Örgütsel İnşa İçin Kadro Perspektifi – Doğa Bakış

296

Örgüt ve kadro ilişkisi, devrim stratejisi ve amaç bütünlüğüyle birlikte düşünülmelidir. Örgüt kadro ilişkisinin niteliği nasıl ya da ne olmalıdır, ne gibi yöntemler geliştirmeli ve örgütlemeli vb. soruların cevapları, en basit ve en güç, en somut ve en soyut olan şeydir. Nasıl, örgüt inşa edilmek istenilen komünizm tahayyülünün toplumsal prototipidir diyorsak devrimci kadro da örgütün prototipidir. Tabii bu ilişkiyi mutlak bir tahakküm ve tabii olma biçiminde ele almamak gerekir. Bu ilişki, stratejik amaç doğrultusunda fikri, aklı ve eylemi özgürleştiren bir somutluğun kendisidir. Aynı zamanda insanın, kendi komünal özüne ve biçimine dönmeyi, doğa-insan bütünlüğünde insani özgürleşmeyi sağlamaya çalışmasıdır.

Örgüt, hayali güçlerle inşa edilmez. Onu var eden kadrolarla vardır. Örgüt; kanlı canlıdır, kolektif emeğin bir ürünü olarak somuttur. Örgütten kadroya kadrodan örgüte sürekli bir akış, geçiş vardır. Örgüt-kadro bütünlüktür. Aynı zamanda bütünün içinde geliştirilen bir birliktir. Örgütün yapısı ve niteliği, kadroyu dönüştürme koşullarıyla belirgindir. Kadro da örgütün stratejik netliği, taktik üretkenliğiyle beraber geliştirdiği ideolojik kavganın yetkinliğinin düzeyiyle belirgindir. Kadro örgüte hazır pakette sunulan, verilen değildir. Kadro, devrimci yaşam doğrultusunda bir tercih yapmış ve bu tercihin gereklilikleriyle yaşamı örmeye, örgütlemeye çalışır. Bu örgüte göre konumlanmadır. Devrimi ve örgütü merkezine alarak yaşamadır. Örgüt ise kadronun bu tercihi doğrultusunda onun devrimci yaşamını oluşturmasını, inşa etmesini düşünsel ve pratik hattıyla örgütleyecek, olgunlaştıracak, geliştirecek ve büyütecek olandır.

Kadroya tohum; bu tohumu filizlendirecek toprak, su, güneş, hava vs. kaynaklara ise örgüt diyebiliriz. Kadro yani tohum, örgütten beslendiği takdirde kayada bile filizlenecektir. Bu tohum arınarak, kendisini yadsıyarak daha yetkin bir oluşa, inşaya doğru yol alacaktır. Bu yol; kolektif ruhla, kolektif bilinçle adımlanacaktır. Kadro bu adımlarla devrimci yaşamın inşasına doğru, ruh-düşünce-eylem diyalektiğini oluşturacak, devrimci bilincin yükümlülüğüyle ilerleyecektir. Bunun için kadronun kendisini eğitmesi, sistem “ben”ini öldürmesi gerekir. Örgüt de bu öncülüğü örmeli ve kendisini bu yönde örgütlemelidir. Örgütün, kadroyu örgütleyemediği yerde örgütün örgütlendiğini söyleyemeyiz. Kadronun bir çalışmayı nasıl yürüttüğü o örgütün ne şekilde işlediğinin, nasıl düşünüp harekette bulunduğunun bir sonucudur. Bunu sıradan ve kısır döngü içinde, kendini tekrarlayan bir çalışma tarzı ve temposuyla, sıradan örgütçülükle yapamayız. Yapmamız gereken kolektif aklın ve ruhun örgütlenmesi ve sınırları sürekli aşma iradesi ve eylemini ortaya çıkarmadır.

