Zor İştir, Göğü Fethe Çıkma İddiasını Taşıyabilmek

-GÜNCELLENDİ-

 Kazanmak istiyorsak, devrimciliğimizi, yoldaşlık ilişkilerimizi bir bütün olarak yaşam tarzımızı devrimci norm ve değerler doğrultusunda örgütlemeliyiz. Her şeyimiz de parti ölçütlerinin, kadro duruşunun hakim olmasını sağlamalıyız. Başarı ve zafer ancak devrim iddiasıyla yaşamını ören bir öznenin varlığı durumunda olur. Bunun için de örgüt ve onun yapıtaşları olarak kadrolar tüm geriliğe, gericiliğe ve sistemin boşlukları doldurmasına karşı topyekün ve sürekli bir mücadele vermelidir.

 Siyasal, ideolojik, örgütsel, askeri mücadelenin, fikirlerin ve tartışma kültürünün kenarından geçmiyor, kendi küçük dünyalarımızda ‘statüko’nun içinde boğuluyoruz. Diyalektik olarak yaşamın her an yenilendiği, geleceğin üretildiği yerde, eski yaşam ve tarzın pratiğine, darlığına kapılmamalıyız. Devrimci ilişki ve ilkeler temelinde yenilenmemiz lazım. Burada yeniyi yalnızca kaba, salt fikirler temelinde mekanik bir şeymiş gibi algılamamalı, basit ve yüzeysel yaklaşmamalıyız. Yoldaşlık ve devrimci ilişkinin geliştirilmesinde, üslupta, tarzda, düşünce-pratikte, dilde… her anlamda yeniyi anlamamız ve örgütlememiz gerekir. Geliştirilen eski tarz ve pratiğin bir sonucu olarak neleri yaşadığımıza bakmalı ve bunların bize kaybettirdiklerinden dersler çıkarmalıyız. Anda ve gelecekte daha sağlam, büyük kazanmak için bu çıkardığımız, çıkaracağımız derslerle geleceği tesis etmeliyiz.

 Eğer süreci böyle algılamazsak söylenecek çok şey var demektir. Fikirlerin tartışılmadığı, samimi ve gerçek eleştiri-özeleştirinin ve pratiğinin yapılmadığı bir yerde yaşam ‘geriliklere’ göz kırpar ve düzeniçiliğin devam etmesine izin verir. Bizi güçlü kılacak olan kendi ‘içimizdeki düşman’la savaşmaktır. Tartışma kültürü bu anlamda önemlidir. Zira bu iç mücadelenin doğru bir temelde verilmesini sağlar. Tartışmaktan korkmamalıyız. Tartışmaktan kastımız devrimci lafazanlık veya ‘politikacılık’ değildir. Devrimci pratiğin önünü açmayacak, bizi ideolojik-siyasal-örgütsel-askeri olarak yeni döneme hazırlamayacak olan tartışmalar bizden uzak olsun. Biz daha üst pratiğin eyleyicisi olan partinin birliğini sağamlaştıracak ve geliştirecek bir tartışma çerçevesinden bahsediyoruz. Partiyi başarıya götürecek olan devrimin güncelliğini unutmaksızın devrimi örgütleme perspektifine sımsıkı bağlı kılacak olan, tam da yeni dönemin görevlerine bu şekilde yaklaşmaktır.

 Başarının kendiliğinden sağlandığını sanmayalım; tedbirsiz, müdahalesiz gerçekleştiğini sanmayalım; bu saati saatine perspektif ve hamle iradesiyle, özgürlük gücüyle ve düşünsel-pratik eylemiyle olacaktır. Görevleri böyle kavramalıyız. Yarattığımız yoldaşlık değerleri, bu görevlere bağlılıktan kaynaklanıyor. Burada örgütü yaşatmak ve yaratmak için verdiğimiz bu kadar kavga boşuna değildir. Oluşturmaya çalıştığımız örgüt-örgütlülük zeminini, yoldaşlığı, devrimci tarzı ve ilişkilenişi bir çırpıda unutup kaybetmemeliyiz. Kadroları bu devrimci gerçeklikten uzaklaştırmamalıyız. Küçük hesaplar ve dünyaların mücadelesini verip örgütü ilerleteceğimizi ve daha iyi olacağını sanmamalıyız. Değer yaratanların bu küçük dar kafalara karşı net ve açık, gerçek kavga ve mücadele vereceği yer tam da burasıdır. Biz de kavga ederiz, edeceğiz küçülmüş hedeflerle, anı yaşayan perspektif üretiminden yoksun zihniyetle kavga edeceğiz. Çünkü düşmanla kavgamız çok büyük ve de çok yönlüdür. Ancak bu türden bir kavganın sürekliliğini sağlayabilir, yoldaşlık ilişkilerini sağlam temellerde atmış bir örgüt savaşabilir, bu en elzem sorunumuzdur ve aciliyetle bunun üzerinde durmak gerekmektedir.

