DKP (Birlik): İçeride ve Dışarıda DKP’nin Devrim ve Birlik Ekseninin Sürdürücüsüyüz!

946

İÇERDE VE DIŞARDA DKP’NİN DEVRİM VE BİRLİK EKSENİNİN SÜRDÜRÜCÜSÜYÜZ!


DKP, kopuş çizgisini keyfi bir tercih olarak değil, mevcut dünya ve Türkiye, Kürdistan gerçekliği ve var olan düşük düzey solculuğun eleştirisi üzerinden, yeni bir devrim programı ve stratejisini var etmek için yola çıktı. Bizatihi, kopuşun kendisini bir devrim olarak anladı. Kendisini içe ve dışa doğru büyük bir devrim hamlesi olarak geliştirmek istedi.

Çıkış için sorunlarımıza bütünden bakmak zorundayız. Kopuş çizgimiz Rojava’ya çıkış ve silaha sarılmak olarak anlaşılırsa eksik anlaşılır. Devrim ve devrimcilik bir noktaya ayak basarak icra edilir ama evrensele yaslanmayan devrimcilik kısırdır, dünyaya bakamayan devrimcilik çıkışsızdır. Kopuşumuzun ilk ayağı dünya gerçekliği üzerinden teorik düzlemde kuruldu.

Henüz tam olarak görülmese de, dünya, Latin Amerika’dan, Güney Asya’ya bütün kıtaları saran, Balkanlar, Ortadoğu ve Afrika’nın derinliklerine uzanan sancılı ve sarsıcı gelişmelere gebe. Dünya devrim güçleri, bu deprem niteliğindeki sarsıntıları ve güç kaymasını doğru okumak ve bunun düşünsel alt yapısını kurarak, karar verip yola çıkmak için hazırlanmalıdır. Bu yol, önceden tam olarak kavrayamayacağımız ve daha önce dünya tarihinde görmediğimiz beklenmedik cehennemi tehditlerle birlikte açılıyor. Bu yola çıkarken eski bakış, taktik, yöntem yetmez, daha önemlisi, eskimiş ve işlevsizleşmiş düşünce ve araçlardan kurtulmamız gerekir. Bunun başlangıcı bilinçlerde tazelenmedir, uzun yıllardır dünya devrim güçleri bilinçlerde ideolojik olarak silahsızlanmıştır. Bu teorik kopuşu zorunlu kılar. Mevcut Marksizm anlayışımızı yenilemeliyiz. Bu aşamada hangi alandan olursa olsun, Marksizm’e sızmış bütün burjuva reformcu görüşler, hangi gerekçe veya mantıkla olursa olsun ve hangi potansiyelleri kontrol ederlerse etsinler, etkileri nerelere uzanırsa uzansın, devrimci ortamlarımıza sızmış tüm burjuva görüşler tasfiye edilmek zorundadır.

Marksist bilincimizin devrimcileşmesinin olmazsa olmazımız olduğunu akıldan çıkarmamalıyız. Tarihin hareketinden, sınıflar mücadelesi tarihinden, yenilen ihtilal ve ayaklanmalardan, geri dönen devrimlerden güç ve deneyim kazanıp, devrim yapma bilincini, 21. yüzyıla taşıyarak dünyanın yeniden devrimci bir döneme geçişini sağlayabiliriz.  Dünya halklarının devrim ihtiyacı büyüyor, dünya çapında yükselen gericilik ve faşizm koşulları devrim ihtiyacını daha da görünür kılacak. Bugün her ne kadar halklar, sınıflar, partiler buna hazır olmasalar da var olan boşluk ve uygarlık krizi o kadar büyüyecek ki, devrim dışında hiçbir gelişme bu boşluğu dolduramayacaktır.

