Kurucu Kadro Olmak – Doğa Bakış

356

Devrimci kadro, iç ve dış düşmanın sınırlarını parçalamayı ve aşmayı hedefleyendir

Devrimci kadroyu oluşturan, olduran temel halkalardan biri kendi iç dünyasının sınırlarıyla, içteki düşmanıyla girdiği devrimci savaşımdır. Devrimci kadronun kendi iç sınırlarını yıkması ve iç düşmanıyla savaşımı en zor olanıdır. Çünkü dış dünyanın ve dış düşmanın karşısında düşman bilinci ile zırhlanmış olarak vardır. Oysa kendisine karşı öyle değildir. Çokça ama’lı cümlesi vardır, her zayıflığının, yanlışının altında yatan koşullar vardır. Kendisine bu anlamda alabildiğine liberal yaklaşma olasılığı söz konusudur. Kendine göreliği, keyfiliği, kendinden kaçışı izah edebileceği çokça şey vardır. Tüm ama’ları ortadan kaldıracak, bireyin kendi gelişiminde özneliğini açığa çıkarabilecek bir duruşu örgütlemesi gerekmektedir. Kendisine karşı sahici olmak zorundadır.

Dış düşmana karşı savaşımda ona karşı tavır almak bir şeydir fakat bunun gereklerini ve sorumluluğunu üstlenmek ve bunu yerine getirmek ve yine buna göre devrimci çizgi ve ölçüyü yaşamda örgütlemek başka bir şeydir. Kendiyle, iç düşmanıyla savaşmayan kadroda düşman tanımı, oldukça muğlaklaşırken neyin düşman olduğu, neyin devrimin ihtiyaçlarını karşıladığı durumu karmaşık bir hal alır. Kendi sınırlarını parçalama iradesini göstermeyen ve iç düşmanıyla savaşmayan kadro, yoldaşlarını mücadeleden alıkoyar, onların gelişimini engeller. Mücadeleden geriye çeken, güçsüz kılan, dağıtan gerilikleri ve tutumları ve çarpıklıkları normalleştirerek kabul ettiğimiz yerde, bunlara karşı savaşmayıp adeta bunların devrimciliğin düşmanı olduğunu unuttuğumuz yerde, düşman gerçekliğini bilince çıkaramayız. Bu tarzla sistemi yani düşmanı içeriden tamamlayan, yayılmasına ve örgütlenmesine destek olan bir konum almış oluruz. Bizi devrimci savaşımda engelleyen, zayıf ve hareketsiz kılan, geriye çeken, mücadeleden alıkoyan, dağıtan, kaybettiren ne varsa bütün bunları böyle görmek gerekiyor. İçimizde ve dışımızda varolan sisteme-düşmana bir öfke duyulursa; bu öfke düşünceye, örgüte, eyleme dönüştürülürse işte o zaman bu gerçekliğe karşı doğru bir duruş gerçekleştirilmiş olunur. İçimizdeki bu düşmana zemin sunan anlayış ve tutumlar giderilmeden, sisteme/düşmana karşı devrimci yürüyüşü gerçekleştirmek, hedeflere ulaşmak oldukça zordur.

Devrimci kadro kendi gerçekliğiyle her an yüzleşmeli ve devrimci cüreti kendisine karşı kuşanmalıdır. Ben bu kadarını yaptım, benden bu kadar olur vb. söylemlerle, rutinleşmiş gündelik faaliyetin bir köşesinden tutan, eklemlenen ve kendisini bir nesne durumuna düşüren kadro; amaç ve hedeflere, devrimci mücadeleye yarım bile bağlanamaz, düşer gider. Düşman gerçekliği karşısında afallar, parçalı bir devrimcilik ortaya koyar. Bütünlüklü, sürekli ve kesintisiz bir mücadele sergileyemez. Özneleşme ve özneleştirme, öncüleşme ve öncüleştirme pratiğini kendinde gösteremez. Devrimci fikrin ve eylemin, amacın örgütlenmesinde kendisini sorumlu hissetmez, sorgulamaz, kendi payına düşeni almaz. Anlam dünyası devrimci bir seyir izlemez. Dış dünyaya ve düşmana hep bir kapı aralar.