Örgüt, içe ve dışa dönük olarak hem kolektifin hem de kadronun yabancılaşmasını engellemelidir. Bu da örgüte çok boyutlu, aktif bir misyon yükler. Örgütsel perspektifin içeriği ve eylemi ile kadronun fikri ve eylemi arasında uzaklık, kopukluk olmamalıdır. Keza yaşamsal olarak ta uzaklık, kopukluk olmamalıdır. Örgüt ve kadronun yaşamsal alanı, fikri ve eylemeyi bir bütünde-bütünlükte buluşturur. Bu yaşamsal bütünlük, kendi dışına çıkmaya, toplumsal düzeyde yayılmaya eğilimlidir. Burada gözden kaçırmamamız gereken bir husus var. Topluma, bireye, yaşam alanlarına ve kurulan ilişkilere, tüm dokulara kapitalist meta ilişkileri nüfuz etmiş durumdadır.  Bu ilişkinin kodlarıyla şekilleniyoruz. Bu kodlanmaya karşı devrimci yaşamın, bilincin, eylemin, ruhun kısaca oluşmanın-olmanın koşullarının kesintisiz kavgasını vermek durumundayız. Nasıl devrimci kadro kendi sistem “beni”nin-benliğinin yadsınmasıysa, örgüt de içinde bulunduğu toplumsal ilişkilerin yadsınmasıdır. Bu kavgada bir an olsun geri duramayız, ne yumruğumuzu ne de gardımızı indiremeyiz.

Örgüt kendini yaratırken, inşa ederken kendi kadrosal kapasitesini ve niteliğini oluşturur. Örgüt-kadro ilişkisi statik ve mekanik olamaz. Strateji ve ilkeler temelinde değişir-dönüşür, değiştirir-dönüştürür. Kadro; örgütsel hattı, perspektifi eylemiyle buluşturur. Örgütsel fikri ve eylemi kavgaya taşıyandır. Kavganın içerisinde öğrenir, öğretir ve şekillenir. Düşünen eylem gücüdür. Örgüt-kadro, hem manevi hem de maddi olarak yüksek bir birliği oluşturmalı, sürekli olarak somut koşulların analizini ve çözüm-eylem gücünü ortaya çıkarmalıdır. Kadro örgütün yaşama ve eyleme geçme tarzına isabet etmelidir. Kadroda devrimci bilinçlenme durumu mevcut haliyle sürekli ve kesintisiz bir eylemi sergiler. Kadronun yaparken ve oluşurken her daim bir eylemin içerisinde olduğunu ve olacağını göz ardı etmemeliyiz.

Devrimci kadro Marksist diyalektik yönteme ve bakış açısına sahip olmalıdır

Somut durumun analizini yaparak ona uygun taktiklerle bir pratik sergilerken, bu pratiğin örgütlenmesinde bir yordamı olmalıdır. Düşünsel ve eylemsel yöntemleri geliştirmek kadro açısından zorunludur. Yaşamın akışında, hareketin içinde değişim dinamiklerini yakalamak ve onların arkasındaki gerçekliği ve bağları çözebilmek için yöntem oluşturması gerekir. En ufağından en büyüğüne herhangi bir örgütlenmede hareketin dip akıntısını yakalayabilecek çözümleme gücüne sahip olmalı; sonuçlar çıkarabilmeli ve çözüm üretebilmelidir. Kadroda yöntemsiz olmak kabaca ilkelliktir. Yöntem geliştirmeyen bir kadro, ne süreçleri görebilir, ne süreçleri analiz edebilir ne de ona uygun cevap olacak bir pratik ortaya çıkarabilir. Yöntem geliştirmek, üretmek düşünsel-pratik donanım ve deneyimi gerektirir. Bir çerçevede yöntem geliştirmek kadronun görüsüdür, fikridir, eylemidir. Kadroyu özgür kılan devrimci bilincinin yetkinlik koşulları ve yaratıcılığıdır. Eğer bu özgürlük edimini örgütleyemezsek kadronun yöntemler geliştirebilmesine engel oluruz. Doğru kavrayışı, doğru eylemi sergileyebilmek için yöntemin oluşturduğu hareket gücüne ihtiyacımız vardır. Bu nedenle geliştirdiğimiz yöntemlerde kaba ve gündelik algılara düşmemeliyiz. Yöntemde fikri, eylemi ve onun uygulanmasını ayrıştıramayız.

