KBDH: Direnişi Mayalıyor, 2020 Yılını Ataerkil Kapitalizme Dar Etmeye Hazırlanıyoruz!

306

2019 yılı Türkiye ve Ortadoğu başta olmak üzere tüm dünyada yılın başından itibaren, kadın hareketinin sokakta aktif ve militan bir mücadele içinde olduğu bir yıl oldu. Aynı zamanda yükselişe geçen sağcı-faşist politikaların da etkisiyle kadınlara yönelik hak gasplarının, şiddetin ve katliamların da arttığı bir yıl oldu. Kadınlar olarak isyanları mayalayarak çoğalttığımız 2019 yılını geride bırakırken Hevrîn Xelef, Aynur Ada ve Ceren Güneş yoldaşlar şahsında ölümsüzleşenlerimizi anıyor ve 2020 yılında kadınların isyanını devrime dönüştürecek adımlar atacağımıza söz veriyoruz.

2008 sonrası yaşanan küresel kriz koşullarında ABD ve onunla birlikte anılan emperyalist güçler, ekonomik ve siyasal konum kaybı yaşarken Çin ve Rusya’nın başını çektiği klik güç kazandı. Bu, başta içinde bulunduğumuz coğrafyada/bölgede olmak üzere küresel olarak bir hegemonya krizinin yaşanmasına yol açmıştır. Neoliberal sermaye birikim rejiminde yaşanan tıkanma ve krizin sonucu, kemer sıkma politikaları ve zamlar, dünyanın birçok yerinde işçi ve emekçilerin yaşamını katlanılmaz hale getirdi. İşçi sınıfı ve emekçileri, ezilen halkları ağır bir cendereye alan bir diğer etmen ise özgürlük yoksunluğu oldu. Bu iki temel etmenin belirgin olduğu bir isyan dalgası, bir yerde sönümlenip bir başka yerde gelişerek, zaman zaman üst üste binen dalgalar halinde 2019 yılını da kavurmaya devam etti. 2008 sonrası gelişen bu büyük alt üst oluş sürecinin en sarsıcı sonuçlarının yaşandığı yer, içinde bulunduğumuz Ortadoğu coğrafyası olmaktadır. Kuşkusuz, bunun bir nedeni de bu oluşan kriz anına müdahale edebilecek politik bir öznenin, Kürt Özgürlük Hareketi’nin varlığıdır. Rojava devrimi, tam da bu altüst olan dünyanın içerisinde kendisine bir alan buldu.
Ancak şu da bir gerçek ki, Kürt Özgürlük Hareketi’ne alan açan hegemonya krizi, Kürt ulusunun kendi kaderini eline alma hamlesini, kendi beka sorunu olarak gören işgalci faşist Türk devleti için de emperyal hayalleri yönünde adım atma konusunda, birçok imkan ve fırsatı barındırmaktadır. Kriz, en genel anlamıyla tanımlarsak, tehlike ve fırsatlar manzumesini içinde barındırır. Güçler dengesinin belli boyutları ile oluştuğu “düzen” aralıklarında, olabilecekler az çok öngörülebilirdir. Ancak fırtınalı dönemlerde bu böyle değildir. İşte Efrîn’le başlayan süreç ve bugün yaşadığımız işgal saldırısı faşist Türk devletinin, bu dünya/bölge durumunu değerlendirme yönünde yapmış olduğu bir hamledir.
Bu süreçte emperyalist güçlerin karşılıklı güç paylaşım mücadelesi ve savaşının bir sahası olarak bölge ve özelde de Suriye öne çıkmaktadır. Halkların özgürlük mücadelesinin, işgal saldırısına karşı koyuşun emperyalist güçlere karşı mücadele ile birlikte alınması bu anlamda eşyanın doğası gereğidir. Anti-emperyalist mücadele, aynı zamanda işgal ve kirli savaş konseptinin doğrudan hedefi olan kadın kitlelerinin ve mücadelesinin de en temel eksenlerinden birini oluşturmaktadır. NATO’nun ikinci büyük ordusuna sahip olan faşist Türk devletinin Akdeniz’deki enerji paylaşım kavgası, Suriye’de işgalci güç olarak varoluşu, Kuzey Kürdistan’ın tüm kentlerinde, dağlarında yürütmüş olduğu özel savaş konsepti ve bunun bir parçası olarak Güney Kürdistan’daki işgal saldırısı aynı zamanda kadına yönelik bir savaş konseptini de içinde barındırmaktadır.
Kuzey ve Doğu Suriye halkları, faşist Türk devletinin, emperyalist güçlerin icazetiyle 9 Ekim’de başlattığı Rojava’yı işgal hamlesine, özgürlük ve onur direnişiyle karşılık verdi. Gire Spî-Serekanîye hattında saldırı ne kadar büyüktüyse, direniş de bir o kadar büyük ve görkemli oldu. Onca tekniğe, keşifinden F-16’larına, obüsünden son teknoloji silahlarına kadar her şeyleriyle saldırdılar. Yetmedi, kimyasal silah kullandılar; fosfor bombasıyla derisi kavrulan çocukların çığlıkları hala kulaklarımızda. Sivil katliamdan çekinmediler. Ölülerimize işkence etmekten, yaralı yakaladıkları savaşçıları kafa kesme seremonileri ile katletmekten çekinmediler. Bunları sosyal medya hesaplarında sergilemekten çekinmediler. Yaralı yakaladıkları kadın savaşçılara işkencesinden cinsel saldırıya kadar her türlü işkenceyi yapıp kameraya çektiler. Cenazeleri ile oynadılar.
