Fatih Aydın’ın kaleme aldığı “27 Nisan Sabahı” isimli şiir okundu.

Etkinlik şehit ailelerin ve devrimci kurum temsilcilerinin sözlerinin ardından son buldu.

Anmada yapılan açılış konuşmasının tam metni ise şöyle:

Yoldaşlar merhaba,
Bugün burada, birbirine yakın tarihlerde ölümsüzleşen Meryem Güler, Orhan Yılmazkaya, Özge Bali, Asiye Özlahlan, Yusufbaş Akay, Cenk Kılagöz ve Ulaş Bayraktaroğlu ile Rojava Devrimi şehitlerimiz, enternasyonalist savaşçılar Bedrettin Akdeniz, Mahir Arpaçay, Aziz Güler, Robin Agiri, Eylem Ataş, Muzaffer Kandemir, İbrahim Tufan Eroğluer, Gökhan Taşyakan, Hüseyin Cem Özdemir ve Görkem Tuğal başta olmak üzere devrim ve sosyalizm davasının şehitlerini anmak için toplandık.
Onlar, kendi öznelliklerinde, kitabi bilgi olmaya yüz tutmak üzere raflara kaldırılmış 71 devrimci kopuşunu, Türkiye ve Kürdistan devrim cephesinde yeniden örgütlemişlerdir. Yoldaşlarımız, uzun zamandan beri yer altında paslanmış 71 kopuşunun zincirlerini, diplerden yeniden yeryüzüne çıkaran kişilerdir.
Artık Yılmazkaya’yı, Dörtleri ve Ulaş Bayraktaroğlu’nu sahiplenmek, Türkiye cephesinin Marksist-Leninist devrimciliğinin gerekliliği haline gelmiştir. Haydi, aksi gösterilsin! Yılmazkaya’nın ve Bayraktaroğlu’nun yoldaşlarına, onlara karşı çıkılarak bir Marksist-Leninist eksenin nasıl çizileceğini açıklansın! Yoldaşlarımızın yaşamı ve ölümü, onlara karşı çıkanları, artık, sonsuza kadar devletin ve sermayenin safına itmiştir.
Bu bilinç ve kararlılıkla hepinizi 1 dakikalık saygı duruşuna davet ediyorum.
(…)
Yoldaşlar,
Orhan Yılmazkaya, yazılarından birinde, Fransız felsefeci Guy Debord’tan bir alıntı yapıyor. Debord, modern dünyayı eleştirdiği Gösteri Toplumu adlı eserinde, “Gerçek anlamda altüst edilmiş bir dünyada doğru, bir yanlışlık anıdır.” diyor. Evet, içinde yaşadığımız dünyada; mülkiyet duygusunun herkesi sarıp sarmaladığı, gösterişin ve bireyciliğin marifet sayıldığı kapitalizm çağında, doğru, bir yanlışlık anı olarak nitelendirilmektedir. Bedreddin de, Spartaküs de, Paris Komünü de, Ekim Devrimi de Mahir, Deniz, İbo da egemen bakış açısına göre bir yanlışlık anıdır. Orhan, yazısında, PKK gerillasının da bir yanlışlık anı olarak görüldüğünü, ancak onun doğrunun ta kendisi olduğunu yazıyordu.
Orhan’dan Dörtlere, Ulaş Bayraktaroğlu’ndan Gökhan Taşyakan’a gösteri toplumunu eylemleriyle paramparça edenler de bir yanlışlık anıdır! Orhan Yılmazkaya’nın kahramanlaştığı 27 Nisan sabahı da bir yanlışlık anıdır. Tam da bir yanlışlık anı olduğu için doğrudur ve doğruyu örgütlemiştir. 27 Nisan 2009 tarihindeki Bostancı direnişi, gösteri toplumunun büyüsünü ve sihrini paramparça etmiştir. Sözde, kapitalizme ve gösteri toplumuna birçok kişi karşıdır; ama öyle bir karşıtlıktır ki sadece sivil toplumculuk, yatay örgütlenme ve liberter çizgi ile sınırlı kalmıştır! Orhan, kolay kolay kimselerin cesaret edemediği, kolay kolay kimselerin yanına dahi yaklaşamayacağı, hatta halen yaklaşmaktan çekindiği keskinlikte bir hayatı örmüştür.
Yoldaşlar,
Devrimci bir yaşamı görmek istiyorsak, kendi hayatlarımızın menziline bir figür koymak istiyorsak, İşte Orhan Yılmazkaya karşımızda, dimdik ayakta durmaktadır. İşte gösteri toplumu böyle parçalanır, işte kapitalizme ve emperyalizme böyle kaşı çıkılır, işte devrimci tam da böyle olunur! 27 Nisan, ısrarlı, bilinçli ve örgütlü bir eylemcinin ilmek ilmek ördüğü bir yaşamın tezahürüdür. Sadece günlerden herhangi bir gün değildir, bütünsel bir devrimci tarihin yoğunlaştığı eksiksiz bir devrimci an’dır.
Yılmazkaya, Türkiye sosyalist hareketi için buzkırandır, erken gelendir, uzun zamandan beri yer altında paslanmış 71 kopuşunun zincirini dipten çıkarandır. Onun yanlışlık anının bedeli, ne yazık ki, susuş kumkumasına mahkûm edilmesi olmuştur. Orhan, maalesef, sosyalist devrimciler tarafından dahi görmezden gelinmiştir. Yılmazkaya’nın mirasını güncellemenin vakti tam da içinden geçtiğimiz faşizm koşullarıdır.
Yoldaşlar,