Devrimci kadro, gelişen-değişen-dönüşen dünyayı kavrayabilmek için diyalektik ve tarihsel materyalist düşünce sistematiğini ve yöntemini geliştirebilmelidir. Bu, kadronun teorik, siyasal, örgütsel gelişmesinin temel koşullarından biridir diyebiliriz. 

Kadro, yaşamı devrimci çizgi ve ölçülerde ısrar ederek örgütler

Devrimci örgüt, mücadelede bir ölçü, çizgi oluşturarak kendisini varedebilir. Kadronun yaşamı yaratılan ölçüler, çizgiler üzerinden temellenir. Bu temellenme durağanlığın ya da edilgenliğin alanı değildir. Her zaman etkin fiili mücadelede fail olma halini, bu da yetmez; özne olma halini gerektirir.  Yaşamda eylemsizliğin ölçüsünden, çizgisinden söz etmemiz hiçbir koşulda olası değildir. Yaşam, ruh, düşünce, duruş ve eylem kendisini buna göre örgütler. Bu açıdan kadro-örgüt-toplum diyalektiğinde ölçü-çizgi bir bütünlük oluşturur. Ölçü ve çizgi doğrultusunda kadro kim olduğunu, mücadelenin neresinde, ne için durduğunu bilen kişidir. Ne yaptığını ve hatta ne yapması gerektiğini bilen kişidir. Yine bu ölçü ve çizgi doğrultusunda kadro kendi iç dünyasıyla ve dış dünyayla savaşarak kendini kurar, yaratır. Her durumda bu bir adanmışlığı kendinden getirir. Bu adanmışlık, hiçbir iç ve dış buyurucuya bağlı olmadan devrimci yaşamın, bilincin ve eylemin ölçü ve çizgisinde bir istem ve yönelimdir. Kadro olmak, her şeyden önce üst düzeyde bir ölçü ve çizginin insanı olmak demektir. Bu çizgi ve ölçü komünist inşanın dokusudur.

Devrimci çizgi ve ölçüyü anlamak ve buna uygun bir devrimci yaşam inşa etmek yerine, örgütlülükten kopuk bireysel mantıkla yaklaşma, bu temelde bireysel anlam geliştirme, kendine göre ilişkilenme, kendine göre yorumlama, bu temelde kendine göre doğru ve yanlışlar, kabul ve ret ölçüleri geliştirme çokça karşılaşılan durumlar. Örgütsel duruşa gelmeyen; varsa farklı bir değerlendirmesi bunu kolektifle bütünleştirmenin, kolektifin kabul ve ret çizgisini oluşturmanın kavgasını vermeyen; özcesi kendisini kolektifle bir kılmayan kişi, doğallığında kendi çizgi ve ölçüsünü esas alır. Kendisini her zaman haklı, tek doğru ve biricik görür ve bunu örgütlemeye, “örgütselliğe” dönüştürmeye çalışır. Bir yerde devrimci çizgi ve ölçülerin dışında bir yaşam ve duruş varsa kadro, devrimci tutum ve tavırdan taviz vermemelidir. Örgüt olmanın örgütlü davranmanın muğlaklaştığı, örgütsel çizgi ve ölçünün yerine bireylerin çizgi ve ölçüsünün geliştiği yerde örgüt, örgüt olmaktan çıkar. Böylesi bir durumda, örgütlü bir şekilde özümseme, anlama ve derinleşmenin yaratılmadığını görürüz. Tüm bu olumsuzluklara karşı, her şeyden önce devrimci çizgi ve ölçünün yaratımına odaklanmalı, bu temelde örgütsel ortamımızı örgütlemeli ve yaşamalıyız. Bunu gerçekleştirebildiğimiz oranda uzun soluklu ve bütünlüklü bir mücadele içerisine girebiliriz.