Kuşkusuz savaşın seyrini değiştiren şey, içerideki direnişin yanı sıra dünyanın birçok yerinde, emekçi halkların geliştirmiş olduğu ve yine başını kadınların çektiği enternasyonalist dayanışma oldu. Rojava, bir kadın devrimi olarak birçok yerde sahiplenildi. Protesto eylemlerinin yanı sıra aktif dayanışma eylemleri yapıldı. İşgal savaşına HBDH güçleri de hem içeride milis eylemleri ile hem de cephe hattında doğrudan Rojava devriminin savunmasında konumlanarak karşılık verdi. Kadın özgürlük mücadelesinin öncü kadrolarından, komutanlarından Ceren ve Aynur yoldaşlarımız bu savaşta ölümsüzleşti.
Bir savaş coğrafyasında yaşamak, işgalci faşist Türk devletinin doğrudan silah doğrulttuğu Kürt ulusunun yanı sıra içeride de ağır bir cendere içerisine alınmak demektir. Baskı, gözaltı, işkence ve tutuklanma saldırılarının yoğunlaştığı bir dönem demektir. Erkek devlet şiddetinin teşhiri anlamına gelen her türlü söz ve eylemin, “devleti erezyona uğratmak” iddiası ile doğrudan faşist devletin hedefi haline gelmesi demektir.
Kürt ulusuna karşı topyekûn bir saldırı konsepti işlemekte; Kürt ulusunun siyasi temsiliyetine dönük en küçük kazanımlar bile hedef alınmaktadır. İrade gaspı anlamına gelen kayyım saldırısı bu sürecin bir parçasıdır. Kuşkusuz saldırının diğer bir boyutu ise kadın temsiliyetini hedef almasıdır. Bu bağlamda kayyım saldırısına karşı bir direnişin örgütlenmesi aynı zamanda kadın iradesinin de sahiplenilmesidir.
Bedeni, emeği, kimliği üzerinde dışında ve üstünde bir güç istemeyen, kendi kaderini belirlemek için bir adım atan kadın, ataerkil kapitalist sistemin temellerini sarstığı için erkek devlet şiddetinin hedefidir. “Makul ve makbul” olan kadın figürünü parçalayan ve “kutsal aile”yi sarsan her kadın eylemi/duruşu, erkek şiddetinin ve faşist devletin hedefidir. Hakeza özsavunma eylemlerinin önünü açacak, kadın özgürlük mücadelesine ileriden bir ışık yakacak olan kadın devrimciler doğrudan faşist devletin hedefidir.
Adeta bir cins kırımının yaşandığı; kadına dönük katliam, tecavüz ve şiddetin tavan yaptığı bir dönemdeyiz. Kuşkusuz bunun güçlü bir teşhirini yapmak, gerici faşist AKP iktidarı ile bağını kurmak önemlidir. Zira faşist AKP’nin iktidarı boyunca her yıl artan kadın katliamlarında sayı 2019 yılının sonuna geldiğimiz şu günlerde 400’ü geçmiş bulunmaktadır. Yine faşist Türk devletinin bir kurumu olan TÜİK’in açıklamalarına göre 17 yaş altındaki 11 bin 803 çocuk doğum yapmıştır. Bunlar sadece kayıtlara geçebilen rakamlardır. Yine belirtmek gerekir ki erkek egemenliğinin ve heteroseksizmin hedefinde olan LGBTİ+’ların uğradığı şiddet ve katliamları doğru bir şekilde tespit edip belgelemek olanağı dahi olmamıştır. Ataerkil kapitalist sistemin hedefinde olan sistemin sınır çizgisini aşan kadınlardır. Erkek/devlet şiddeti, özneleşmek isteyen, kendi yaşamını belirme konusunda arayış içinde olan veya adım atan kadına yönelmektedir. Kadın sorununu, çağın büyüyen yangını haline getiren tam da budur.
Kadınlar, bir yandan ekolojik mücadelede, bir yandan işçi sınıfının ve emekçilerin hak mücadelesinde, bir yandan Newrozlardan zindanlardaki direnişlerde en önlerde yer almaktadırlar. 8 Martlardan Onur Yürüyüşlerine, 1 Mayıslardan 25 Kasımlara erkek/devlet şiddetine ve yasaklara boyun eğmeyerek barikatları aşan kadınlar ve LGBTİ+’lar bu sistemi alaşağı etmeye muktedirdir. Tüm bunlar KBDH’ın kendini geliştireceği, oluşturacağı zeminin çok güçlü olduğunu göstermektedir. Politik öncü kadınların ve örgütlerinin saldırılara karşı geriye çekilerek değil daha ileri doğru bir adım atarak faşizmi gerileteceği bir gerçektir. Sokaklarda fiili meşru mücadelenin herzamankinden daha fazla önem kazandığı bir süreç yaşanmaktadır. Fiili meşru mücadelenin ihtiyacına göre konumlanmak, sokak mücadelesini yükseltme ısrarında olmak, KBDH’ın da yükseleceği zemin olacaktır. Faşist AKP rejiminin temellerine dinamit döşeyecek, salt teşhirle sınırlı olmayan, teşhir edileni yıkma temelinde mücadeleyi büyütecek bir örgütlenme perspektifini oluşturulmaktadır. Elbette koparıp alıcı bir mücadele için bunun örgütlerini kurabilmek ilk yakalanacak halka olacaktır. Buradan ilerleyeceğimiz aşikardır!

