Yılmazkaya’dan Dörtler’e: “Yanan Gökyüzünde Uçuşan Ateş Kuşlarıyız!” – DKP/Birlik

230

Yıl 2009. Günlerden 27 Nisan. “Karanlığın cüceleri”, Bostancıda bir “ateş kuşu” arıyorlar. Ateş kuşu, Behdinan semalarından gelmiş Bostancı’ya. Gelirken de, Behdinan’da yıllar yılı süren yangından ateş toplarını toplayıp kanatlarına, öyle gelmiş. Cüceler o yüzden arıyorlarmış o ateş kuşunu. Öyle ya üstüne ölü toprağı attıkları yangını, tekrardan harlamış kanatlarında getirdikleriyle. Ama ateş kuşu temkinli, bir o kadar da cüretkar. Bunun sebebi, ateş kuşunun binlerce yıldır yaşıyor olması. Öyle ya, daha önce de görmüştü bu cüceleri; Güneş Ülkesi’nde, Karaburun’da, Maltepe’de, Kızıldere’de…

Ateş kuşu bir tarihi okumamıştı sadece. O tarihi yaşamış, tarihin kendisi olmuştu. Cüceler öyle değil tabii. Onların karanlıktan başka bir şeyi yok ellerinde. Bu yüzden hafife almışlar ateş kuşunu. Ve bu yüzden, ilk bulduklarında ateş kuşunu, boş bir cesaretle atılmaya çalışmışlar üstüne. Ateş kuşu hiç tereddüt etmeden, bugünü beklercesine çırpmış kanadının tekini. Karanlık dağılmış, cüceler bertaraf olmuşlar. Sonra ateş kuşunun o vakur ve berrak sesi yankılanmış İstanbul sokaklarında: “İSMİM ORHAN YILMAZKAYA!”

Bu coğrafya, yüzlerce yıldır “yanan bir gökyüzüdür”. Yanan gökyüzünde uçmanın koşullarından birisi de, o ateşin taşıyıcısı olmaktır. Tıpkı, bir yazısında anlattığı üzere Yılmazkaya’nın; “kırık bir sandalyeye oturmasını bilmektir”. Yılmazkaya, yanan bir gökyüzünde uçmayı da, kırık bir sandalyede oturmayı da iyi biliyordu. Bu sayede “hiçbir yerdeydi” ve bu sayede “her yerdeydi”. Ve yine bu sayede, herkesin tırnak kemirdiği, ne yapacağını veya ne olacağını bilmediği, bir çoğunun yelken indirdiği bir aralıkta, Nisan ayında, devrimci bir kopuşun ilk işaret fişeğini ateşleyebildi; sahnede dönen oyunu bozabildi. Belki bilerek, belki bilmeyerek ama kesinlikle isteyerek, Nisan’dan Haziran’a; Haziran’dan Rojava’ya bir köprü inşa etti.

Yıl 2017. Günlerden, yine bir 27 Nisan. Dörtler; Meryem Güler Müfrezesi, Yılmazkaya’nın inşa ettiği o köprüden geçtiler; başlattığı o devrimci kopuş atağının bir halkası oldular. Dörtler, 2017 referandumunda Hayır kampanyalarının yapıldığı bir aralıkta; hileyle kazanılmış seçime karşı az-çok kitlelerin sokakta olduğu bir aralıkta; solun, değil önden gitmek, “kitle şakşakçılığı” yaptığı bir aralıkta, oyunu bozmaya cüret etmişlerdir. Rojava’da süren yangından, kanatlarına ateş topu toplayan dört ateş kuşu, “hiçbir yerdeyken her yerde” olmak için bir atılıma kalkmışlardır. İdlip’de, düşman hattının tam içinde, TC’nin besleme çeteleriyle son kurşuna kadar çatışmış, “feda kuşağının” bir devamcısı olmuşlardır.

Eylemin istediği hedefe, TC içlerine ulaşamaması talihsizliktir. Ancak bu talihsizliğin herhangi bir muhtevi etkisi yoktur. Öyle ki onlar artık bir kutup yıldızıdır; her yerdedirler, kaybeden onlar değil cücelerdir! Bu yüzden ne Dörtler, ne Yılmazkaya, kimi nostaljik hikayelerin pasif özneleri değildirler. Yaşamlarıyla, duruşlarıyla, fikirleri, bilinçleri ve iradeleriyle bir savaş manifestosudurlar. Her daim işaret etmeye, yol göstermeye devam edecekler! Bu bağlamda, her komünar da, Dörtlerin ve Yılmazkaya’nın ruhunu, iradesini, cüretini ve oyunu bozma kararlılığını küfesinde taşımakla yükümlüdür!

Zafer, tüm bu kahraman yoldaşlara onur sözümüzdür!

BİZ KAZANACAĞIZ!

DKP/Birlik

CEVAP VER

Please enter your comment!
Adınızı buraya yazınız