Devrimci kadro gündelik bilinci aşandır

Kadro, tutarlı ve devrimci bir yaşamı inançla, iradeyle, kararlılıkla, cüretle, deneyimlerle… vb. inşa edebilir. Kuşkusuz her biri ayrı ayrı gerekli koşullardır ancak yeterli değildir. Tutarlı ve devrimci bir yaşamın temelinde her zaman devrimci bilinç ve bu doğrultuda geliştirilen eylem olmalıdır. Devrimci bilinç mutlak olan bilinç değildir. Kadro kendi bilinç ve eylem düzeyini gündelik bilincin ve eylemin düzeyine indirgeyemez. Gündelik bilinç ve eylem düzeyinde ısrar eden kadro pragmatist bir anlayış ortaya çıkarır ve bu anlayış onun her şeyi olur. Gündelik bilinç, düz algılara dayanır, süreçlere dışsal ve yüzeysel yaklaşır.  Süreçlerin analizinde diyalektik tahlilden ziyade mekanik bir neden-sonuç ilişkisiyle hareket eder. Bu da devrimci kadroda fikrin örgütlenmesinde bir durağanlaşmayı ve anlık tepkileri örgütlemeyi açığa çıkarır. Gündelik bilinç, dar bir bakış ve görme -ki kimi zaman bunlara da sahip olmaz- sığ bir bilinç halidir. Devrimci kadroda kendisini sınırlayan, kendisini koşullayan-koşullandıran bilinçtir. Gündelik bilinçle şekillenen devrimcilikte; örülen faaliyetin daha ileri bir öğrenim, daha ileri bir eylem ve örgütlenme hedefi yoktur. Nesnel ve öznel koşulları değiştirecek devrimci pratiğin örgütleyiciliğini es geçer. Öğrenme, eylem, örgütlenme, tarz ve taktikte yaratıcılık vs. en alt düzeyde kalır.

Gündelik bilincin örgütlediği faaliyet, düzensiz ve çözülmeye yatkındır. İçsel dinamiklerin ortaya çıkmasında ve gelişiminde engeldir. Kavrama-kavratma yetisi zayıftır. Basmakalıp, dar bir düşünce ve eylem dünyasını ortaya çıkarır. Mücadelede inanç-umut yitimine, hayal kırıklıklarına, kırılmalara neden olur. Gündelik bilinçte nesnel ve öznel koşulları, birey ve toplumu, karşılıklı ilişkileri değerlendirmede bir mutlaklama-etiketlenme vardır ve bu da koşulların, süreçlerin dinamiklerini ve dinamik gelişimini dondurur. Fikirsel ve pratik cüret gösteremez ve orada sınırlar aşılamazdır. Devrimci eylemin ve fikrin kitlelerle buluşması ve kitlelerden öğrenerek yeniden üretimi yoktur. Tersine mevcut olan birikimi parçalar ve içini boşaltır. Keza örgütsel ilişkileri de parçalar ve içini boşaltır.

Gündelik bilinç aşılır ve devrimci bilinç geliştiği ölçüde devrimle-örgütle hakiki, köksel bir bağ kurulabilir. Devrimci bilincin ve eyleminin gelişiminde ısrar eden kadro, özgür bilinçle bir değerler sistemi yaratır. Bunun gereksinimini, zorunluluğunu hayatın içerisinde duyumsar. Bu anlamıyla devrimci bilinç, özgür bilinçtir ve kurucudur, inşa eder. Çatışarak öngörür, ön açar. Bu çerçevede “olan olması gerekendir”ciliğe karşıtlığı kendinde gösteren, yıkan ve yapan bilinçtir. Mevcudu aşmaya eğilimlidir ve mümkün oluşa mahal verir.

