FAŞİZMİN İMHA VE İŞGAL SALDIRILARINA KARŞI YAŞASIN HALKLARIN BİRLEŞİK DİRENİŞİ – HBDH

262

Halklarımıza

Kapitalizmin varoluşsal krizinin sınırına dayandığı, emperyalistler arası ilişki ve çelişkilerin yeni bir şekillenme sürecine girdiği, ticaret savaşlarının dünya ekonomik savaşına doğru yol aldığı, işçilerin, emekçilerin, kadınların ve ezilenlerin tepki ve öfkelerinin daha fazla sokağa yansıdığı ve genelleşme eğilimi gösterdiği bir dönemden geçiyoruz.

Ortadoğu, bütün bu gelişmelerin merkezi olmaya devam ediyor. Yüzyıllık statüko sürdürülemiyor. Emperyalistler ve gerici bölge devletleri, sürekli savaş ve kriz yöntemleriyle sürdürülebilir bir durum yaratarak yönetmeyi esas alıyorlar.

ABD, İran’ı kuşatmaya, bölgedeki etkisini sınırlandırmaya ve bu yolla Rusya’nın önünü kesmeye çalışıyor; Rojava’da da Kürtlere yakın durmak zorunda kalıyor. Yıllardır bir koçbaşı olarak kullandığı Türkiye’yle yaşadığı krizi, PKK’nin üç önder kadrosu hakkında ödül koyma alçaklığıyla dengeleme siyaseti yürütüyor, Türk devletinin Şengal ve Maxmur’a yönelik hava saldırılarına yeşil ışık yakıyor, Başurdaki Türk işgalini destekliyor, süreklileşen hava saldırılarına ve yoğun keşif faaliyetine her türlü desteği sağlıyor.

Rusya; Suriye’yi daha fazla kendisine bağlayarak, İran-Türkiye ikilisine yakın durup etkisini arttırarak, ABD’nin planlarını bozmayı esas alıyor. Irak, ABD-İran arasında daha fazla sıkışıyor. Emperyalistler ve gerici bölge devletleri, bölgede emperyalist müdahale ve çatışmayı kontrol edilebilir bir durumda tutarak statükoyu korumayı, merkezinde Kürdistan devriminin durduğu gelişen bölgesel devrim olanaklarını boğmayı esas alıyorlar. Başta Kürt sorunu gelmek üzere hiç bir sorunun siyasi zeminde çözümünü istemiyor, sürekli ve artan bir çözümsüzlük dayatıyorlar.

Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da keskin bir saflaşma yaşanıyor, mali-ekonomik krizin sonuçları daha fazla görünür bir hal alıyor. Halklarımız ve devrimci öncüleri tam bir faşist zorbalık ve yasaklarla kuşatılıyor, kazanılmış tüm haklar gasbediliyor. Toplumsal cinsiyetçi roller derinleştiriliyor; ezilen cinslere, kadınlara dönük cinsiyetçi saldırı politikası yoğunlaştırılıyor. Faşist diktatörlük kirli sömürgeci savaşı, ”sınırların ötesine” taşıyor, Şengal ve Maxmur’a hava saldırılarını düzenliyor, Efrinden sonra şimdi de Rojava’nın diğer bölgelerini işgale hazırlanıyor, Kürt soykırımını sınırların ötesinde tamamlamak istiyor. ABD tam da böylesi bir süreçte Rojava’dan çekileceğini açıklayarak bu salldırılarında Türk devletini cesaretlendiriyor.

İşçiler, emekçiler, kadınlar, gençler

Zorlu ve sert bir mücadele döneminden geçiyoruz. Faşizm sömürgeci savaşı tırmandırıyor, sınırların dışına yayıyor buna rağmen halklarımızın direnişini yine de ezemiyor. İşçiler kölelik koşullarına karşı sesini yükseltiyor. Gençler mevzilerini terk etmeme eğiliminde ısrar ediyor. Kadınlar faşist erkek egemenlikçi sisteme boyun eğmiyor yaşam haklarını koruyorlar. Kürt halkı, Alevi halkı hak arayışından ve direnme eğiliminden vazgeçmiyor. Gerilla, direnişini büyük bir adanmışlıkla sürdürüyor, sömürgeci işgal saldırılarına geçit vermiyor. Devrimci tutsaklar tecrite karşı direniyor, yurtsever tutsaklar süresiz ve dönüşümsüz açlık grevi direnişiyle Kürt halk önderi A. Öcalan yoldaş üzerindeki tecriti kırmak için barikat oluyor. Kısacası öfke birikiyor. Yeni Geziler/serhildanlar kapıda. Sert bir direniş günleri bizi bekliyor. Mali-ekonomik krizin, adeta kronikleşmiş yönetememe kriziyle buluşması, onu daha da anlamlı kılıyor. Bu nedenle, kendini de aşan sonuçlar doğuruyor. Rüzgar ekenler, fırtına biçecek!