İç sınırlarla ve iç düşmanla savaşan devrimci kadro; devrimci fikrin ve eylemin örgütlenmesinde, gelişiminde sorumluluk hisseder ve gereklerini sergiler. Devrimci kişiliğin yaratımının ve gelişiminin pratiğini açığa çıkarır. Devrimci mücadele içerisinde, kendisini yeniden yaratır; amaç ve hedeflerle bütünleşir. Devrimci savaşımın ve çizginin ihtiyaçlarını karşılayan bir emek sürecine girer ve manayı iç dünyayla buluşturur.

Kadroda kolaycılığa ve hazır beklentiye yer yoktur

Devrimci faaliyette ve savaşımda kolay ve çabuk sonuç alma beklentisi, ham bir hayalciliktir. Ve bu beklenti gerçekleşmediği takdirde, büyük heyecan ve umuttan umutsuzluğa bir geçiş olur, karamsarlık hâkim hale gelir. Kolay çözüm beklentisi ve hazırcılık, kendiliğendiciliğe evrilen bir tarzı geliştirir. Bu tarz, amaçta bir kırılmayı yaratır ve hareketsizliği doğurur. Devrimci savaşımda, armut piş ağzıma düş tarzıyla, emeksizlikle elde edilebilecek herhangi bir devrimci kazanım yoktur.

Bu tarz, kitleleri örgütleyip savaşa yönlendirebilmekten uzaktır: Devrimci bilinç ve kavrayışı geliştireceğine, örgüt bütününü mücadele araç ve yöntemleriyle donatacağına kendiliğindenciliği geliştirir. Dışarıdan medet uman bir aklı hâkim kılar. Yine bu tarz akıl tutulmasına, kafa karışıklığına ve bulanıklığa, örgütsel ilişkilerde güvensizliğe ve çalışma tarzında düzensizliğe neden olur. Siyasal ve askeri örgütlenmenin gereğini yerine getiremez. Devrimci faaliyetin çalışma disiplinine, çalışma temposuna sahip olamaz. Örgütsel organizasyon becerisini ve hareket yetisini oluşturamaz. Amaç doğrultusunda bir çalışma, hedef planlamasına-planlamalarına sahip olmaz, çözüm gücü oluşturamaz.

Devrimci mücadele doğrultusunda bilinç ve eylemi örgütlerken yoğun bir çaba, yoğun bir emek ve sabrı göstermeli; yeni yol, yöntem, araçlar geliştirmeli ve sorumluluk bilinci ile hareket etmeliyiz. Sadece koşulların, nesnelliğin örgütlediği bir devrimcilik değil koşulları da örgütleyeceğimiz bir devrimciliği örmek hedefimiz olmalıdır.

İdeolojik mücadele güçlü bir kadrosal varoluşun çimentosudur

Devrimci mücadelenin temel halkası, onun komünizm tasavvuru ve dünya görüşüdür. Bu mücadeleyi hakiki kılan ise onun ideolojik savaşımıdır. Devrimci örgüt ve kadro; iradesini, tavrını, eylem gücünü ideolojik görüşünden alır. İdeoloji, örgütü ve örgütsel yaşamı geliştiren temel silahlardan biridir. İdeolojik mücadelenin yapılmadığı bir yerde devrimciliğin ve örgütsel yaşamın gelişiminden bahsedemeyiz. Orada liberal, idareci, eksikliklere göz yuman, kapitalizmin meta ilişkilerini devrimci ilişkilerin yerine koyan, pragmatist anlayış ve tarzı görürüz. İdeolojik mücadelenin yürütülmediği bir yerde iktidarcı ve postmodernist yaşam tarzının kendisini örgütleyeceği ve kadroyu özgürlük gücünün yaşam ölçülerinden uzaklaştıracağı açıktır. İdeolojik savaşımda sürekli mücadele verilmediği takdirde, örgüt-kadro anlayışı ve ilişkisinin devrimci çizgide örgütlenemeyeceği, mücadelenin dış müdahalelerin etkisiyle çözülmekten ziyade içten çözüleceği ve dağılacağı aşikârdır.

