Hesekê Saldırısı ve Rojava Devrimi’nin Cemali – Hevi Devrim

261

DAİŞ, 20 Ocak’ta Hesekê’nin Xiweran Mahallesi’nde bulunan Sinaa Hapishanesi’ne bir saldırı başlattı. Bu öyle basit bir eylem değildi. 6 ay boyunca hazırlığı yapılmıştı. Çeteler, Irak’tan, Grê Spi, Serêkaniyê ’den gelip aylar öncesinden, hapishanenin olduğu bölgeye yerleşmişti. 200 çete, patlatma araçları eşliğinde bilumum silahla saldırdı. Hapishanedeki DAİŞ’liler de hazırlık yapmış, işaret fişeğini bekliyorlardı. Amaç 5000’e yakın DAİŞ’linin olduğu hapishaneyi boşaltmak ve Hesekê’yi ele geçirmekti.

Bu saldırının arkasında, dün de bugün de DAİŞ’in doğrudan mühimmat-ikmal-lojistik de dahil her anlamda destekçisi olan işgalci faşist Türk devleti vardı. Kuzey-Doğu Suriye Demokratik Özerk Yönetimi’nin nefessiz kalıp kendisine mahkum olmasını, 2011 öncesi statükoyu kabul edip teslim olmasını isteyen Suriye rejimi de bu saldırı karşısında ellerini oğuşturanlardandı. DAİŞ, Hesekê’de saldırırken, Türkiye de Ayn İsa ve Til Temir’de saldırdı. Adeta QSD’nin (Demokratik Suriye Güçleri’nin) iki cephede savaşması isteniyor, Hesekê’deki DAİŞ çetelerine fiili destek veriliyordu. Bu da yetmedi, Türkiye, Til Temir’den Hesekê’ye takviye için giden Til Temir Askeri Meclisi’nin aracını SİHA ile vurdu. Bu, onun safını çok net gösteriyordu. DAİŞ’in saldırısı öncesi Hulisi Akar, generalleriyle beraber sınır bölgesini teftiş etti ve DAİŞ’le koordineli muhtemel işgal planlarını tartıştı. Hapishane baskını başarılı olur ve DAİŞ Hesekê’nin arkasına doğru sarkarsa, neler yapacaklardı? Bu durumda DAİŞ’e koridor oluşturmak için Til Temir’de çeteleriyle yığınak yapmış, bekliyordu Türk devleti. Ama QSD’nin güçlü direnişiyle hevesi kursağında kaldı.

Nedense DAİŞ, saldırı tarihi olarak da sömürgeci faşist Türk devletinin 2018’de Efrin’i işgal saldırısını başlattığı günü seçmişti. Ortadoğu’da mesaj, aynı zamanda semboller, ritüeller üzerinden verilir. Bu anlamda, Hesekê saldırısı, DAİŞ’in Türkiye ile ilişkisindeki tarihsel sürekliliğin de bir ifadesidir adeta.

Tarihsel süreklilik demişken, bu sadece “karanlık dünya” cephesinden geçerli değildir. Bir de bölge halklarına kan, vahşet ve açlıktan başka bir şey sunmayan bu tarihsel süreklilik ilişkisini, direnişleriyle parçalayanlar var. Direniş cephesi de tarihsel süreklilik ilişkisini oluşturur. Bu anlamda, Hesekê’nin, halkların özgür ve eşit birlikteliğini inşayı hedefleyen Rojava Devrimi cephesinden de bir karşılığı var. Örneğin Kobane’de olduğu gibi Hesekê’de de sömürgeci faşist Türk devletinin hevesini kursağında bırakmak gibi. 26 Ocak 2014, ha düştü ha düşecek” denilen Kobanê’nin çetelerden özgürleştirildiği tarihti. 26 Ocak 2022 ise, henüz bölgede arama tarama faaliyetleri devam etse ve ufak çaplı kimi çatışmalar yaşansa da Hesekê saldırısının boşa çıkarıldığı ve cezaevindeki DAİŞ’lilerin teslim alındığı, dışarıdan saldıran çetelerin temizlendiği tarih oldu. Hapishane baskını deyip geçmeyelim. DAİŞ’in ilk büyük çıkışı, bir saldırı ile hapishanedekileri kurtarıp Musul’u ele geçirmesiyle olmuştu. İşte bu tarz bir saldırı, 26 Ocak’ta yenilgiye uğratıldı QSD savaşçıları tarafından.

Kobane Direnişi’nden Hesekê Xiweran’a bir köprü: Cemal Xurxuri

Hesekê’yi Kobanê’ye bağlayan, sadece 26 Ocak tarihi de değil. Bir de bu saldırıda ölümsüzleşen Cemal Xurxuri (Kobane) var. Kobanê’yi, Rojava Devrimi’ni ölümüne saavunan Heval Cemal Hasekê’de hapishane saldırısında şehit düştü. Onun hikayesi Rojava Devrimi’nin hikayesidir aynı zamanda. Ve yine onun şahsında bir kez daha açığa çıkan, Rojava Devrimi’nin gücüdür.