Kopuşumuzun ikinci ayağı Türkiye Devrimci Hareketi’nin (TDH’nin) gerçekliği ve eleştirisi üzerine kuruldu. TDH ideolojik olarak liberal bir bir kuşatma altında çırpınıyor, en zayıf yanı burasıdır ve devrimci hareket kendi liberal sapkınlığına körleşmiştir. TDH, pratik siyasetten düşmüştür, siyasal bir özne olmaktan çıkmış, kümeler yığını haline gelmiştir. Mevcut haliyle, pratik ve taktik adımlarla siyaset sahnesine özne olarak dönemez, ideolojik kopuş zorunludur. Pratik olarak var olması için liberal ağları parçalamak zorundadır. Bunu kırabilecek bir noktadan görevlerimize bakmalıyız.

Kopuşumuzun üçüncü ayağı ilk iki düzlemi de içeren ve aşan bir yerden, örgütlülük, savaşım, özgürlük, devrimci insan ve yaşam üzerinedir ve komün gücünü bu hedefin bayrağı ve sloganı olarak formüle ettik. Gerçekleşen tüm devrimler, komüntern partileri, gerilla örgütleri ezici çoğunluğuyla, ne oldu da kapitalizm tarafından yutuldu? Kopuş çizgimizin en ileri ve devrimci yanı komün gücü ve özgürlük gücü kavramları üzerinden geçmiş örgütsel deneyimlerden, pratiklerden ileriye doğru kopuşu hedeflemesidir. Bu, aynı zamanda, TDH indeki dogmatizm ve kastlaşmaya, çöken sosyalizm deneylerine ve mevcut Marksizm anlayışlarına derinlemesine ve devrimci bir temelden tavır alıştır. DKP, bu deneylere bakarak kolektif ve komünal ilkeler üzerinden kendisini yeniden kurmayı amaçladı.

DKP’nin bugün vardığı yerden çıkan net sonuç açıktır, devrimler karmaşık ve zor süreçlerdir, düz bir çizgide değil sıçramalı gelişirler. Devrim-karşı devrim kavgası, her alanda uzlaşmaz çizgide sürer. Karşı devrimi, devrimle altetmek gibi, statükoya hapsolmuş bir konjoktürden devrimci kopuş ve sıçrama da mevcut sıradan solcuların başaracağı bir iş değil, devrimci öznenin işidir. Mevcut solculuk, kırk yıllık alışkanlıklarını aşamaz, düşünce dünyası eskiden kopamadığı için eskiyi yeni sözlerle taklit ederek yeniden üretir. Eski solculuk, bir dönemki devrimci değerlerini, bilincini çoktan liberal dünyalarda tüketti. Eski solculuk devrimci değildir, devrimciliği kendisi için bir iktidar olanağı olarak anlar ve ideolojikleştirerek bu doğrultuda kullanır. DKP, bu gerçeklikten ayrı değildir ve eski sol ve devrimcilik kavgası DKP içinde en keskin haliyle sümüştür. Eski-yeni diyalektiği DKP içinde, doğal olarak eski soldan kopma veya eski solculuğu yeniden üretme kavgası olarak yaşanmıştır. Devrimcilik iddiasındaki bizler iddiamıza uygun bir önderlik yapamadığımız için DKP içindeki sıradan solculuk, devrimci ortama hakim eğilimlerden de güç alarak partimizi işlemez hale getirdi ve DKP ağır bir kriz yaşadı.

DKP, şu veya bu biçimde bu krizi aşıp diğer örgütler gibi yoluna devam edebilirdi, ancak biz Devrimci Komünarlar bunun peşinde değiliz. Zira DKP örgütlerden bir örgüt olarak var olmak için değil, Türkiye devrimci ve komünist hareketini yeniden devrimci yıllarına döndürmek iddiasıyla yola çıkmıştır. Bu misyon varsa DKP vardır, bu misyondan kopuk bir DKP, iddialarından düşmüş, bizzat kendi varlık sebebini yok etmiş demektir.