İdeolojik gelişim sağlanamadan stratejik netlik geliştirilemez. Bu da kadronun örgütsel-siyasal-askeri hatta stratejik-taktik yönelime ve perspektife ikna olmaması ve mücadeleyi bütünlüklü olarak kendinde var etmemesine, parçalı kişiliğe yol açar. Örgüt, kadroyu güçlü bir teorik-siyasal kavrayışla beslenen bir ideolojik bilinçle donatıp kavgaya sevk etmezse -ki örgüt içinde kavgayı yürütme de dâhil-  siyasal ve askeri stratejik-taktik hatta ikna temelinde değiştirip, dönüştürme gücü ve kavgası yetersiz kalırsa, o kadronun fikirsel ve pratik ‘ayrılığının’ önüne geçemez. Ayrılıktan kastettiğimiz, mücadele hattına ikna olmayıp o hattın dışında kendini var etmek ya da örgüt içinde olup örgütsüzlüğü örgütlemek, yani paralel bireysel bir yaşam örmektir. Birçok yönüyle örgütsel gerçekliğimizden ve mücadeleden uzaklaşma, yer yer kopma ve karşıtlaşmanın sonucu, örgüt içinde devrimci kadro ölçülerinde oldukça muğlaklaşma ve aşınma yaşanır. Bu konuma düşen örgüt, tabii ki çizgiyi, çizgi esaslarını, onun ihtiyaçlarını gözetemez, onun gereklerini yerine getiremez. Çözümü çok basit olan en küçük sorunların, doğru ideolojik mücadele verilmediği durumda nasıl en ciddi örgütsel sorunlara dönüştüğünü-dönüştürüldüğünü görebiliriz.

Devrimci kadro, komünist ilkelere bağlı olduğunu söylüyorsa şunu açıkça ifade edebiliriz; ilkelere bağlı olmak demek, ilkeler doğrultusunda ideolojik mücadeleyi ve örgüt tarzını esas almak demektir. Yani ideolojik, siyasal, örgütsel mücadeleyi süreklileştirmek; bunda en ufak bir gevşemeyi kabul etmemek, ideolojik ve örgütsel çizginin arılığını sürekli korumak, bütün kadro gücünü ideolojik ve örgütsel çizgiye çekmek, bu temelde yaşamak, ideolojik mücadele ile örgütsel mücadeleyi birleştirerek savaşım vermek demektir. İdeolojik ve örgütsel çizgi bir bütünlüktür, birbirinden ayıramayız. Bu bütünlüğü koruduğumuz takdirde, örgütün ideolojik ve örgütsel mücadelesini birleştiren bir kadronun sorunlara çözüm gücü olabileceği bir gerçektir. Devrimci mücadelenin hareket kabiliyeti ve gücü; ideolojik savaşımda, örgüt gücünde ve bunları birleştirip eylemini yetkin bir şekilde kullanan kadroda yatar.

Devrimci mücadelenin gelişimi, ideolojik ve örgütsel esaslara bağlıdır. Teori-pratik bütünlüğünün, örgütselliğin ve ideolojik mücadelenin bu kadar yadsındığı, tepki duyulduğu; örgütsel yaşam, tarz ve çalışmanın örgütlenmediği yerde hangi sorunları doğru tanımlayabilir ve çözümleyebiliriz? Eğer sorunları doğru tanımlamak ve çözüm gücü olmak istiyorsak, ideolojik mücadeleyi geliştirmemiz; örgütsel işleyişi, iç örgütlenmeyi derinleştirmemiz gerekir. Böyle bir mücadelenin dışında kalan ve kendisini dayatan, devrimci ilişki ve örgütsel işleyişi geriye çeken tarza karşı tavizsiz bir mücadele verilmelidir. Yine kapitalist meta ilişkileri ve değer yasalarını örgütsel ortamımıza taşıyan ve işleten, düşmanın saldırıları ve kuşatmasına karşı kendisini geriye çeken, sinen tarza karşı da mücadeleyi ve örgütlülüğü yapıcı bir şekilde büyütmeli, geliştirmeliyiz. Bu temelde örgüt ve kadro; kendisini ideolojik olarak eğitip donatmalı, öğrenim programları ve çalışmasını kesintisiz bir şekilde örgütlemelidir.

