Gare, Ankara’ya Ne Kadar Uzak? – Mehmet Güneş

417

Türkiye’de faşist rejimi doğru analiz etmek, bugün her zamankinden daha önemlidir. Faşist iktidar, hem açık baskı ve zor yöntemleri, hem de baskı ve zor aygıtlarının kullanımının yanısıra asıl olarak seçimlerden aldığı güç üzerinden bugünlere geldi. İktidardaki faşist koalisyon, bugün kritik bir eşiğe gelmiştir. Artık seçimle devam edemeyeceğini anladığı için yeni bir dönemi hazırlamaktadır. Anayasa açıklaması, elinden kaymakta olan iktidarını faşist terörün yanında yeni yasal kılıflarla meşrulaştırma çabasıdır. Anayasa hamlesi faşizmin kurumsallaşmasını tamamlamak, faşist diktatörlüğün anayasalı haline geçiş hilesinden başka bir şey değildir.

Türkiye’de faşist kurumsallaşmaya yöneliş, kişiye bağlı değil egemen kliklerin ve devletin tüm kanatlarının üzerinde anlaştığı sınıfsal bir yönelimdir. Bölgesel güç olma hedefi, Erdoğan’ın değil Türkiye burjuvazisinin ve devletinin programıdır ve burjuva siyasetin tüm kanatlarıyla üzerinde anlaştığı, artık vazgeçilmez hedefidir. Arap halk isyanlarının emperyalizm ve bölge gericiliklerinin kontrolüne geçtiği aşamadan itibaren, Türkiye müesses nizamı, bir strateji doğrultusunda, gücü oranında, bölge coğrafyasında yayılabileceği alanlar aradı/arıyor. Bölgede yayılmasının önünde en büyük engel olarak, içerde ve dışarda Kürt Devrimci Hareketi PKK’yi görüyor. Ve bu yüzden tüm gücüyle içerde ve dışarda, geniş ittifaklarla PKK’ yi ezmeyi, bütün yönelimlerinin başına alıyor.

Türkiye’nin iç politikasını da bu yayılma stratejisi belirliyor. Sistemin bütün kanatları gerek AKP-MHP gerek CHP-İYİP iç politikada kendilerini bu stratejinin gerektirdiği doğrultuda konumlandırıyorlar. Bu konumlanma gereği CHP’nin muhalefeti, majestelerinin muhalifliği boyutunu aşmıyor. Sistemin bu iki kanadı arasında çelişkiler devam ediyor ve muhalefetin boyutu bu stratejiye uygun sınırlarda yürütülüyor. Bu stratejinin gerek dış siyasal gelişmelerle gerek iç siyasetteki sıkışmışlık sonucu çıkmaza girmesi, bu halk düşmanı dengeyi sarsabilir. Ancak bu konjonktür, mevcut haliyle devam ettiği müddetçe, burjuva muhalefetin tavrı değişmez. Burjuva muhalefet, ancak halk yığınları faşizme karşı ayağa kalkmaya başlayınca devreye girer, bu her yerde hep böyle gelişmiştir. Aynı zamanda içinde bulunulan konjonktürde, sistem içerde bir iktidar değişikliğine izin vermez. Yeni anayasa önerisi de içerde ve dışarda sıkışmışlığı aşmak için AKP’nin değil rejimin gündemidir.

Sistem öyle bir sınıra dayandı ki, bütün tıkanma emarelerine rağmen dış yayılmacılık ve savaş siyasetinden geri dönüşü imkânsız hale geldi. Aynı şey daha fazlasıyla içerde faşist kuşatmayı gevşetmeye de izin vermiyor. Toplumsal baskının artmasına karşı, CHP ve Kılıçdaroğlu’nun Boğaziçi eylemlerine karşı aldığı tavır ise faşist rejime karşı gelişebilecek bir isyanın önünü alma çabası biçiminde anlaşılabilir. Kılıçdaroğlu, Erdoğan destekçiliğinden değil, kitle hareketinin önü açıldığında kendi etrafında zoraki tuttuğu gençlik dinamiği başta olmak üzere aktif muhalefet isteyen geniş parti tabanının basıncı ile karşı karşıya kalacağı için, müesses nizamın devamı için, bu eylemlerin bir an önce sönümlenmesini, kontrol dışına çıkmamasını istemekte, bunun için uğraşmaktadır. Diğer düzen güçlerinin tavrı da aynı doğrultudadır.

Boğaziçi direnişi kendisinden çok, faşist terör altındaki muhalefetin açığa çıkan yaygın öfke birikimi nedeniyle tüm düzen güçlerine korku salmıştır. Bu küçük ama inatçı direniş, tüm muhalefet eğilimleri için bir işaret fişeği olurken rejim açısından, Covit salgınından daha hızlı bir yayılma eğilimi ve her an açlıkla karşı karşıya kalan milyonları harekete geçirme ihtimalinden dolayı çok tehlikelidir! Bu büyük tehlikeyi anlayan rejim, tam bu sebeple, zaten uzun zamandır hazırlandığı Gare saldırısını öne almıştır.