DKP, aydan gelmedi, TDH nin içinden geldi ve TDH’nin kırk yıllık krizine çözüm iddiasıyla ortaya çıktı. Yaşadığımız kriz; DKP’ye özgü yanlarıyla bir iç kriz olmanın yanısıra TDH’nin içinden geçtiği düşük düzey solculuktan kaynaklanan, devrimci hareketin genel krizinin de bir parçasıdır. Krizin bize ait yönünü belirleyen, esas itibariyle ideolojik-siyasal-örgütsel her düzeyde kendisini gösteren önderlik yetersizliğidir. Ve  bu nedenle, daha büyük birlikleri hedeflerken kendi birliğimizi koruyamaz duruma düştük. Krizin DKP’ye özgü yanları ve kaynaklarıyla hesaplaşacağız, ancak krizi DKP’ye daraltarak anlayıp çözemeyiz. Bugün hiçbir örgütsel kriz, devrimci hareketin tümünü saran eski dünyanın gerilikleri ve kodları üzerinden kavranmazsa çözülemez. Kriz, TDH’nin, Türkiye ve Kürdistan’da süren pratik, devrimci mücadeleden düşmesinden kaynaklanmaktadır. DKP, diğer hedeflerinin yanında öncelikle, TDH’yi, pratik devrim mücadelesinde var etmek, Türkiye’yi devrimci yıllarına döndürmek misyonuyla yola çıkmıştır ve asıl başarısızlığı bu hedefindeki gerilemeyle ilgilidir.

Kriz anlarında, eskiyi kurtarmak, eskiyi korumak en tehlikeli oportünizmdir. Krizler eskiden doğar ve krize karşı eskiyi korumak isteyenler, hiçbir şeyi koruyamaz, eldekini de kaybederler. Kriz, DKP’nin içinde yaşanan eski-yeni kavgasının krizidir, DKP’nin yetmezliğinin ve yeterli düzeyde devrimcileşememesinin sonucudur. DKP bu krize kendini korumak için yaklaşsaydı, altında kalırdı. Devrimci bir örgüt kendi krizini bir fırsat olarak değerlendirir. DKP, oportünizm tarafından sürüklendiği bataklıktan ancak kopuş çizgisine sarılarak çıkabilir. Kopuş çizgimizin en önemli hedeflerinden biri grupçulukla hesaplaşarak, devrimci harekette büyük birliğe giden yeni bir anlayışı hakim kılmaktı. Mevcut durumda kendi birliğimizi koruyamaz hale geldik. Kopuş hedeflerimizden vazgeçmiş değiliz ve kendi içimizde ayrılığı dayatanlara karşı, biz inatla daha büyük bir birliği hedefleyecek, Türkiye’deki tüm diri ve taze güçleri kapitalizme ve faşizme karşı görünür bir komünar önderlikte ve devrimci savaş cephesinde birleştirmek için çabalayacağız.

DKP üç yıla yaklaşan tarihinde içindeki eski-yeni kavgasından kaynaklanan sürekli ve her defasında ağırlaşan krizler yaşamıştır. Bu krizlerini, doğru bir yöntemle, tüm parti kolektifine açarak karşılamış ama krizlerin asıl kaynaklarını doğru tespit edemediği için başarısız olmuştur. Ve en nihayetinde son krizimiz daha da ağırlaşmış olarak karşımıza çıktı ve partiyi bir anlamda kötürümleştirdi. DKP içerisinde yeniyi temsil eden bizler, asıl hatayı, birliği koruma kaygısıyla (bugüne kadar yaşadığımız krizlerde) eski dünyayı yaşatmak isteyenlerle uzlaşarak ve korumacı yaklaşarak yaptık. Bugün yaşadığımız krizi, içe ve dışa doğru eski tarz sıradan solculukla her düzeyde savaşarak ve kopuş çizgimize sarılarak aşacağız. Birliği koruyamamamız, yanlışta durduğumuzu göstermez. Tersine, üç yılın deneyimiyle hedeflerimize daha ileriden asılacağız.

