Dünya Halkları Savaşıyor, Rojava Devrimi Yaşıyor – DKP/Birlik

262

19 Temmuz Devrimi’nin dokuzuncu yıldönümündeyiz. Bundan dokuz sene önce, Kobane, Cizre, Efrin bölgelerinin kanton ilan edilmesi ile gerçekleşen devrim, bugün, eksiği ve fazlasıyla, başta Ortadoğu halkları olmak üzere tüm dünya halklarına umut olmaya ve yol göstermeye devam ediyor!

2010 yılında bölgede başlayan halk ayaklanmalarının ve isyanlarının Suriye’ye de sıçraması ile birlikte, on yıllardır BAAS rejimi tarafından tanınmayan; baskı, terör ve asimilasyon uygulamaları ile tahakküm altına alınan; sömürülen ve inkar edilen, başta Kürt halkı olmak üzere birçok halk kendi bulundukları bölgelerde eylemler düzenlemeye başladı. Ayaklanmanın bir iç savaş merhalesine ulaşması sonucu, BAAS rejimi hızlı bir çözülmeye uğradı. Bunun sonucunda Rojava’daki güçlerini geri çekmek zorunda kaldı. Ancak Rojava’da en başından itibaren bir siyasal gelenek oluşturmuş, kısmi hazırlıklar yapmış, öz savunma güçlerini oluşturmuş Kürt Özgürlük Hareketi, rejimin aksine hızlıca bir devrimci süreç yarattı.

Çok kısa bir süre sonra, halkın kendi öz gücü ve öncüsünün bileşkesi ile kurulan halk ordusu YPG; 19 Temmuz 2012’de Kobane, Cizre ve Efrin’de yönetimi ele geçirdi. Bugün hala buralarda geniş bir halk desteğine sahip. Bunun sebebi ise ayaklanan diğer güçlerin aksine en baştan bu yana uygulanan, kendi öz gücüne güvenmeyi esas alan, “üçüncü yol stratejisi” olarak gösterilebilir. Kantonlarda yönetimin ele geçirilmesinden hemen sonra birçok eski hükümet binasına ve ordu karargahına bayraklar çekildi. Komünler ve meclisler kuruldu, halk silahlandırıldı ve özgürleştirildi, kadın özgürlük devriminin ilk işaret fişekleri ateşlendi. TC devletinin her anlamda desteklediği, El-Nusra ve IŞİD çetelerine karşı oldukça büyük bir savaş yürütüldü. Tüm saldırılara karşı devrim, halk ve devrimciler tarafından savunuldu.

Serekaniye’de ve Cezire kantonunun birçok yerinde bozguna uğratılan çeteler, Kobane direnişi sonucunda tamamen yenilgiye uğrayınca da devrim hızla yayılmaya başladı. Önce Gire Sipi sonra sırasıyla Hol, Tişrin, Şeddad, Menbic, Rakka ve Deyr-el Zor özgürleştirildi. TC sömürgeciliğinin saldırıları altında, hem onun desteklediği çeteler ile hem de onun ordusu ile savaşan devrim, bugün “Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi” adı altında, bu bölgelerde, tüm halkların temsil edildiği; öz yönetim ve savunmayı esas alan, kadının öncülüğünü yaşamın ve savaşın her alanında öne çıkaran, sömürgeciliğe karşı özgür bir ulus inşasını hedefleyen siyasal bir yönetim biçimi olarak birleşmiş durumda.

Elbette buraya kadar gelinen süreçte birçok bedel ödendi. Efrin, Serekaniye ve Gire Sipi, TC güçleri tarafından işgal ve talan edildi. On binleri aşan yoldaşımız yaralandı ve ölümsüzleşti. Türkiye’li devrimciler ve dünyanın bir çok yerinden gelen enternasyonal savaşçılar da bu uğurda canları pahasına devrimi savundular. Bugün devrimin bütün kentlerinde, meydanlarında, onların adları ve hikayeleri, Kuzey ve Doğu Suriye-Rojava halkları tarafından yaşatılıyor. Devrim ölümsüzlerinin mirası ve iradesi üzerinde kanla ve çelikle yoğruluyor, sertleşiyor, güçleniyor. Bir ateş çemberi altında, tüm yokluklara rağmen, bir adım ileri çıkmak için bazen iki adım geri atarak büyüyor ve yaşıyor.

Evet, bugün Rojava’da piyasa ekonomisi ve kapitalist ekonomik ilişkiler maalesef hüküm sürmeye devam ediyor. Dört bir taraftan kuşatılmış devrimin ekonomik ve toplumsal olarak kendini sürdürebilmesi için ABD ve Rusya emperyalizmi ile kimi anlaşmalar yapmaktan, BAAS rejimine karşı kimi tavizler vermekten başka şansı maalesef yok. Ancak bu durum bir geçiş döneminden başka bir şeyi ifade etmiyor. Rojava’da ki devrimci yönetim ve onun siyasal geleneğinin temsilcileri asla bunun tersini anlatmıyor. Rojava’da konumlanan, az ya da çok devrime omuz veren hiçbir devrimci, teslimiyeti aklının ucundan dahi geçirmiyor. Devrim, toplumsal, ideolojik ve kültürel karakteri itibariyle bir siyasal devrim olarak, başta TC olmak üzere bölgedeki birçok egemen gücü korkutmaya devam ediyor. Dünya halklarına özgürlüğü işaret ediyor. Mücadelemizin yolunu aydınlatıyor!

Ve bugün devrimin dokuzuncu yıldönümü kutlanırken, tıpkı Rojava gibi dünya halklarına umut olmaya devam eden Küba’da, tekrardan emperyalist provakasyonların hedefi haline gelmiş durumda. Pandeminin yarattığı kriz ortamından beslenen emperyalist güçler, neo-liberal palavralar ile Küba devrimini bozguna uğratmaya ve Kübalıları kışkırtmaya çalışıyor. Ancak Küba halkı, devrimci geleneklerine ve devrime olan bağlılıkları ile “sokaklar devrimcilerindir!” diyerek Küba’yı savunmaya devam ediyorlar. Canları pahasına bir devrimi yaşatmaktan geri durmuyorlar. Tıpkı Rojava’da olduğu gibi Küba’da da halk, tüm yokluklara ve zorluklara rağmen devrimden vazgeçmiyor!

Dünya üzerinde devrim meşalesini yakmaya devam eden bu son iki ülke arasında bir köprü kuracak olan önce bölgesel ve sonra küresel düzeyde yayılacak bir devrimden başka bir şey değildir. Devrimcilerin ve komünistlerin en büyük güçlerinden birisi devrimci enternasyonalizmdir. Devrimci Komünarlar olarak devrimci enternasyonalizmin bayrağını taşımaya, Rojava’yı hem satıhda hem de hat da savunmaya devam edeceğiz. Efrin’i, Serekaniye’yi ve Gire Sipi’yi işgalcilerden kurtaracak ve bu uğurda canlarını feda eden yoldaşlarımızın düşlerini gerçek kılacağız! BİZ KAZANAĞIZ! DÜNYA HALKLARI KAZANACAK!

Yaşasın 19 Temmuz Devrimi!

Yaşasın Direnen Halklar!

Yaşasın Devrim! Yaşasın Komünizm!