Devrimci kadro, devrimin ve örgütün ihtiyaçlarını esas almalıdır

Devrimci kadro, örgütün ve devrimin ihtiyaçlarını esas alıp, buna uygun görev ve sorumluluk üstlenmekle ve bunun gereklerini pratikte yerine getirmekle yükümlüdür. Özellikle yaşadığımız bu dönemin koşulları ve ruhu bakımından, bunun karşılığı daha fazla cüret etmek, daha fazla öne atılmaktır. Kadro bu görev ve sorumlulukları, söz ve eylemiyle somutlamalıdır. Evet kendimize duruşumuzu, varoluş halimizi somutlayacak olan şeyi sormalıyız; ne yapmak istiyoruz, ne yapmaya çalışıyoruz? İşte bu soruya vereceğimiz sahici ve tutarlı cevap ne olduğumuzun işareti olacaktır.

Fikirlerin kendiliğinden eyleme geçmeyeceğini -ki çokça eleştirisini yaptık bunun- biliyoruz. Evet burada ne kendiliğinden gelişen hareketleri yadsıyoruz ne de fikrin ve eylemin bütünlüğünü yadsıyoruz. Tam tersine kendiliğinden hareketleri ortaya çıkaran çelişki-çatışkıları ve gelişim süreçlerini tahlil eden ve bunların karşısında kendiliğinden hareketlerin içerisine dâhil olup sadece ani tepkiler vermenin ötesinde, içerisinde konum almalıyız. Kendiliğinden gelişen hareketlerin akış yönünü, sürecini ve gelecekteki pozisyonunu devrimci mücadeleye/kendi lehimize örgütlemeli ve çelişki-çatışkıyı, fikir ve eylem yönünden bir üst aşamaya taşımayı hedeflemeliyiz. Yine fikrin eyleme, eylemin de fikirlere dönüşmesi için sahici adımları atmaya çalışıyoruz. Evet devrimci kadro, fikrin örgütleyiciliğini somutlaştırarak eylem içerisinde, kendisini bir üst düzlemde örgütlemelidir. Praksisin devindiriciliğini deneyimlemeli, tüm süreçlere ve sorunlara, bu izlek üzerinden yaklaşmalıdır. Kadrolar sürekli ve kesintisiz bir oluşun içerisinde kendisini ve birbirini tamamlamalıdır. Kolektif akıl, kolektif ruh ve eylem bütünlüğünü oluşturarak ilerlemelidir.

Bunları anlamaya çalışırken kendimize dönebiliriz. Peki biz, bu ihtiyaçlara ne kadar cevap olabiliyoruz, ne kadarını yapıyoruz? Görev ve sorumlukları hem yapıp hem de yapmayı örgütleyebiliyor muyuz? Bu ihtiyaçların hangi ucundan tutuyoruz? İşte yaşadığımız bazı sorunları serimleyebilmemizi sağlayacak olan sorular bunlar. Kuşkusuz her birimiz bir faaliyetin içerisindeyiz ve emeğimizi devrime akıtmaya çalışıyoruz. Ancak kendimizi dönüştürmeksizin faaliyeti, örgütlenmeyi, örgütü, örgütlülüğü geliştirmek ve büyütmek için kendimizden ne katmış oluyoruz? Rutin olanın dışına ne kadar çıkabiliyoruz? Kadro, örgütle kitle arasında bağ kurmalıdır. Örgütün kitleye ulaşması kitlenin de örgütle buluşmasının faaliyetini örmelidir. Fakat bu faaliyeti örgütlemeye çalışmamak, örgütün kitlelerden kopmasına ve giderek kendi içine kapanıp cemaatleşmesine yol açar. Bu yaklaşım, kitlelerin öncü örgütü olma iddiasının kaybedilmesine yol açar. Kendimizden ve komitemizden başlayarak örgütü devrimi yapacak bir özne haline getirecek hareketi örgütlemeliyiz. Bu konuda adım atmayanı adım atmaya örgütlemeliyiz, mevcut düzeneğin içerisinde işlevsiz hale geleni, çalışmayı stratejik hat temelinde eksenleştirerek tanımlı ve işlevli hale getirmeliyiz. Adım atmayıp yerinde sayan, işlevli olmayan ve mevcut statükoyu koruma güdüsü ile hareketin gelişiminin önünde engel olan; örgütselliğe karşı bireyciliği, keyfiyeti geliştiren bir tarza açık kapı bırakır. Örgüte yeni kadro katmayı ve bu temelde örgütü güçlendirmeyi değil cemaat tarzını sürdürmeyi, dışa doğru bir tık açılmayla bozulacak düzenini korumayı esas alır ve bu haliyle var olanı da tüketir. Eğer örgüt; gelişen kitle dinamiklerinin içerisinde güç kazanmayı; yapacağı planlamalarla yeni çalışma alanları, yeni faaliyet olanakları ve buralardan yeni kadrolar katmayı hedeflemiyorsa, var olan yapıyla sonuç alması, devrimci bir savaş örgütü olarak kendisini inşa etmesi mümkün değildir. Bu haliyle elindeki kadro yapısını da tutamaz, tüketir. Ancak çözüleni ve gelişmekte olanı kavrar ve gelişen toplumsal muhalefet dinamiklerinin içine nüfuz edebilir, kendimizi kitle hareketinin içerisinde örgütleyebilirsek, kolektifte bir dinamizm ve canlılık yaratır, örgüt güçlerimizde moral, istek ve inancı örgütleyebiliriz. Devrim davasına inanan ortak bir ruhsal şekillenişe sahip bir kadro gücü neleri göğüsleyemez ki…