Eski solculuk, sosyalizm ilke ve değerlerine ters ve çarpık anlayışlarla da iyice ayyuka çıkmış olarak DKP içinde uzun zamandır ayrı bir merkez olarak ayrılığı örgütlemiştir ve Nisan sonu yaşadığımız son krizde de, bu, tüm çıplaklığıyla açığa çıkmıştır. Kuşkusuz sosyalizm ilke ve değerlerini çiğneyen pratikleri sergilemek ve bunu örgütsel ortamımıza hakim kılma yönündeki çabalar, basit bir eleştiri-özeleştiri konusu olarak ele alınamaz. Şu bilinmelidir ki, bu işlenmiş olan suçların kendisi, komün gücünü kendisine bayrak edinmiş, böylece iç yaşamında  komünizmin gündeki karşılığını oluşturmayı hedeflemiş olan partimizde, kadroların devrim ve sosyalizm değerlerine yabancılaşmasına, birçoğunun düşmesine yol açmıştır. Bu, kopuş çizgimizin, partinin üzerinde yükseldiği komün gücü perpektifinin tasfiyesinden başka bir şey değildir.

Tüm bu yaşanan tasfiyeci pratiğe rağmen, içimizdeki eski dünyanın temsilcileri parti karşısında özeleştiri vereceklerine, suçlarını örtbas etmek ve kendi grupsal dünyalarını korumak için ayrılığı örgütlediler. Öte yandan ayrılıklarını siyasal ve ideolojik bir çizgiye oturtmaktan, hatta ideolojik bir cümle kurmaktan aciz oldukları için, partiyi eski gelenekler üzerinden bölmek için çırpındılar. Eski oportünist mevzilerini inşa ettiler. Eski Kurtuluş geleneğinden gelen tüm kadro ve taraftarlara “biz bir aileyiz” söylemiyle gittiler ve böylece kendi oportünizmlerini ifşa ettiler. Doğru söylüyorlar; bu şefler, “abiler”, “ablalar” hep bir “aile”ydiler, hiçbir zaman DKP’li olmadılar, olamadılar. “Biz bir aileyiz” diyenler açık olarak biz hiçbir zaman DKP’li olmadık dediklerinin farkında bile değiller. Ancak köprülerin altından çok sular aktı. Bugün, başarıları ve başarısızlıkları ile bir DKP gerçeği vardır. TDP, Kurtuluş, Devrimci Karargah, Devrimci Kıvılcım Hareketi artık tarih olmuştur. Bugün, bu oportünizme en net cevabı, Kurtuluş dahil eski geleneklerini aşıp DKP’lileşen kadrolarımız vermektedir. Bu anlamda DKP’nin birliğini temsil eden tarafız.

Parti içindeki oportünist grup, kopuş çizgimizi hiç kavramadı. Yayınladıkları ayrılık deklarasyonu oportünizmin zavallılığının göstergesidir. Ne diyorlar; genel sekreter tasfiyecilik yaptı, biz de onu tasfiye ettik, partinin tamamı bizimledir. İdeolojisizlik tam da böyle bir şeydir. İdeolojik, siyasal ve örgütsel sorunlar üzerine söyleyebilecekleri hiçbir şey yoktur. Tek söyledikleri: ‘Çoğunluk bizimle beraber’. Bunu doğruluklarının kanıtı olarak söylüyorlar. Haziran başı açıkladıkları ayrılık deklerasyonunda söylediklerinin özü özeti budur. Bizzat bu açıklamayla, ‘biz hiçbir zaman DKP’li olmadık, biz daha önce neydiysek oyuz’ demiş oluyorlar.

Kopuş çizgimiz ve hedeflerimiz temel perspektifler olarak geçerliliğini koruyor. Ancak söylediğimiz noktada,  dondurulmuş olarak duruyor. Onları hem geliştiremedik, hem yazıldığı kadar bile parti bütünlüğümüze içselleştiremedik. Ama yine de sorunumuzun altında yatan nedenler bunlardan daha fazladır.  “Birlik” yapma, Türkiye solunda bizim deneyimlerimizle sınırlı değil ve bu konuda oldukça fazla girişim mevcuttur. DKP’yi belirleyen, bugün mevcut durumu belirleyen, “birlik” meselesinin oluşumu, yapıların biribirine intibak sorunu ama bunlardan daha önemlisi insan unsurunun yani kadrolarımızın birlik süreciyle kurduğu ilişkidir. DKP misyon ve hedefiyle kadroların geldikleri geleneklerce belirlenmiş olan dünyaları arasındaki açı farkını ortadan kaldıracak bir kadrosal çalışma yürütmemiş olmamız en büyük hatalarımızdan biridir. Birlik, “ol” dendiğinde olan bir şey değildir. Hele hele TDH’den devrimci kopuşu örgütlemeyi ve devrim iddiasındaki tüm devrimci odakları birleştirmeyi hedefleyen bir DKP’lilik hiç de öyle kendiliğinden gelişebilecek bir kimlik değildir. Bizim atlamış olduğumuz ve dönüp bizi vuran şey bu oldu.

