Haymarket’dan Taksim’e Bu Tarih Bizim: Yaşasın 1 Mayıs! – DKP/Birlik

262

1 Mayıs yaklaşıyor. Tarihin çağrısına kulak verenler ve onun yükünü sırtlayanlar bu 1 Mayıs’ta da sokaklara inmeye hazırlanıyor. Coğrafyanın dört bir yanında direnen işçiler; Boğaziçi Direnişi’nde polis barikatlarını zorlayan gençlik; cins kırımına karşı isyan bayrağını yükselten tüm kadınlar; yoksayılan cinsel kimliklerini savunan tüm LGBTI+’lar; sömürgeciliğin tüm saldırılarına karşı savaşan Kürt halkı; bu 1 Mayıs’ta, birleşik devrim mevzilerinde buluşarak, Haymarket’dan bugüne devrolan bu şanlı mirası küfesine koyacak ve Taksim yasağını hükümsüz kılacaktır elbet.

Giderek derinleşen ekonomik-siyasal-toplumsal krizin ve faşist saldırganlığın herkes farkında. Sermaye ve devlet klikleri birbirine açıktan diş gösteriyor; emperyalist kampların arasında adeta bir pinpon topuna dönen TC, bir çıkışsızlık girdabının içerisinde debeleniyor. Yoksulluk ve açlık, patates-soğan kuyruklarındaki izdihamlarda; sömürü ve tahakküm, sınıfa karşı yürütülen “Kod-29” zulmünde; binlerce gencin gözaltına alındığı, işkence gördüğü sokak eylemliliklerinde; HDP’ye ve Istanbul Sözleşmesine yöneltilen saldırılarda temsil oluyor. Çözüm “en geniş demokrasi cephelerinde” değil, devrimci savaşın, birleşik devrim stratejisi etrafında örgütlenmesindedir.

Tüm bu zeminin üstünde ise eksikliklerine ve yetersizliklerine rağmen, özellikle bu senenin başından bu yana sürekli ivme kazanan bir direniş hattı mevcut. Çeşitli direnişlerde gösterilen kararlı duruş ve rejimin her anlamda yürüttüğü yeni tecrit uygulamalarına karşı geliştirilen karşı koyuş, bu direniş hattının karakterini belirliyor. 1 Mayıs’a giden süreçte örülen ajitasyon-propaganda-örgütlenme sürecindeki coşku, bu hattın ürünü. Bu sürece dair bilindik doğruları tekrar etmenin bir anlamı yok. Yürütülen süreç, mevcut deneyimi ve tecrübeyi geliştirecek, yeni gelenlere bu tecrübenin aktarılmasını sağlayacak, kitlelerle teması arttıracaktır. Yeni kuşaklar ve alanlardaki militanlar, bu süreci olması gerektiği gibi karşılayacak bilince, kararlılığa ve yaratıcılığa sahiptir.

Ancak söylemek gerekir ki bu direnişçi hat, her ne kadar bir değer ifade ediyor olsa da, daha önce de belirttiğimiz üzere, nitelik itibariyle pasif bir çizgide gelişiyor. Bu pasif çizgi, bir mağduriyet retoriğinin etrafında savunmaya kilitlenmiş durumda ve taktiksel düzeyde sürekli göle maya çalıyor. Bu durum bir alışkanlık haline gelmiş durumda. Bu döngüden derhal çıkılması gerekiyor. Devrimci özne, bu 1 Mayıs’ta bu durumu aşmak ve aştırmak için kafalarda bulanıklığı gidermeli, görülmeyeni göstermeli, gösterdiği yolun önünde yürümekte atılgan olmalıdır. 1 Mayıs gününü, mevcutta süren pasif direnişi, aktif kılacağı bir savaş anı olarak ele almalıdır.

Bu coğrafyanın tarihinde, sokak-barikat savaşları deneyimleri ve meydanların zapt edildiği onlarca örnek mevcuttur. O yüzden, imkanlar dahilinde meşru mücadele araçlarının etkin kullanımı her daim gündeme alınmalıdır. Ancak gücümüzün, neredeyse tarihin hiçbir anında olmadığı kadar kısıtlı olduğu aşikar. Bunu görerek bir planlama yapmalıyız. Ve ancak gücümüzün kısıtlı olması, polis dayağına ve gözaltılara razı geleceğimiz anlamına da gelmez. Adeta bir duvar veya sur misali karşımıza kurulan polis barikatlarını, kontrolsüz bir şekilde, çarpa çarpa aşmaya çalışıp, sonunda gözaltına alınıp, sosyal medyadan bunun propagandasını yapmak, kesinlikle yeterli değildir.

Savaş masada plan yaparken kazanılır ve planın önemli bir kısmı da, düşmanı boşa düşürmek ve aldatmak üzerinden kurgulanır. Özellikle güçler dengesi, tıpkı içinde bulunduğumuz süreçteki gibi bizim aleyhimize bir şekilde gelişmişse, bu çok daha önemlidir. 1 Mayıs’ta eylem alanını buna uygun olarak hazırlamalıyız. Polisin hiç beklemediği yerlerden çıkmalı, kimi yerlerde aklını bulandırmalıyız. 1 Mayıs günü, bir şekilde, Taksim Meydanı’ına çıkacak çok küçük bir azınlığın yaratacağı hava dahi geniş toplumsal kesimlerde bir geri dönüş bulacaktır. Ya da gün boyunca, bir şekilde polise üstünlük kuracak bir direniş, yine aynı şekilde kitlelere bir öz güven verecektir kuşkusuz. Boğaziçi Direnişi’nde barikattan söküp alınan bir polis kalkanının dahi, kitlelerin bilincinde yarattığı durum, burada bir örnek olarak verilebilir.

Taksim meydanına çıkan tüm sokaklar, bu coğrafyanın ezilenlerinin ve proleterlerinin kanlarıyla yıkanmış, savaş ve kavga marşlarıyla yankılanmış, adımlarıyla şekillenmiştir. Tüm meydanlar gibi Taksim Meydanı da bizimdir! Bugün değilse yarın, bu meydanı, turuncu ve yeşile, lacivert ve sarıya, mavi ve mora, karaya ve kızıla; gökkuşağının, özgürlüğün ve kavganın tüm renklerine, tekrardan boyamakta boynumuzun borcudur!

Yaşasın 1 Mayıs – Bijî Yek Gulan!

DKP/Birlik