Dünya çapında; Şili’den İspanya’ya, Türkiye’den Irak’a, Sudan’dan Lübnan’a, Kürdistan’dan Çin’e tüm halk isyanlarının en önünde, özgürlük yoksunluğunu etinde kemiğinde yaşayan kadınlar bulunmaktadır. Baskı ve şiddet sarmalını örgütleyen gerici-faşist iktidarların tüm saldırılarına rağmen yok edilemeyen bir özgürlük ihtiyacı ve özlemi söz konusudur. Kadınların Birleşik Devrim Hareketi, ölümsüzleşenlerinden aldığı bayrağı 2020 yılında yükseltmek; dönemin ruhunu kavrayan stratejik bir mücadele örgütü olarak Türkiye’de kadın özgürlük mücadelesini erkek egemenlikçi sistemi ve onun temsilcisi faşist AKP iktidarını yıkacak bir mücadele hattını örmek gibi bir perspektife sahiptir. Dünyanın birçok yerinde, her gün kendiliğinden gelişen özsavunma direnişlerinin yanı sıra doğrudan öncü çıkış olarak da sahipleneceğimiz direnişler yaşanmaktadır. KBDH, bu deneyimlerden öğrenen ve yaşamda pratikleştiren bir mücadele hattı örecek; dünya kadın mücadelesine bulunduğumuz coğrafyadan, kadınların örgütlü savunmasına evrilten, devrimci şiddeti yaygınlaştıran yeni bir soluk katacaktır.
2020 yılında kampanyalar ve milis eylemleri örgütleyerek ataerkil kapitalizm tarafından katledilen tüm kadınların hesabını soracak; devrim ve sosyalizm mücadelesinde ölümsüzleşenlerimizin hayallerini gerçeğe dönüştürecek adımlar atacağız.

Yaşasın Kadın Dayanışması!
Yaşasın Özsavunma Direnişlerimiz!
Jin, Jîyan, Azadî!
                                                                  Kadınların Birleşik Devrim Hareketi

Facebook

CEVAP VER

Please enter your comment!
Adınızı buraya yazınız