Devrimci kadro, örgüt meselesine yaklaşımda sıradan bir birey gibi yaklaşamaz. Görev ve sorumluluklar karşısında sadece bazı eleştirileri geliştirip, bazı sorunların çözülmesi gerekir diyerek ne görev ve sorumluluklarını doğru kavrayabilmiş ne de doğru bir devrimciliği örgütleyebilmiş olur. Sorunların dile getirilmesi, eleştirilmesi, bunların çözülmesinin istenmesi önemlidir, fakat bunlar sorunların giderildiği ya da tam doğru bir iş yaptığımız anlamına gelmiyor. Bu eleştirileri geliştiren ve bunların giderilmesini isteyen bir kadro, bunun aynı zamanda kendi görevi de olduğunu bilmeli ve eleştirdiği sorunlara karşı devrimci pratik ve devrimci özeleştiri temelinde mutlaka çözüm gücü olabilmelidir. Bunun çabası içinde olmalı ve bu çabada sonuç alıncaya kadar ısrarlı davranmalıdır. Kadro kendini örgütün dışında, dışsal bir varlık olarak göremez ve dışsal bir konumlanma anlayışı geliştiremez. Bunu yapmak geleneksel sistem içi kişiliğin ve anlayışın örgüt ortamında sürdürülmesi demektir.

Devrimci kadroda yön kaybı idareciliği doğurur, idarecilik de hedeflerden koparır

Örgütlerde yaşanmakta olan donukluk ve yön kaybının bir sonucu olarak idarecilik adeta örgütsel bir tarza dönüşmüş, tüm örgütsel ilişki ve işleyişi sarmalayan bir duruma gelmiştir. Mücadelenin ve örgütün gelişiminden yükümlü ve sorumlu her yönlendirici-yönetici kadro; örgütte herkesin kendini geri yönleriyle yaşatmaya, bu hali normalize etmeye karşı sessiz kalamaz. İdareciliğin bir örgüt tarzına dönüştüğü yerde devrimci mücadelede kazanım ve gelişim yoktur. Her türlü geri anlayışın ve gericiliğin örgütte ve kadroda gelişmesine, değer yitimine, çizgi ve ölçü kaybına, çürümeye ve dağılmaya yol açar. Bu tarzla kadrosal nitelikte yaratılacak muğlaklaşma ve aşınma örgüte de sirayet eder. Kafalarda ve eylemde ideolojik-stratejik netliği sağlayamaz. Bu tarz ne kitlelere, ne kadrolara ne de örgüte güven verir. Aralarındaki bağı zayıflatır ve olduğu kadarıyla sinerjiyi dağıtır. İdareciliği esas almak, sorunlara ertelemeci bir yaklaşımı doğurur. Sorunlara çözüm üretemez, cevap olamaz sadece sorunları büyüterek çetrefilli hale dönüştürür. Faaliyette ve çalışmalarda herhangi bir kapsayıcılığı olamaz, kadrosal gelişimi ihmal eder, kolektivizmin yerine bireyciliğin gelişmesine ve örgüt ciddiyetini zafiyete uğratacak şeylere mahal verir. Ailecilik, ahbap-çavuşluk, memurluk gibi örgüt dışı anlayışların gelişmesine yol açar.