2014 Eylül ayı sonu, DAİŞ artık Kobanê’nin birçok köyünü almış ve Kobanê şehir sınırlarına dayanmıştı. Henüz düşman Kobanê’ye girmemişti girmesine ama tüm cansiperane direnişe rağmen, teknik ve silah üstünlüğü, Kobane’nin kuşatılmışlığı göz önünde bulundurulduğunda, DAİŞ’in girmesi muhtemeldi. Diğer yandan YPG komutanlığı, Eylül sonu salt cephe hattı oluşturarak direnmeyle yetinmemek gerektiği konusunda kararlıdır. DAİŞ’le Kürt halkının hiç de yabancısı olmadığı gerilla tarzıyla savaşılacaktır.

Tam bu süreçte, hem şehir savaşı için hazırlıklar devam eder hem de gerilla taktiğiyle düşmanı arkadan vurmak için gruplar çıkarılır. İşte bu taktiğin uygulayıcısı olan ilk öncü kolun, üç kişilik eylem timinin içindedir Heval Cemal. Sabotaj yoğunluklu olmak üzere arkadan, düşmanın ele geçirdiği topraklardan düşmana vurulacaktır. Onların önünde, iş koyacakları, Kobane’den Fırat’a kadar, Türkiye sınırı boyunca uzanan upuzun bir hat vardır. Heval Cemal’in köyü, Xurxuri, bu hattadır. Buraları avucunun içi gibi bilir. Heval Cemal, bu öncü kolda yer alabilecekler arasında hem bölgeyi tanıyor olması, hem de sakınmasızlığı, güçlü iradesiyle ilk akla gelenlerden birisi olur.

Çoğunlukla sabotaj olmak üzere vurkaç eylemleri yapacak grup içinde yer almak, düşmanın içine sızmak öyle kolay değildi. Bölgeyi tanıyanların kimisinin çocuğu, ailesi vardı, kimisinin eğer ölürse yaşlı ana babasına bakacak kimsesi yoktu… Heval Cemal’in de boy boy çocukları vardı. En büyüğü 16-17 yaşlarında 8 çocuk… Öyle az buz da değil. Ama onda toprağına, yurduna, devrime bağlılık, özgür topraklarda yaşama isteği öylesine büyüktü ki, hiçbir şey engel değildi. Gidecekti, hem de belki de mezarı bile olmayacak bir yola hiç sakınmasızca revan olacaktı. Cephe hattından ayrılıp 500 metre düşman topraklarına girmişken bile fark edilsen ve çatışmaya girsen, şehit düşsen cenazeni bile kimse alamaz. Yaralansan ne sesini duyurabilirsin arkadaşlarına ne de duyursan bile arkadaşların seni gelip kurtarabilirler. İşte böyle bir bilinmezliğe doğru gider Heval Cemal ve arkadaşları.

Kobanê savaşında yer alan herkes ölümüne savaşır kuşkusuz. Ancak düşmanın içine gitmek, düşmana arkadan vurmak zor iştir. Yanı başında yoldaşlarının sesini duymamak ve bir anlık bir dikkatsizlik, ne bileyim şanssızlık sonucu DAİŞ’in eline düşmek veya ölümle yoldaşlarından uzakta kucaklaşmak, mezarsız olmak… Ve DAİŞ o dönem için hala önüne geleni yıkıp geçen bir güçtür, Kobanê’ye kadar bazı kentler, daha DAİŞ gelmezden önce, kendisine değil efsanesine (Musul böyle değil midir? Şengal peşmerge tarafından hiç silah çatmadan soykırıma açılmadı mı?) teslim edilmiştir. Hem teknik-silah gücü hem de asker sayısı olarak hafife alınacak bir düşman değildir.

İşte böyle bir zamanda Kobanê, çağımızın Stalingrad’ı olduysa, “No Pasaran” sloganı DAİŞ ve onu besleyip bölgeye salan emperyalistler, başta sömürgeci-faşist Türkiye olmak üzere bölgesel gerici güçler karşısında bir kez de Kürtçe haykırıldıysa bu, ölümü gözlerinde küçülten nice Cemaller sayesinde oldu. Düşmanın içlerine doğru gidip oradan vurmak, ne olursa olsun bu düşmanı yenmeye kilitlenmiş bir gücün göze alabileceği bir şeydi. Cephe hattının arkasına geçip DAİŞ’i kendi sahasında vurmak, en başta, düşmanı (yenilmezlik mitini yerle bir edip) psikolojik olarak kırmayı sağlayacaktı. Düşünsenize Musul’dan Rakka’ya kadar dolu dizgin ilerlemiş, her gittiği yeri işgal etmiş, biat ettirmiş bir düşman bu. Ve bu düşmanı, Türkiye sınır hattı boyunca sabotaj eylemleriyle, pusu ile sürekli vurmak nasıl bir etki yaratır? Bunun DAİŞ’in ilerlemesini durdurmaya çalışan savaşçıların üzerindeki moral etkisini saymıyorum bile. DAİŞ tüm gücüyle Kobane’ye odaklanmışken, iç hatlarında yiyeceği darbeler sonucu neye uğradığını şaşıracak, kendi cephe gerisini de düşünmek, oraya güç aktarmak zorunda kalacaktı. Bu anlamda Heval Cemal’in içinde olduğu grubun çıkarttığı eylemlerin etkisi, sonuçlarından misliyle büyüktü. Özcesi DAİŞ çetelerini sürekli önünde mayın olup olmadığı, pusuya düşüp düşmedikleri konusunda düşündürecek bir gerilla tarzını hayata geçirir Heval Cemalin içinde olduğu grup.