Devrimci kırılma; nasıl Yılmazkaya’da dip akıntısı olarak belirdiyse, artık Ulaş Bayraktaroğlu’nda, yüzeye kadar çıkan bir dalga halini almıştır. Ulaş Bayraktaroğlu ile birlikte, devrimci kopuşa süreklilik kazandıran halkalar, susuş kumkuması suretinden kurtulmuştur. Bayraktaroğlu’nun 9 Mayıs 2017’de Rakka cephesinde en ön saflarda ölümsüzleşmesi, geniş bir sosyalist çevre tarafından sahiplenilmiştir.
Ulaş Bayraktaroğlu ve Rojava şehitleri konsolide edilerek, yumuşatılarak, masumlaştırılarak veya düzeltilerek savunulamaz. Ulaş, bir Marksist-Leninist politik devrimcinin tüm rahatsız edici özellikleriyle birlikte sahiplenilmelidir. Elindeki silahı, yanındaki Kürt yoldaşları, askeri kıyafeti ve büyük sözleri gizlenmemelidir. Onun ölümsüzlüğü, kendisini eleştirmeye niyetlenen ve devletine yedeklenen her türden pasifist düşünceyi cılız kalmaya mahkûm etmiştir. Yılmazkaya’nın dip akıntısı yüzeye çıkmış; Ulaş’ın dalgası olmuştur.
Devrimci kopuşlar genelde kişilerle ifade edilmektedir. Ancak bireyler kopuşun yalnızca taşıyıcısıdır. Kopuşun taşıyıcısı olan özneleri mümkün kılan konjonktür, sıkı bir sınıfsal belirleme ilişkisini içerisinde barındırmaktadır. Bizler, gösteri toplumunun çok meraklı olduğu popülist siyasete ve popüler figürlere muhtaç değiliz. Dolayısıyla yüzeysel bir okuma yaparak, popüler ve popülist bir devrimci imajı peşinde değiliz. Üzerinde asıl yoğunlaşılması gereken mesele, Yılmazkaya’nın ve Bayraktaroğlu’nun kopuşunu popülerleştirmek değil, onların etrafında devrimci birleşmenin nasıl sağlanabileceğinin analizidir.
Ulaş Bayraktaroğlu’nu önemseyen, ona değer veren ve mirasına sahip çıkan sosyalist sol, geçtiğimiz bir yıl içerisinde geniş sayılabilecek bir alana yayılmıştır. Bu bileşim, karşıt düşünceyi doğmadan yok etme kudretini de gösterebilmiştir. Her şeyden önce bu başarı bir ihtiyaçtan kaynaklanmaktadır. Ezilenlerin öncü politikası, artık parlamenterist, yasalcı, pasifist ve sivil toplumcu anlayışa rağbet etmemektedir. AKP faşizminin ulaştığı mertebe, militan demokrasiden başlayıp şiddeti yöntem olarak benimseyen bir örgüte kadar uzanan hattı gerekli kılmaktadır. Faşizm şartlarında, güçsüzlüğün verdiği kahırla birlikte bu ihtiyacı hissetmekteyiz. Bu his, mevcut güçsüz konumlanışımız altında acı verse de gerçekliğinden kaynaklı olarak değer taşımaktadır.
Ulaş’ın etrafında kenetlenme ihtiyacını belirleyen sürecin izleri, pekâlâ onun yaşantısında da mevcuttur. Ulaş, zamanda ve mekânda yayılmayı başarmış ender devrimcilerdendir.
Ulaş zamanda yayılmıştır: yatay örgütlenme modellerinin revaçta olduğu 2000’lerin başından 2013 Gezi direnişine; 2015 Kobani serhildanından 2017 Rakka cephesine…
Ulaş mekânda yayılmıştır: Başlarda legal parti içindedir; ancak her zaman o sınırı aşmıştır. Ulaş da, herkes gibi, Gezi direnişinin gerçekleştiği parklarda, sokaklarda ve meydanlardadır; ancak 11 Haziran devrimci çıkışı ile başka bir alanı işaret etmiştir. Nihayet Kürdistan’a sıçramış, Türkiye cephesinin Kürdistanileşmesinin yollarını döşemiştirtir.
Ulaş, yakın dönem sol tarihimiz ile hesaplaşmak için yapılan bir çağrıdır. En yalın ifadelerle, ona göre 90’ların sonunda oldukça gündemde olan güler yüzlü sosyalizm veya yasal particilik anlayışı yanlıştır. Gezi’deki forumculuk da, sivil toplumculuk da, Kürdistan devrimciliğinden uzak durmak da yanlıştır.  Ulaş, sosyalist solun kahir ekseriyetinin hatalarını yapmamıştır, doğruyu örgütlemiştir. Onun etrafında kenetlenme ihtiyacı, açıktan söylenemese de geçmiş hatalarımızın kabulüdür. Önümüzdeki dönem açısından da, militan demokrasiden devrimci örgüte kadar uzayan siyasal hattın talebinin yansımasıdır.
O, yaşamı ve ölümü ile doğru olanı örgütledi, doğruya örgütlendi!
Bizler, yaşadığımız sürece, Orhan’ın, Ulaş’ın, Dörtlerin ve tüm şehitlerimizin nefesini ensemizde hissedeceğiz. Onların mirasını teorik ve politik olarak tamamlamak için elimizden geleni yapacağız!
Devrim şehitleri ölümsüzdür!
Mutlaka Biz Kazanacağız!

Kaynak: Umut Gazetesi

Facebook

CEVAP VER

Please enter your comment!
Adınızı buraya yazınız