Tarihte örgütlerin ve bireylerin rolü nedir? Örgütlerin kendilerinin devrimci olarak nitelemeleri bir şey değildir, bu sadece bir iddiadır. Kendimiz olarak tarih karşısında neyiz? Tarih bizi nasıl yazacak? Sahici bir rol oynayabilecek miyiz? Tarih, örgütleri bekler, toplumsal maddi güçleri olgunlaştırır ve örgütleri çağırır. Beklenen örgüt olmak iyi anlaşılmalıdır. Lenin ve Bolşevikler tarihin çağırdığı beklenen önderlik, beklenen örgüttür ve tarihsel rolünü oynamıştır. Küba gerilla hareketi beklenen örgüttür, PKK beklenen örgüttür. Beklenen zamanda ortaya çıktılar ve rollerini oynadılar. DKP de bu anlamda, olması gerektiği zamanda, olması gereken yerde, Türkiye ve bölge nesnelliğinin zorlaması sonucu ama geç kalmış olarak zuhur etti. Bu anlamda, devrimcilik açısından  oldukça elverişsiz koşullarda gündeme geldi.

Devrimcilik bir akımdır. Yani bir toplumsal-siyasal dönemin belirleyicisidir, etkileyicisidir, mevcudu sürükleyendir. Bir dönem devrimcilik rüzgarından etkilenmiş ancak bariz ve  bilinen nedenlerle dönemsel olarak liberalizme savrulmuş yapıların devrimcileşmesi uzun ve zor bir süreci gerektiriyor. Oportünizm, DKP’deki birliği sayısal büyüme ve küçülmüş küme biçiminden çıkma olarak anladı ve bu eksende kastlaşarak devrimcileşmeye karşı eskide direndi. Mesele kümelerin bir araya gelişi değil, devrimciliği mümkün kılacak, başka ihtimalleri örgütleyebilecek, mevcut ve menkul geleneklerin, alışkanlıkların, sığlıkların ve liberal bozunuma uğramışlığın dışında devrimciliğe tekrar giriş yapabilecek organizmaları inşa etmek gerçeği, bugün daha acil olarak devrimci hareketin kaçamayacağı görevlerinin başında gelmektedir.

Biz, sorunu asla dar kalıplar içerisinde tanımlayamayız. Yaşadıklarımız esas olarak  kendisini ve TDH’nin makus talihini olumsuzlayıp yeni bir başlangıcı örgütleyip örgütleyememe,  kendisinden çıkıp devrimi örgütleyebilecek birleşik devrimci cepheyi oluşturup oluşturmama sorunudur. Devrimcilik, bir niyet sorunu değildir. İdeolojik-siyasal ve elbette örgütsel ayağını örme, hedef netliğini sağlayabilecek bir yol haritasını oluşturma işidir. İçte yaşadığımız bu parti krizinin esas nedeni bu zeminde devrimciliğin inşa edilmesinden kaçıştır. Eski, köhnemiş dünyaların hem de çok daha çarpık bir biçimde yeniden inşası girişimidir.

