Günümüz Dehak’ı Erdoğan’a Karşı Kawalaşalım! – Nurhak Cihan

175

İnsanlık tarihi boyunca yaşanan savaşlarda mazlum halkların zalimlere karşı direnişi, sürekli olarak, her koşulda devam etmiştir. Zalimlerin sömürü, baskı ve soykırımlarına karşı halkların haklı ve meşru direnişlerine bakıldığında; zalimlerin ne kadar çaresiz ve çıkışsız olduğu görülecektir.

Geçmiş yıllarda, Mezapotamya coğrafyasında soylular, kralların yanısıra binlerce, milyonlarca halkın özgürlük taleplerini yükselten ve o krallıkları devirenler de yaşamıştır. Bu coğrafyada birçok savaş yaşanmış ve yine birçok halk hareketi doğmuştur. Ama şunu unutmamak gerekir dünyanın her yerinde olduğu gibi Ortadoğu ve Kürdistan coğrafyasında da çıkış yapan devrimci hareketlerin kökeninde çok büyük kültürler, gelenekler ve inançlar yatmaktadır. Dünyanın bütün coğrafyalarında yaşanan savaşların en büyük nedeni, sömürü için şekillendirilmeye çalışılan dünya halkları üzerindeki kültürel ve inançsal dayatmalardan çıkmaktadır. Sömürgeciliğin halklar üzerindeki baskı ve katliam bahanelerinden bir tanesi de onlara sözde medeniyet götürmedir. Bu nedenden dolayıdır ki Kürdistan halkı bütün emperyalist sömürgeci baskılara rağmen kendi kimliğini, kültürünü korumak adına yıllardır meşru ve haklı direnişlerini Türkiye, Kürdistan coğrafyasında göstermektedirler.

Kürt halkının en eski inanışlarından bir tanesi baharın gelişini kutlamaktır. Newroz, direnişi baharın ilk aylarında daha fazla alevlendirmenin günüdür. Tarihsel olarak Newroz, 4350 yıl öncesine dayanır. Kutlamalarda simgesel olarak ateş yakılır, insanlar bir araya gelir. Bu şekilde halkı tam anlamıyla birleştirip kolektif bir bilinçle hareket edilir.

Tarihsel anlamda bugün Newroz geleneği olarak bilinen ve özgürlük tutkusuyla bütünleşip aynı zamanda da halkları özgürleştiren Demirci Kawa şu şekilde anlatılır: Geçmiş dönemlerde zalim Dehak, Asur ve Med halklarının üzerine bela olmuştur. Bu halklara sürekli zulmeden Dehak, beynindeki zehirli hastalık için, sürekli olarak bölge halkının genç nesillerini kurban istemektedir. Günden güne Dehak’ ın zulmü sürerken, Fırat ve Dicle’nin kenarlarındaki halklar kan ağlar. Ama hiç kimse Dehak’a karşı kendi çocuklarını koruyamamakta ve her geçen gün ölümle kalım arasında gidip gelmektedirler. Halklar çaresizken, sıra Kawa adında bir demircinin en küçük oğluna gelir. Demirci Kawa daha önce aynı nedenden dolayı 17 çocuğunu zalim Dehak’ a kurban vermiştir. Demirci Kawa çaresizdir, son çocuğunu Dehak’ a kurban vermemek için sabahlara kadar bir çare arar. En sonunda 21 Mart sabahı Kawa, oğlunu kendi eliyle Dehak’ ın kalesine götürür, oğlunu Dehak’a teslim ederken örsünü Dehak’ın kafasına geçirir. Dehak’ın ölümüyle bütün bir halkın özgürlük ateşini yakan Demirci Kawa o günden sonra başta Kürt halkı olmak üzere bütün Mezapotamya halklarının direniş ve özgürlük umudu olur.

Dehak’ ın ölümü dönemin zulüm gören halkları için büyük bir dönüm noktasıdır. Bundan sonra halklar üzerine baskı ve sömürü uygulamak isteyen ağalar, beyler tarihe geri dönüp baktığında zalim Dehak gibilerinin sonunu hatırlayacaklardır. Bir diğer anlamda Demirci Kawa’nın tarihsel öznelliği halklar üzerinde büyük bir cesaret göstergesi yaratmıştır.

Günümüzde ise Demirci Kawa’nın geleneğini devrimciler sahiplenmiştir. Günümüzün Dehak’ı ise Tayyip Erdoğan’dır! Bugün bir bütün olarak Ortadoğu coğrafyasında zulmün ve sömürünün kalesi olan işgalci Türk devleti, yeni planlar kurarak içeride ve dışarıda savaşı körüklüyor. Tayyip, şovenist histeriyle kitleleri arkasında yedekleyip sömürgeciliği derinleştiren Ortadoğu coğrafyasının modern Dehak’ıdır.

Türk devletinin en son yapmaya çalıştığı Garé işgal saldırısına karşılık, Demirci Kawa’nın balyozunu gerillalar hep birlikte tutup günümüz Dehak’ı Erdoğan’ın kafasına indirmiştir. Erdoğan ve şürekası hala bu balyozun etkisini atlatmak için kendi içlerinde ve medyada tartışmalar yürütmekte ve darbenin getirmiş olduğu afallamayı atlatmaya çalışmaktadır.

2020 yılına geri dönüp bakarsak, iktidarın önünü alamadığı korona virüs salgınıyla binlerce ölümle karşı karşıya kaldık. İktidar krizin faturasını, toprağa verdiklerimizin yanısıra geride kalan biz işçilere/işsizlere, gençlere, kadınlara ve esnafa ödemektedir. Öte yandan, sömürü çarkını şekillendirmeye çalıştığı üniversitelerde kayyum atamasına karşılık hala Boğaziçi Üniversitesi direnişi devam ediyor. Kadınlar sokakları terketmiyor. Kürt halkı ise siyasi soykırıma ve gerilla hareketine dönük tüm saldırılara rağmen dimdik ayakta. Bizim ihtiyacımız ise bu tabloda biriken tekil ve dağınık isyanı ve gücü, devrimci örgütün öncülüğünde birleştirmektir, Demirci Kawa’nın balyozunu hep birlikte tutmak ve zamanı geldiğinde Erdoğan ve Erdoğan gibilerin kafasına indirmektir.

Durum böyleyken, biz devrimciler, mücadelemizi her alanda büyütüp sistemin krizlerini iyi bir şekilde değerlendirerek, tarihten çıkardığımız derslerle meşru mücadelemizi örmeli ve zaferi elde etmeliyiz. Bütün bunları gerçekleştirebilmek için düşmanın nabzını iyi tutarken bir diğer yandan da kitlelerin tarihteki ve günümüzdeki ihtiyaçlarından yola çıkarak öncelikler oluşturup daha fazla kitleselleşerek güçlü bir devrim çizgisi oluşturabilmeliyiz. Tarihe bakıldığında, Newroz Demirci Kawa’nın isyanından önce de vardır; ancak Demirci Kawa’nın eylemiyle daha da anlam bulmuştur. Bizim bu anlamda Demirci Kawa’nın balyozu diye tarif ettiğimiz kitlelerin isyanını birleştirerek, faşist rejimin kafasına indirmemiz ve yeni Newrozları yaratmamız temel görev olarak önümüze çıkıyor. Ancak bu şekilde tarihin öznesi olabilir yeni Newrozları bayrama dönüştürebiliriz.

Facebook

CEVAP VER

Please enter your comment!
Adınızı buraya yazınız