Faşist rejimin Boğaziçi direnişine saldırısı, anayasa tartışması, Gare’ye işgal saldırısı tek tek olaylar değildir ve bunları tek tek olaylar olarak anlayanlar bu sistemi ve içinde bulunduğumuz durumu hiç anlayamazlar ve doğru tavır geliştiremezler. İçerdeki amansız sömürü eşliğindeki faşist terör ve dış savaş ve işgal saldırıları sömürgeci faşist rejimin zorunlu gerekleridir. Sömürgecilik ancak içerde ve dışarda savaş, işgal ve terörle korunabilir.

Dünya ve bölgedeki değişiklikler, dış politikadaki geri dönüşsüz yayılmacılık, içerde ekonomik ve siyasal çıkmaz ve salgın sonucu hiçbir gücün artık evde tutamayacağı aç milyonların sokakları yakacağı bir dönem başlamıştır. Boğaziçi direnişine azgın saldırganlık, Gare’ye işgal harekâtı ve anayasa gündemi hepsi birlikte faşist rejimin kendisini devam ettirmesinin zorunluluğudur. Her sıkıştığında yaptığı gibi faşist devlet, bu çıkışsızlığını savaş ve şovenizm kalkanıyla barajlamak istiyor. Uzun zamandır, uçaklar kalkıyor, tanklar hareket ediyor, askeri konvoylar yollara diziliyor ve birçok cepheden sömürgeci faşist devlet, Kürtlerin üzerine ölüm kusuyor. Kürde karşı savaş, Kürt halkının tüm kazanımlarını yok etmek ve özgürlük savaşını boğmak için tam gaz hızlanarak sürüyor. Türkiye’de faşist rejime karşı muhalefet, bu ölüm tuzağını kırmadan yol alamaz.

Türkiye’de rejimin hem en zayıf karnı hem en koruyucu zırhı sömürgeciliktir, gelinen aşamada sömürgecilik ancak içerde ve dışarda savaş, işgal ve terörle korunabilir ve devlet bunu yapıyor. Kürt halkına dönük savaşı büyüttükçe, Rojava’ya ve Güney Kürdistan’a dönük işgal saldırılarını sürdürdükçe, özcesi Kürde vurdukça hem karşı safları dağıtıyor hem kendi güç ve ittifaklarını tahkim ediyor.

Türkiye’de faşizm, sömürgecilikle birlikte değerlendirilmelidir. İki olgu birbirinden ayrı anlaşılamaz. Sömürgecilik ve faşizm, bugün siyasal sürecin belirleyenleridir, bu iki gerçekliği hedefine koymadan hiçbir doğru strateji geliştirilemez. Bu gerçeklik Türkiye devriminin zorunlu rotasını gösteriyor. Sömürgecilik ve faşizm aynı sınıf çıkarlarının iç ve dış versiyonlarıdır. Faşizm yıkılmadan sömürgecilik ve işgal savaşları; sömürgecilik ve işgal savaşları kırılmadan faşizm yıkılamaz.

Gare, Ankara’ya ne kadar uzak? Gare’ye işgal saldırısı, Türkiye gerçekliğinin aynasıdır. Gare Diyarbakır’dır, Hakkari’dir, Van’dır, daha önemlisi geleceğe bakabiliyorsak, Gare daha çok İstanbul, Ankara, İzmir’dir. Açlıkla imtihan eden işçi ve emekçilerin oturduğu kent varoşlarıdır Gare. Cins kırımına karşı, kadınların “yaşamak istiyoruz” çığlığını yükselttiği kent meydanlarıdır. Kayyum rektöre karşı yükselen gençliğin isyanının yükseldiği üniversitelerdir. İşçi ve emekçilerin, gençliğin, kadınların, LGBTİ+ların, Kürtlerin, Alevilerin, doğa savunucusu köylülerin mücadelesi ile Gare’de işgalci faşist Türk ordusuna karşı savaşan gerillanın mücadelesi aynı dalga boyu üzerindedir. Bu gerçeği kavradığımız oranda Gare’ye yağan her bombanın aynı zamanda tepemize yağdığını kavrayabiliriz. Gare ve Ankara arasındaki fark Kürt güçlerinin her gün başlarına yağan bombalar ile Suruç ve Ankara’da patlayan bombalar arasındaki fark kadardır. Faşist iktidar, Gare ve Ankara arasında mesafeyi ortadan kaldırmıştır. Türkiye ayağında emekçi kitleler, faşizmi yıkmak için Kürt halkının mücadelesi ile kader birliği yapmak zorunda olduğunun bilinciyle birleşik devrim mücadelesini yükseltmelidir.

Facebook