Bu birlik süreçlerinde şunu da gördük; biz dahil solun her cenahı aslında dünyayı anlama görüşünden mahrumdur. Meselenin altında yatan saik tam da budur. Rojava’da olmamız, savaşmamız bu gerçeğin üstünü örtemedi. Sorunumuz; solu kuşatmış, hakim hale gelmiş liberal batağın dışında bir dünyanın olduğunu ve bu dünyayı anlamaya vararak buradan kendimizi yeniden kurma meselesi. Birlik süreci aslında böyle bir arayışa varma ve arayışı çıkışa dönüştürme konusunda bizahati kendimizin, mevcut yapısal ve varoluşsal durumumuzun en büyük engelimiz olduğunu gördük. Ayrıca somut olarak gördük ki, kopuş hamlemiz yanyana durduğumuz devrimci güçler tarafından da yadırgandı. Parti içindeki eski dünya buradan destek aldı ve ayrılık ilan ettikten sonra da bu destek devam ediyor. Bunu oportünistler kendileri, ‘diğer sol örgütler bizi destekliyor’ diye şişinerek açıklıyorlar. Evet, sonuna kadar böbürlenenebilirler, dışımızdaki eski sol içimizdeki oportunizme yakın duruyor.

Görülüyor ki, birlik sürecimiz sadece kümesel olarak değil, mevcut varoluş şeklimizi yıkabilecek olanakların ve zihni formasyonların eksikliğiyle malûl. Bu bakımdan burada başarısız bir  birlikten ziyade, aslında başında tasarımı eksik, tartışmaları mantıksal sonuçlarına ulaştırılmamış, zihni envanteri tam hakim kılınmamış bir gerçek söz konusu. Burada asıl olarak birlik ve kopuş hedeflerini büyük bir iç mücadele olarak değil, biçimsel ve “iyi niyet”e kalmış süreç olarak anlamak yanlışına düşülmüştür. Durum bu olunca; eski kümelerden gelen alışkanlık ve tasfiyecilik devreye girdi, yeterli etkinlikte mücadele etmeyip, korumacı yaklaşım ve uzlaşmacılık kaçınılmaz olarak  çözülmeyi getirdi. Çözülme, ahlaki sorunlar yaratmadan gerçekleşemezdi, ahlaki bozulma da ilişkileri çürüttü. Bu mevcut  tablodan asıl yeniyi kurma iddiasında olan bizler sorumluyuz.

Eski-yeni savaşı, parti toplamında yaşanan bir sorun olduğu kadar, bireylerin parti içinde kendilerini gerçekleştirme sorunudur. Şunu açıklıkla söylemeliyiz: Parti içinde iktidar için entrikacı yöntemlerle yürütülen ilişkiler, kişiliklerin portrelerini de gözler önüne sermiştir. Partimizin bütün sabırlı çabasına rağmen, eskiyi yaşatmak isteyen bu ekip, bir kişilik tipolojisi kurma ve onu hakim kılma çabasına girmiştir. Bu kişilik, dönem solculuğunun tipik bir temsili, yarı lümpen bir “sokak” kişiliğidir. Ve bu haliyle, Komünar devrimci militan kişiliği inşa etmemizin önüne en büyük engel olarak çıkmıştır. Bu kişiliklerin kısa geçmişleri de sürekli yoksunlaşma ile maluldur. Bu bakımdan bunlarla mücadele, sadece parti hukuku bakımından değil, aynı zamanda devrimci değer ve normların korunması için zorunlu olmuştur. Suçlarını örtbas etmek için ayrılığı örgütleyenler, daha dün parti önünde sözlü ve yazılı olarak, “sosyalizm ve devrim değerlerine ve yoldaşlarımıza karşı suç işledik, özür diliyor ve özeleştiri yapıyoruz” diyenlerdir. Ve ama özeleştirisi verilen suçların ve ilişkilerin yeniden restorasyonuna girişen de yine bunlar olmuştur.