İdareciliğe karşı yönlendirici-yönetici kadro, mücadelede net olmalıdır. İlkeli yaklaşmalıdır. Kaskatı olmaktan bahsetmiyoruz fakat mücadeleden taviz veremez. Çizgi esaslarında ideolojik ve örgütsel mücadeleyi vermelidir. Yaşamla bunu buluşturmalı ve bütünlüklü savaşım vermelidir. Sorunları erteleyen değil onu çözen, görev ve sorumlulukları zamanında yerine getiren bir tarzla mümkündür bu.

Göğü fethe çıkma iddiasıyla buluşan kadro olabilmek

Bugün en yakıcı ihtiyaç; devrimci siyaseti ve askeri örgütlenmeyi geliştirmek, kitleler içerisinde örgütlenmek ve kitlelerle bağ kurabilecek halkalar oluşturmak, günceli ve anı yakalayan eylemleri örgütlemektir. Teorik-siyasal, örgütsel, eylemsel hattını sürekli geliştiren, kendisini örgütleyen, örgütlülüğünü geliştiren ve büyüten, komite-organ çalışmalarını yayabilen, kitleleri ve hareketi mobilize edip yönlendirebilen, örgütsel tarz ve çalışmamızı sahici kılabilen bir tarzı tutturmalıyız. Bu şekilde gelecek perspektifiyle yolu adımlayabilir, devrimci atılımı örgütleyebiliriz.

Devrimci kadro stratejik bilince ve bakışa, görüye sahip olmalıdır. Stratejik bakış ve bilinç, olay ve olguları, süreci, sadece bir fotoğraf karesi üzerinden, an’da açığa çıkanlarla sınırlı ele almaz, salt görüngüler üzerinden analiz yapmaz. Olayları ve nesnelliği, gelişimin ve çelişkilerin bütünlüğü içerisinde algılar, okur. Süreç okumasını karşılıklı ilişkiler, tarihsel oluşum ve gelişim üzerinden kavrar. Dip akıntılarını görmeye, algılamaya çalışır. Hareketin gelişim yönünü tespit etmeye çalışır. Diğer türlüsü yüzeysel bir kavrayışın ötesine geçemeyeceği için çelişki-çatışkıları çözümlemekten uzaktır. Koşullar ve olayların içerisinde, bugünden, an’dan sonrasını örgütleyecek ve ona yön verecek dinamikleri ve nesnelliği yakalayan, bunu kısa-orta-uzun vadede sistematik bir planlamayla devrimci kitle faaliyetini örecek ve geliştirecek şekilde konumlanmalıyız.

Devrime odaklı bir yaşam, hangi alanda olursak olalım, birer özgürlük gücü olmayı gerektiriyor. Bu kadronun kendi iç sınırlarını parçalaması, kendisini aşmadır. Kolektif düşümüzü ilmek ilmek örmektir bugün yaşam ölçülerimiz. Tümüyle devrime ayarlı bir bilinç ve yürek olarak kendini örgütlemektir bu. Bir özgürlük gücü militanı için kadrosal ölçüt, örgüt karar ve talimatlarını yerine getirmek değildir. Kurucu kadro, komünist özneyi inşa edecek olan kadro, örgüt önüne koymadan örgüt çalışmasının bütünselliğini kavrayıp bu temelde örgütün ihtiyacına göre konumlanmalı, bunu bilinç düzeyine çıkarıp görev ve sorumluluk almalıdır. Onu komünist kadro yapan budur. Bulunduğu yerde kendini merkez olarak görmeli, hareket etmelidir. Devrimin ve kolektifin ihtiyaçlarına kilitlenmeli, bu temelde konumlanmalıdır.

Partinin ideolojik çizgisine ve komün ve özgürlük gücü felsefesine; bunun örgüt ve kadro esaslarına; tarz, tempo, üslup ve yaşam anlayışına; mücadele anlayışına gelmek, bu temelde kendimizi düzeltmek zorundayız. Bu tarz, sorunları çözen ve zafere yürüyen tarzdır. Zafer yürüyüşümüzde: Kendinde devrim-Örgütte devrim-Toplumda devrimdir! Bu dönemin kadrosu bu bileşkeyi yaratabilendir. Tüm mesele bu iddianın taşıyıcısı olarak kendimizi örgütlemektir!