Eylem yapıp köylerde saklanmayı düşünürler. Sonra grup şunun farkına varır. Sınır hattı boyunca, tampon bölgede Kobanêliler köylerine yakın bir şekilde ailecek beklemektedirler. Grup, gece eylem yapıp gündüz tampon bölgedeki halkın içine karışır. Böylece hem dinlenir hem de lojistik ihtiyaçlarını karşılamış olarak, geceye hazırlanır. Gece silahlı gündüz külahlı, 20 günden fazla bu şekilde birçok eylem yapar, düşmana kayıp verdirir.

Bir gün tampon bölgede, Kobanê’ye yakın bir noktada halk toplanmış, çatışmaları takip etmeye çalışıyor. Heval Cemal’in grubu ise fırsattan istifade, kalabalığa karışmış vaziyette düşmanın hareketini gözler, keşif yapar. Tam bu sırada bir yabancı televizyon kanalının muhabiri Heval Cemal’e mikrofonu uzatır. Heval Cemal de Kobanê’yi terketmek zorunda kalan halktan biriymiş gibi konuşur. Ama sözleri onun gerçekliğidir: Ben bir babayım, sonuna kadar direneceğiz, topraklarımızı bırakmayacağız, savunacağız. Onurumuz için direneceğiz” der ve gözyaşlarına hakim olamaz.

Dediği gibi de yapar, sonuna kadar savaşır ve Kobanê’nin çetelerden temizlendiğini görür. Onun akranlarının birçoğu Kobanê savaşı sonrası evini barkını yeniden düzenlerken o, evine, köyüne dönmez. Artık tüm Kürdistan onun evidir. O, Kürt halkının özgürlüğü için bir sıra neferi olarak kendisini her anlamda donatmaya ant içmiştir.

Ben onunla, Kobanê Direnişi sürecinde hiç karşılaşmadım. Ama onun hikayesini, onunla aynı grupta yer alan arkadaşından öğrendim, sarsıldım. Kaç çocuğuna rağmen özgürlük gerillası olmayı tercih etmişti. Heval Cemal’le, Kobanê zaferinden bir buçuk yıl sonra, 2016 sonbaharında, Kobanê’ye ailesini ziyarete geldiğinde tanıştım. İlk öncü gerilla kolu olarak Kobanê savaşı sırasında neler yaptıklarını, neler yaşadıklarını tüm doğallığı ve nüktedanlığıyla bir de ondan dinledim. Ailesi, onun gelişini kutlamak için koyun kesmiş, yemek vermişti Xurxuri’de. Onlarla da bu vesileyle tanıştım. Heval Cemal, ailesinin yanında bir hafta bile kalmadan Kobanê’den ayrıldı. Düzenlemesi Grê Spi-Serêkaniyê sınır hattındaki bir bölgeye olmuştu. En son 2017’de Serêkaniyê’de Heval Cemal’le görüştük. Sonra hiç denk gelmedik. Ta ki 27 Ocak’ta QSD’nin onun da içinde olduğu bir grup arkadaşın şehit olduğuna dair yaptığı açıklamaya kadar.

Hesekê saldırısının ilk günlerinde, hem sosyal medya üzerinden yayılan haberlerden hem de çatışma bölgesinde yer alan arkadaşların anlatımlarından Sinaa Hapishanesi’nde sorumlu düzeyde olan Cemal Kobane isimli bir arkadaşın da katledildiğini öğrenmiştim. Ama o Cemal arkadaşın Xurxurili Cemal olduğunu bilmiyordum.

Rojava Devrimi, bunca kuşatılmışlığa; DAİŞ’e, sömürgeci faşist Türk devletinin işgal saldırılarına rağmen ayaktaysa, bu nice Cemallerin alınteri, kanı canı sayesindedir. Daha nice Cemallerin can vermesini engelleyecek olan, dünya halklarının Rojava Devrimi ile enternasyonalist dayanışmasıdır. Türkiye halklarının, kendisini açlık ve sefalete, baskı ve teröre maruz bırakan, içeride ve dışarıda Kürt savaşıyla ayakta kalan faşizmi yıkma mücadelesini yükseltecek olmasıdır.

Yanı başımızdaki devrime soluk olmak için de kendi devrimimize yürümek için de faşizme karşı savaşacağız.