Sinan İnan yazdı: Hedef Olma, Hedef Al

107

Yaşadıklarımızın bizi büyüttüğü veya yok ettiği bir dünyaya gözlerimizi açarken doğalında yaşananda o dur ki nasıl bir yaşam kuracağımızı hiç düşünmedik. Çünkü düşünmemize fırsat kalmadan bizden önce doğanların hakimiyeti altındaki bir dünyada önceden düşünülmüşleri oynama rolü ile başladık, film gibi hayatımıza. Film dedik ancak sabit bir senarist ve senaryo etrafında dönen bir film değil, oyuncularının senaryoyu değiştirebileceği ve senaristliğini yapabileceği mümkün olan bir filmdir mevzu bahsimiz.

Bugün yaşadığımız toplumun en büyük yokoluşu değişim gücünü kaybetmiş oluşudur. Öyle ki bu yokoluş senaristi peşinen kabullenmekten gelmekte ve bu filmin esas öznesi olarak kendini görememektedir. Tabi bunu söylemek yani özne, eylem, değişim gibi şeyler bir anda kolayca söylenebileceği gibi bunların üzerine uzun uzadıya gevezelikleri de çokça yapabiliriz ancak esas can sıkıntımız bu felsefi gevezeliğin derinleşmesi değil, var olan senaristten ve rolümüzden nasıl kurtulacağımız meselesidir.

Gel gelelim yaşadığımız hayat vücut yapımızın karmaşıklığı kadar karmaşık değildir. Yaşantımızda neyin değer görüp neyin değer görmediği sorusunun cevabında saklıdır herşey. Bir taraf fani zenginliklerin peşinde koşarak vicdanını, onurunu, saygısını yerlerde çiğner diğer tarafta onurunu, saygısını, vicdanını ayakta tutmak için mücadele eder.
İki farklı yaşamın açığa çıkartacaklarını sırasıyla 1. ve 2. olarak ele alırsak. İki yaşamda gündemimizdir. Çünkü düşünülmüş senaryonun içinde roller üstlenilmiştir, varolan senaryoda iki rolde mevcuttur. 1.yaşam bu düşüncenin hapsinde, 2. yaşam ise bu düşünce sisteminin dışında ve onu parçalamaya uğraşmaktadır.

Yaşar Kemal’in Filler Sultanı ile Kırmızı Sakallı Topal Karınca adlı romanını birçoğumuzun okuduğunu düşünsem de kısa bir anlatım ile kaldığım yerden rollerimizden kurtulma çabamıza devam edelim. Kısaca filler sultanı karıncalar ülkesine saldırır, filler taş üstünde taş baş üstünde baş koymazlar ve filler karıncaları boyunduruğu altına alır. Ve filler sultanı karıncaları bu savaşı onların başlattığına, fillerin kendi ülkelerini işgal eden karıncaları bundan sonra koruyacağına vede filler sultanının her emrini yerine getirip, ona bir saray yapmaları karşısında bir daha karıncalara saldırmayacağına ikna eder. Aynı zamanda filler sultanı bütün karıncaların fil soyundan geldiğini ve kendisine hizmetleri devam ettikçe fil özelliklerinin gelişeceğini ve fil olcaklarını söyler. Tüm karıncalar fil gibi yaşamaya ve filler sultanının türlü türlü oyunları içinde filler sultanına karşı gelen karıncalara savaş içerisinde onun kölesi olarak yaşamaya mahkum olurlar. Ancak filler sultanın bu oyunlarını gören ve karıncalar ülkesinin işgalinin hemen ardından dağlara çıkan kırmızı sakallı demirci topal karınca, fillerin zulmünden kaçan karıncaları örgütler ve karıncalar sayesinde zevk-ü sefa içinde yaşayan filler sultanı ve filleri yenerler. Karıncalar fil zumünden kurtulmuş olurlar.

Çok kaba bir anlatımla bu romanı anlatarak okumak için ne kadar iştahınızı kabartamasam da, okumamış olanların mutlaka okumasını öneriyorum. Şimdi bu anlatımdaki esas meselelerden biri karıncanların fil olduklarına inanması ve kendilerine özgü tüm özellikleri kaybederek filleşmeye çalışmaları ikinci durum ise karıncaların birer fil olamayacağı gerçekliğini bilip, karıncaları buna inanmaya ikna eden filler sultanın zulmüne son vererek karıncaları özlerine dönüştürmeye çalışan diğer karıncalardır.

Yukarıdaki kısa roman özetinde iki yaşam biçimi de mevcuttur.