Devrimci kadro alışkanlıkları değil her an devrimci yaratıcılığı esas almalıdır

Devrimci kadro gündelik alışkanlıklardan kendisini sıyırmalıdır. Fikirsel ve pratik olarak insan faaliyeti, kendisini değiştirip-dönüştürmüyorsa, sadece alışkanlıkları örgütlüyor ve gündelik faaliyetin içinde kendini koşullandırıyorsa orada devrimci yaratıcılık söz konusu olamaz. Bu alışkanlık hali, devrimci kadroyu hem düşünsel hem de pratik süreçlerden bağımsızlaştırır ve kadroyu refleksif bir yaşantıya iter. Alışkanlıkların ördüğü bir faaliyet, hareketlenmeyi kimi zaman hızlandırırken diğer yandan yaratıcı yenilenmenin ve gelişmenin önünde sınırlayıcı ve engelleyici bir tarzı doğurur. Bu tarzın kadrosu hem yabancılaşır hem de geriler. Bu nedenle alışkanlıkların ördüğü tarz, devrimci kadroda duygu-düşünce-eylem birliğini geliştirmez. Hem devrimci faaliyette hem de kadroda bir sabitlenme, donma zemini yaratır. Nesnel koşulları yorumlamada, öznel süreçleri değerlendirmede, inanç ve değerlerde, çözümde bu sabitlenme zemininde harekete geçilir. Öyle ki teorik-siyasal dilde, eylem tarz-taktikte, devrimci örgütlenme ve ilişkilerde kısaca her şeyin içerisine bu zemin sirayet eder. Bu süreci sadece kapitalizmin ve kapitalist üretim ilişkilerinin yarattığı bir süreç olarak okuyamayız. Aynı zamanda statikleşmiş, mekanikleşmiş, statükocu devrimci gerçekliğimiz de bu süreci yaratır. Yani yaşamda bu alışkanlıkların örgütlenmesi ve sirayet etmesini bizim dışımızda gerçekleşen bir şey olarak değil bizim yarattığımız bir süreç olarak görmek gerekir.

Alışkanlıklara ve sabitlenmelere hapsolmuş devrimcilik, somut koşulların somut analizini değerlendirirken ve çözüm! parametrelerini geliştirmek isterken dikkat edelim, kelimelerin yerlerini değiştirerek aynı şeyi papağan gibi tekrarlamaktan ve yorumlamaktan, her şeyi aynı torbanın içerisine koymaktan öteye gidemez. Nesnel ve öznel her sürecin analizi ve çözüm parametresinde diyalektik bir bakışı ve bağı bulamadığımız gibi akıllı bir idealizmi bile bulamayız. İşte böyle bir devrimcilikte ne örgütsel-kadrosal gelişimden, ne teorik-pratik gelişimden ne de devrimci yaratıcılık ve yenilikten söz edebiliriz. Alışkanlıkların ve tekrarların ördüğü faaliyet, devrimci yaratıcılığı ve inisiyatifi öldürür. Alışkanlıklar ve kendini tekrarlamalar, devrimci faaliyette bir mutlaklaştırma eğilimi ortaya çıkarır ve kadroyu amaç bağından kopartır. Ve alışkanlıklar, tekrarlar üzerinde yürüyen faaliyetin, bir noktadan sonra amaçlaştığını görebiliriz. Kesinlikle gündelik bilincin kabuğunu kırmalıyız; stratejik bilincin nüfuz etmediği, alışkanlıkların ve tekrarların yön verdiği kendinde amaç haline gelen faaliyet bizden uzak olsun!

Devrimci örgüt ve kadro; alışkanlıklara, sabitlenmelere ve tekrarlara karşı savaş açmalıdır. Devrimci sınıf savaşımında geliştirilen her türlü araç-yol-yöntemleri, somut koşulların somut analizi üzerinden geliştirilen çözüm parametrelerini; diyalektik bir bakışla sürekli incelemeli ve bunları koşulların ihtiyaçlarına cevap olabilecek duruma dönüştürebilmeli ve değiştirebilmeliyiz. Devrimci deneyimlerden, devrim deneyimlerinden öğrenip devrimci tavrı örgütlemeliyiz.

(Yazı “kurucu kadro olmak” bölümüyle devam devam edecektir.)