Tüm ezme ve yok etme girişimleri, özellikle de Kürdistan özgürlük mücadelesini tasfiye etmeye yönelik tüm çabalar boşa çıktıkça faşizm daha da saldırganlaşıyor, saldırılarını bölgesel çapta işgallerle yaymak ve kapsamlılaştırmak istiyor. Faşist diktatörlüğün ne ”ezerek çözme”, ne de ”görüşerek teslim alma” dayatmasının başarılı olamaması, çözümsüzlüğü derinleştiriyor, sömürgeci savaş ve işgal arayışlarını büyütüyor. Biliyorlar ki, Kürtlere ulusal statü tanımak, TC’nin varoluşsal zeminini dinamitlemek demektir. Bu nedenle faşist rejimin krizi, dönemsel değil varoluşsal bir nitelik taşımaktadır. Bu çaresizlik nedeniyledir ki, pek çok ”cumhuriyetçi” ya da kemalist çevre iradesini diktatör Erdoğan’a ve AKP’sine teslim etmiştir.

Evet, AKP-MHP’nin oluşturduğu faşist koalisyonun korkuları ve çaresizlikleri büyüyor. Bütün yetkiler Erdoğana verildiği, devlet buna göre yeniden yapılandırıldığı halde rejim krizini yine de aşamıyorlar.

İşçiler, emekçiler, kadınlar, gençler, bütün ezilenler;

İnkarcı, soykırımcı faşist rejim, tüm bölge halklarını kör bir çıkmaza sürüklüyor. Bilinir ki ”en büyük çıkışlar kör çıkmazlarda bulunur”. Faşist AKP-MHP koalisyonu, bölge halklarını düşmanlaştırmaktan ve işgalleri yaymaktan medet umuyor, gerici boğazlaşmanın taşlarını döşüyor. Ama kaybetmeye mahkumlar.

Bugün faşizm ve sermayenin saldırıları daha da pervasız. Etkisi daha da derinleşen kriz, işçi ve emekçilerin, kadınların yaşamlarını daha fazla etkileyecek durumda. Krizin faturasını emekçilere ödettirmeyi tek seçenekleri olarak görüyorlar. Krizle birlikte işçi havzaları, fabrika ve atölyeler, inşaat şantiyeleri ve sokaklar kaynıyor. Bir yanardağ görünümü sergiliyor. Kürde ve Aleviye düşman olanlar, işçiye, emekçiye, gence ve kadına düşmanlıkta da sınır tanımıyorlar.

Dönem; mali-ekonomik kriz koşullarında kadını erkeğiyle işçilerin, emekçilerin ve yoksulların büyüyen öfke ve memnuniyetsizliğini faşist devlete karşı örgütlü mücadeleye dönüştürme zamanıdır.

Dönem; emekçi halklarımıza krizin faturasını reva gören burjuva partilerden kopuşu hızlandırma, AKP-MHP faşist koalisyonu ve suç ortağı diğer gerici-faşist partilere karşı antifaşist, antişovenist devrimci seçeneği büyütme, direnişi yayma ve ortaklaştırma zamanıdır.

Dönem; Kürdün ve Alevinin, ulusal demokratik hak ve kimlik arayışıyla işçi ve emekçilerin, ezilen kadınların faşizm ve sermayenin hak gasplarına karşı eşitlik arayışını ve direnişini birleşik bir potada buluşturma zamanıdır.

Dönem; Rojava ve Kuzey Suriye halklarının devrimci kazanımlarını savunma, işgal güçlerinin bölgede savaşı tırmandırma çabalarını boşa çıkararak, halkların devrimci-demokratik birlik ve dayanışmalarını yükseltme zamanıdır.

Grev, boykot, direniş, fabrika işgalleri, açlık grevleri gibi mücadele biçimlerini geliştirerek, öz savunmayı örerek, kitle şiddetini yayarak, meclis ve komitelerde örgütlenerek, birleşik direnişi yükseltelim, faşizmden hesap soralım! Genel direniş için ileri!

Faşizme, işgalci-yayılmacı savaşlara karşı yaşasın halkların birleşik direnişi!

Kapitalist barbarlık yenilecek, savaşan-direnen emekçi halklar kazanacak!

Kahrolsun kapitalist barbarlık, yaşasın devrim ve sosyalizm!

HBDH Yürütme Komitesi

22 Aralık 2018

Facebook

CEVAP VER

Please enter your comment!
Adınızı buraya yazınız