 Yoldaşlığımıza biçtiğimiz değerin büyüklüğü, yoldaşlığın ve örgütlülüğün anlamında gizlidir. Hepimiz bu anlamı böyle kavrayıp içselleştirmeliyiz. Birçoğumuzda örgüt içi yaşama, yoldaşlık ilişkilerine yaklaşım, halk tabiriyle köylü kurnazlığının ötesini geçememektedir. Küçük dünyaların küçük insanlarıdır bu yaklaşıma sahip olanlar. Küçük hesaplarla, kendi küçük dünyasının gerekleri doğrultusunda idareci bir zihniyetle, nihai hedeften uzaklaşmış tarz, yaklaşım ve yöntemlerle devrimcilik yaptığını sananlar var. Oysa bu içimizde eski dünyayı yaşatmaktan öte bir şey değildir ve bunun devrimcilikle uzaktan yakından ilgisi yoktur. O halde kavgamızın muhtevası ve hedefi bellidir; bu kavrayışla, bu zihniyetle kavgaya girişmeliyiz. Bu anlamda ölçülerimizin belli olması gerekir, ilişkilerimiz yoldaşlığa yaklaştığı oranda değerlidir. Zorlukların farkındayız, bunları bilerek yola çıktık. Yine bu anlamda istismarların ve yoldaşça saflıklardan yararlanmaların özeleştiri ve eleştirisini yaptık. Bu mücadeleye eylemiyle, düşüncesiyle, duygusuyla kendini koyan kim varsa, o kişi mücadelenin derinliğini kavrar, kendine ve zafere inandırır.

 Devrimci derinlik ve objektif düşünce, işçi sınıfı ve emekçiler, ezilenler nezdinde temel yöntemlerimiz olmalıdırlar. İç ve dış meselelerini böyle ele alıp böyle yorumlamalıdır. Bunları söylerken meseleyi subjektivize etme ya da kişiliklere indirgeme gibi bir derdimiz yoktur, bu esaslı bir örgüt sorunudur. Bu tarihi görevlerin üstüne, zafere yürüme iddiasıyla gidebilmek, ancak geleceği kafasında tasavvur edebilen ve bu geleceği inşa edebilecek ilişkileri kendisinde var edebilen bir örgütsel yapı ve kadrosal şekillenişle olur. Var olanı iyi, doğru, gerçek kılıp kalıcı yapmalı ve biçim vermeliyiz, fikrimizi ve gücümüzü doğru kullanmalıyız. Görevlerimizi güç planlamasını doğru yaptığımızda, örgütsel gerekliliklerin üzerine yürüdüğümüzde ve doğru bir kadro politikasıyla kadrosal gelişimimizi sağladığımızda başarı kazanabiliriz. Her an zafer kadar, yenilgi tehlikesi de vardır. Bu yüzden büyük umutlardan büyük umutsuzluklara dümen kıran küçükburjuva sınıf karakterini kendisinde öldürebilen kadrolara ihtiyacımız var. Bunun için güçlü bir kadro politikası oluşturmalı, hedefe ve zafere kilitlenmiş bir kadro yapısı geliştirmeliyiz. Kadro odur ki, bütün kavganın oklarını düşmana göre ayarlar. İç engeli bile aşarken, düşmanı hesaplar; kendisini ve çevresini değil. Düşmanımıza karşı savaş kadar, içimizdeki düzenle de savaşmayı biliyoruz. Bir devrimci bu kavgayı yaparken kendi içindeki düzene, yoldaşlarında bulunan geriliklere ve hatalara karşı mücadele edebildiği oranda dış düşmana, sisteme ağır darbeler vurabilir ve kazanır. Zafer ve başarı için kadro tüm geri ilişkilerden/zihniyetten, gericilikten sıyrılmalıdır. Bunu yapmak zorundayız. Bütünlüklü bir mücadele vermeliyiz. Bütünlüklü mücadelenin verilmediği bir yerde sistemin, düşmanın kendi içimizde, örgütte yaratacağımız bir boşluğa sirayet etmesinin kaçınılmaz olduğunu, sistemin kendini bu boşluklardan üretip kolayca yayacağını bilerek hareket etmeliyiz.

 Özgürlüğe yürümeliyiz, göğü fethetmek için yüremeliyiz! Bu özü, yürüyüşü şüphesiz sadece kendimizde korumakla yetinmeyecek, onu örgüt içinde egemen kılacağız. Devrimci yaşama saygıdan dem vuruyoruz, devrimci yaşamın muazzam zorluklarından bahsediyoruz; o halde komünarların adanmışlığını ve savaşçılığını geliştirmek hepimizin görevi. Bu konuda da herkes üzerine düşeni almalıdır. Komün yaşamı için neler yaptığımızı özgürce tartışmalıyız. Bunun savaşla geliştirilmesini ele almalıyız. Yoldaşlığın yüceliğini ve gerekliliğini lafzen değil pratiğimizle ortaya koymalıyız. Yoldaşlık, devrimin yüklendiği anlamları ve pratiği birlikte inşa etme işidir. Bu kavramların içeriğiyle oynamamak lazım. Lafta, sözde değil eylemde/pratikte devrimci/yoldaş olmak gerekir. Eylemin örgütleyiciliğine güvenelim ve artık hangi cümleyi kurduysak bunu eylerek yoldaşlaşalım.

Bedreddin RASİH

Facebook

CEVAP VER

Please enter your comment!
Adınızı buraya yazınız