Kadın Özgürlük Mücadelesini Büyütelim – Hevi Devrim

207

Bugün, artık toplumsal cinsiyet rollerinin oluşturduğu deli gömleğine sığmayan bir kadın gerçekliği var. Yine heteroseksist erkek egemenlikçi kapitalist sistemin yok saydığı LGBTİ+lar, bir varoluş mücadelesi yürütüyor. Kadınların ve ezilen cinsel kimliklerin patriyarkal kapitalist sistemi sorguluyor olması bir eşiği ifade etmektedir. Elbette bu sorgulama henüz ‘bedenimiz, emeğimiz ve kimliğimiz üzerinde hiçbir gücün -ne erkeğin ne patronun ne de devletin- tahakküm kurmasını istemiyoruz, tüm ezme-ezilme ilişkilerinin yanı sıra sömürüye karşı cepheden tutum alıyoruz’, biçiminde ifade edeceğimiz bir netlik içermemektedir. Öte yandan şu da bir gerçek ki, kadınların son yıllarda geliştirdiği itiraz ve eylemli duruş, cins özgürlük mücadelesi ve bilincinin gelişimi açısından önemli bir yerde durmaktadır.

Neoliberal sermaye birikim rejiminin krizi koşullarında, artan ekonomik ve siyasal saldırılarla birlikte, kadınların mücadele arayışları artmıştır. Faşizm, erkek-devlet şiddetinin çok daha yaygın ve yoğunlaştırılmış bir biçimde devrede olduğu bir rejim tipidir. Kadın düşmanlığı, tıpkı ırkçılık ve şovenizm gibi faşist iktidarların genetik kodudur. AKP-MHP faşist iktidarı da kadın düşmanı çizgisini, toplumdaki tarihsel gericilik birikimine de yaslanarak sürdürmektedir. İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararı bu saldırıların yeni bir halkasını oluşturmaktadır.

Faşist saray iktidarı, İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmekle kadın düşmanlığı konusunda tutumunu bir kez daha ilan etti. Pandemi sonrası, şiddet vakaları ve kadın cinayetleri çığ gibi artmışken bu adımı atmak, pervasızlığın göstergesidir. Kadına dönük şiddeti ve kadın-erkek eşitsizliğini sorun alanı olarak tanımlayan ve önlenmesi perspektifini taşıyan İstanbul Sözleşmesi, bir reform adımı olarak iktidarın bahşettiği bir şey değil, kadınların yıllar yılı evlerde, sokaklarda, işyerlerinde, meydanlarda yürüttükleri mücadelenin bir sonucuydu. Elbette bir diğer boyutunu ifade etmezsek olmaz: O ve benzeri reformlar, aynı zamanda, patriyarkal kapitalist sistemin aşırılıklarını gidererek kendisini sürdürülebilir kılma hedefine bağlanır. Bu yönüyle, rıza göstermeyen kadınları, kapsamanın da bir enstrümanıydı. Oysa faşizm, burjuvazinin rıza üretim mekanizmaları ile kitleleri kapsama imkânının daraldığı koşullarda; şiddeti, baskı ve zoru, rıza üretim aracı olarak çok daha fazla devreye sokar. Tayyip’in dün imzaladığı sözleşmeden bugün çıkmasının nedeni tam da budur.

Ekonomik-siyasal-sosyal tüm reformların bir ayağını, rıza üretimi oluşturur. Öte yandan her kazanım/reform, emekçi kitlelerin mücadele imkân ve azmini büyütürken onlarda, birlikte mücadele etmenin karşılığı olarak da iz bırakır ve onları kavgaya daha ileriden hazırlar. İstanbul Sözleşmesi, kadınlar ve LGBTİ+’lar için bu yönüyle önemlidir. Diğer yandan, kadınların cins kırımına dönüşen erkek-devlet saldırganlığını durdurmak ve yaşamda kalma mücadelesinin bir parçası olarak da önemli bir kazanımdır. Kadın özgürlük mücadelesinde, yaşam hakkını savunmak gibi esaslı bir gündem ekseninde, bir mevzi savaşı işlevi vardır. Bu savaşta, fiili meşru mücadele hattını geliştiren, sokakları terk etmeyen kadınların kavgasını ileriden kucaklayacak bir konumlanış içerisinde olmak biz devrimci kadınların sorumluluğudur. Bu bağlamda, faşist saray rejiminin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararının yürürlüğe gireceği tarih olan 1 Temmuz’da, kadınların hayatı durdurma ve sokakta olma çağrılarına her cepheden yanıt olacak bir mücadele hattını örmeliyiz.

İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme hamlesiyle koşut olarak başta Kürdistan’da olmak üzere kadınlara, kadın örgütlerine dönük saldırıların arttığı da bir diğer gerçektir. Bu, esasta kadın hareketini bastırma, öncü kadınları gözaltı-işkence-tutuklama terörü ile susturma hamlesidir. Bir diğer şey, sömürgeci faşist devletin doğrudan veya kendisine bağlı unsurları aracılığıyla, Kürt halkına dönük özel savaş stratejisinin bir parçası olarak işlettiği taciz-tecavüz-katliam düzeneğidir. Birleşik devrim mücadelemiz bir bütün olarak bu saldırıları püskürtmeyi hedeflemektedir.

Erkek-devletin kadına dönük şiddeti bir rıza üretim aracıysa, kadın özgürlük mücadelesinin birincil amacı, bu aracı işlevsiz kılmaktır. Bu, kadın kitlelerinde artan “itaatsizliği”, örgütlü bir karşı duruşa sıçratmaktan, karşı-şiddeti örgütlemekten geçer.

Biz, kadınların birleşik devrim mücadelesini yükseltme iddiasındaki devrimci kadınlarız. Kadınların ve ezilen cinsel kimliklerin artan özgürlük ihtiyaç ve özlemlerini etimizde kemiğimizde hissediyor ve bu dinamiği, faşizmi yıkma ve birleşik devrimi gerçekleştirme mücadelemizin temel eksenlerinden biri olarak değerlendiriyoruz. Kadınların özgürlük arayışını, ihtiyacını devrim ve sosyalizm mücadelesinin temel ekseni haline getirip faşizmi yıkacağız.

Bu yazı ilk olarak Yeni Özgür Politika’da yayımlanmıştır.