Bir tarafta insanın tüm insani özelliklerinin dışında bir varlık olduğuna inandırarak yaşamaya ve kendilerine hizmet etmeye mahkum bırakanlar diğer tarafta ise bu durum karşısında insan olduğunu, insanlığının özünü kaybetmeyip bu mahkumeyete son vermek için savaşanlar bulunmaktadır.

Sanırım kategorilendirdiğimiz iki tip yaşama dair örneklemeler, betimlemeler ve pekiştirmeler ile bir yere geldik. Çok açık ki bunun kavgası, savaşı… yapılacak ne var ise buraya kadar ikna isek yapmamız gerekmektedir.

Hayal gücümüzü zorlar isek bu özetin bize anlatacakları artacaktır. İnsan olmayan insan düşüncesinin ve insanlığını kaybetmeyip insanlığı korumak için çalışan toplamımızın da sınıfsal savaşım esas olmak üzere temel çatışması “Filler Sultanı ve Krmızı Sakallı Topal Karınca” roman özetinde yaşananlar gibidir.

Şimdi bizim sultan Erdoğan’a çubuğu bükelim ve onun sarayını yapan erdoğanistlerinin nasıl bir etkilenme içinde olduklarını anlayalım. Ancak bu hikayede ki hedefimiz Erdoğan etkisinde kalan ve Erdoğan olacakları günün hayalini kurarak köleliğe diz çökenler değildir.

Esas hedefimiz konuştuğu her yerde, ağzından çıkan her kelime ile seni, beni, bizi hedef alan ve aldığı hedefe nokta atışının 24 saati geçmeden gerçekleştiren Erdoğan ve şürekasıdır. En güncel örneklemelerle Erdoğan ve soytarılarının hedef aldğı Tahir Elçi öldürüldü, Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri tutuklu, sabah uyandığınızda polisler kapınızda.

Şimdi hem yaptığımız örneklemeleri hem de kalemimize uç dayanmayacak çoklukta yaşananları bir direnç ve de insan olma mücadelesinin karşılaştığı sonuçlar olarak değerlendirebiliriz. Peki yaşanan bu kadar sonuç ortadayken, biz ne kadar sonuç yarattık. Tabiri uygunsa attığımız her şut direkte, foul yok ama kırmızı kart çok.

Yani hedef alınıyoruz da neden, en fazla yaptığımız Erdoğan’ın tavuğuna kış diyebilmek zaten. Bunun sonucu ne peki yukarıda bahsettik ya tutuklanma ya toplumdan dışlanma ya da ölüm. Oldukça acı sonu birarada yaşayabiliyoruz. Biz bu tavuğa kış diyorsak, biz bu tavuğu kesmesini de bileceğiz ki attığımız taş kurbağayı ürkütsün.

Bas bas bağırmanın(Faşizm geldi, Faşizm evimizi yaktı, işimizi elimizden aldı, eyvahlar, eyvahlar) gelmekte olanı karşılama anlamında kazandıracağı hiç birşey yoktur. Gelen ve gelmiş olan nettir, Faşizm. Demem o ki twitter da S I K I L D I K, bu iş T A M A M diyorsak TAMAM’ına erdirelim. Twitter’daki paylaşımlarından, açtığın demokratik hak talebi yazılı pankartından vs. gözaltına alınmayalım, tutuklanmayalım, ölmeyelim.

İşte bu filmde senaryonun değişeceği an, senaryonun dışına çıktığımız an olacaktır.

Doktor değilim ancak teşhis budur. İlacı da eczanelerde değil, senin, benim, bizim yüreğimizdeki öfkede, cesarette, insanın insan olma mücadelesinde, özgürlük gücündedir. Durumumuzu ajite eden bir yöne yönelmeden son olarak diyeceğim odur ki; madem biz hedefiz, o tahtada öylece durup okların bizi vurmasını bekleme ahmaklığını yaşamadan biz oklarımızı çekmeliyiz. Atacağımız her ok için iyi düşünmeli, iyi hazırlanmalı ve attığımızda mutlaka hedefi vurmalıyız. Herkes anladı sanırım, artık hedef alacak olan sensin. Artık TAMAM demeli, senaristi koltuğundan etmeli, kendi filmimizi çekmeye hızlıca başlamalıyız. Gişelerde yok satacak, galasında milyonlar olacak yeni bir filme hazır isen silahın özgürlük gücünde, cesaretini topla öfkeni kuşan, hedef olma hedef al.

Facebook

CEVAP VER

Please enter your comment!
Adınızı buraya yazınız