DKP, kopuş ilkelerine hayat vermek için Rojava devriminin özgürleştirdiği, özgür topraklara hicret etmiştir. DKP, devrim ateşinin yükseldiği özgür topraklarda doğmuştur. Rojava devrimini korumak için verilmiş olan bütün savaşlara-hamlelere, gücü oranında katılmış ve bu uğurda 15 savaşçı ve önder kadrosunu toprağa vermiştir. En son, birleşik devrim mücadelesinin somut karşılığını örmek için yola düşmüş bir öncü savaşçısını, kadrosunu da, Kürdistan dağlarında, Pülümür’de, ölümsüzlüğe uğurlamıştır. Yaşadıklarımız ve yanlışlarımız tek boyutlu, ak ve kara mantığıyla anlaşılamaz. Yanlışların ve çarpıklıkların yanında, üç yılın devrimci atılımını ve yaratılan değerleri görmeyenler yanlışların altında kalır. Yaşadığımız çarpıklıklara, iddialarımızdan geriye savrulmaya ve ağır hatalarımıza rağmen kopuş çizgimiz hala bir adım öndedir.

Kopuş çizgimiz bir devrim ve birlik eksenini tarif ediyor. Bu eksen ana hatlarıyla teorik olarak işaretlenmiştir, yakın gelecekte etkisini çok daha belirgin olarak göreceğiz. Bugün her ne kadar genel devrimci ortam buna karşı ya da hazır değil gibi görünse de, varolan boşluk o kadar büyüyecek ki, DKP’nin koyduğu devrim ve birlik ekseni dışında hiçbir girişimin, bu boşluğu doldurma şansı olmayacaktır.

Mevcut durumumuzdan dolayı hiçbir militan ve savaşçımız kararsızlığa düşmemelidir. DKP’nin yaşadığı sorun açık ve nettir. Bir boyutuyla düzene karşı sürdürdüğümüz kavganın, içimizdeki devamıdır. Devrimci partilerde iç mücadele, sınıflar savaşında çok temel ve vazgeçilmez görevlerin başında gelir. Ancak her savaş, bir noktadan sonra nihayetine erer. Aynılar aynı yerde toplanır. DKP’nin misyon ve hedeflerinin sürdürücüsü, tüm yaratmış olduğumuz değerlerin sahiplenicisi olarak, kendisini bir “aile” olarak tanımlayan, eski geleneği ile köprülerini atmayan oportünist grupla yollarımızı ayırdık.

Kopuş için cüret ettik, dışımızdan ve içimizden her şey bizi geriye çekti, bizde de buna meyyal yanlar vardı. Şimdi daha güçlü yürümek zorundayız, arafatta duramayız. Zira arafatta yaşam yoktur. Üç yıl önce yola çıktığımız gibi, “yeryüzünde eşitsizliğe ve zulme karşı ilk taşı atan adsız savaşçıdan günümüze kadar süren tüm özgürlük ve adalet mücadelelerinin mirasçısıyız.” Ve bir kez daha tekrarlıyoruz; devrim yapma iddiamız ve bunun ancak devrimci bir savaş örgütünün varlığını şart koştuğunun bilinciyle, “büyük bir öz güvenle, dışımızdaki her devrimci komünist özneyi, bireyi çağırıyor ve bize kapısını açacak olan her devrimci komünist özneye hiçbir kaygı gütmeden katılmayı taahhüt ediyoruz.” 

Biz, kendisini, eski geleneklerine referansla “aile” olarak tanımlayanlardan değil, hangi gelenekten, geçmişten gelmiş olursa olsun DKP potasında erimiş, DKP’lileşmiş kadrolar olarak, asıl birliğin sürdürücüleriyiz. Öte yandan, birlik, bizi salt içe doğru tanımlayan bir özellik değildir. Biz DKP misyonuna sıkı sıkıya bağlı olarak, devrimci bir savaş örgütünü inşa etmek için, bu hedefte buluşacağımız her devrimci örgütle, özneyle buluşmayı önümüze koyuyoruz. Özcesi hem içe doğru hem de dışa doğru bizi tanımlayan temel özelliktir birlik. İçeride de dışarıda da DKP çizgisinin, birlik misyonunun sürdürücüsüyüz. Bugünden sonra üç yıl önce yola çıktığımız enerji ve güçle DKP-Birlik olarak yolumuza devam edecek; kopuş misyonumuzun sürdürücüsü, devrimci çıkışın örgütleyicisi olacağız.

 

DKP (Birlik)

4 Eyül 2018

 

Facebook

CEVAP VER

Please enter your comment!
Adınızı buraya yazınız