Grev, Blokaj, İsyan: Sarı Yelekliler

240

Bir işçinin aldığı ücretin %60’nın vergilere gittiği bir yerde zenginlerden alınan servet vergisini kaldırdı Macron. Ben zengini severim’in üst perdeden söylenmesiydi bu. Yoksullara, işçi ve emekçilere, orta sınıfın konum kaybı içerisinde olan kesimlerine nanik yaparcasına neoliberal saldırı politikalarını hayata geçirmeye başladı. Özcesi neoliberal yapısal reformlar ve kemer sıkma politikalarından oluşan saldırı programını küstah açıklamalarla birlikte yürürlüğe koydu. Eğitimde, sağlıkta yaşanan saldırılar, işten atmalar, emeklilik sisteminde yapılmak istenen düzenlemeler, artan vergi ve zamlar… Böylesi bir eylem dalgasının nesnel koşulları demlenmişti. En son akaryakıta dönük vergi artırımı ve zamlar, karbon salınımını azaltma bahanesi ile ekolojik bir kılıfa sokularak yapıldı. Neoliberalizmin ekolojistliği işçi sınıfı ve alt-orta gelirli halka kadardır.

Burjuvaziye yapılan vergi indirimleri, servet vergisinin kaldırılması ile akaryakıta getirilen zam ve 2019 Ocak ayında getirilecek olan yeni vergilerle alt-orta sınıf kesimlerden oluşan kitleler, adeta kendileriyle alay edildiğini düşündü. En büyük aşağılanmayı yaşadı. Buna karşı öfkesini ise error vermeye nazire yaparcasına sarı yelekle ifade etti.

Macron’un neoliberal reform programının “error” verdiğinin göstereni, sarı yelek

Hareketin öne çıkan sloganı “Konuşmayı Bırak Harekete Geç: Tüm Fransa’da Herşeyi Bloke Et” oldu. Sarı yelek, asıl olarak blokajın simgesi olarak öne çıktı. Sarı yelek nereden geliyor? Hareket, akaryakıt zammına karşı gelişen bir hareket. Çıkış noktası bu. Yollarda, otobanlarda, aracınızda bir sorun yaşadığınızda, aracınızı durdurup tamir etmek zorunda kaldığınızda mutlaka giymeniz gereken, bu anlamda her araçta zorunlu olarak bulunan, fosforlu sarı yelek ‘dikkat, sorun var’ anlamına gelir. Yüksek görünürlüklü yeleklerdir. Bir kaza ya da sorun olduğunda araçlarını durdurup giymek zorunda oldukları sarı yelekleri bu sefer kitleler, neoliberal kemer sıkma politikalarıyla, yüksek vergi ve zam politikalarıyla sorunları olduğunu belirtmek için kolektif eylemin bir göstereni haline getirdiler. Bunu iki anlamda da kullanabiliriz. ‘Yeter , görün bizi’ mesajını vermek açısından önemli bir ritüel. Ama asıl öne çıkartılması gereken, dipten gelen dalganın mesajı ise, ‘neoliberalizmle sorunumuz var, reform programınız yol kazası yaptı, kriz var’ mesajıdır. Her eylem ürettiği söz, ritüel ve simge ile öne çıkar. Mesajını en net bunlarla verir. Sarı yelek, bu anlamda da karşılığı olan bir simgedir.

Hiçbir halk hareketi yoktur ki steril olsun

İlk baştan beri diyebiliriz ki Sarı Yelekliler Hareketi, bir halk hareketi. İçindeki sağcı-faşist kesimlerin varlığı bunu perdeleyemez. Hatta onların varlığı seçimlerdeki mevcut oy dağılımına bakarak söyleyebiliriz ki bir halk hareketi olmanın bir başka göstereni. Hangi isyan steril bir şekilde başlamıştır ki… Ve hangi isyan burjuva faşist partiler tarafından manipüle edilmemiştir ki… Burada da, bu dalgaya ilk yanıtı veren faşistler oldu. Eylemlerin ilk başladığı süreçte ırkçı-faşist parti başkanı Marine Le Pen’in eylemlere destek açıklaması ve katılım çağrısı, eylemcilerin ağırlıklı olarak muhafazakar-sağ kesimlerden oluşması, Fransız solunun mesafeli duruşuna yol açtı. Oysa mesele kimlerin bu gösterilere destek verip vermediği değil, Macron’un neoliberal saldırı programına karşı olup olmamasıdır. Artan yoksulluk ve hayat pahalılığına karşı, akaryakıt zammına karşı bir çıkış yapıyorsa halk, onun sağcı ya da solcu olduğuna bakılmaz. Protestoyu kapitalist sisteme yöneltebilmek, içinden dönüştürmek için harekete geçilir.

Türkiye’de 2001 krizine karşı yazar kasa fırlatmayla başlayan ve sonra esnaf eylemlerine dönüşen dalgayı düşünelim. Hareketin katılımcıları benzer şekilde muhafazakar sağ bir kesimdi. Türkiye Devrimci Hareketi, harekete nasıl müdahale edeceğini çok kestiremedi. Sağ kesimlerin milliyetçi sloganlarla yürümelerinden dolayı yer yer kayıtsız kaldı. Tam bu mesafeyi ortadan kaldırmaya yeltendiği kesitte ise hareket sönümlendi. Orada da, tıpkı akaryakıt zamlarına isyan eden Sarı Yelekliler gibi, sınıfsal konum kaybına karşı bir ayak direme vardı. Yoksullaşmaya karşı bir çıkıştı. Vergi ve zamlar, yüksek enflasyon herkesi harekete geçirebilecek bir zeminken biz bu fırsatı değerlendiremedik. Fransız solunun ilk başlarda Sarı Yelekliler konusunda yaşadığı şaşkınlığı yaşadık. Oysa kitleler ayağa kalktıysa, meşru ve haklı bir talep etrafında buluştuysa, katılanların politik eğilimlerine bakmaksızın bu talepleri kapitalist sistemle karşıtlık ilişkisi içerisinde işlemeli ve hareketi içeriden dönüştürecek şekilde harekete müdahil olmalıyız.

Eylemlerin dayandığı sınıfsal-toplumsal kesim

2008 Küresel kriz sonrası gelişen işgal hareketlerine, Sintagma, İspanya’nın Öfkeliler hareketi, Gezi isyanı vb…ye baktığımızda sınıfsal-toplumsal bileşiminin beyaz yakalılar diye tarif edilen eğitimli işçi ve işsizler, gençlik, sendikal örgütlülük deneyim ve birikimi olan işçiler ve kent yoksullarından oluştuğunu söyleyebiliriz. Eğitimli işçi ve işsizlerin, gençliğin mahkum edildiği geleceksizliğe karşı bir öfke birikimi en çok göze çarpan yöndü. Keza neoliberal kemer sıkma politikalarından en çok etkilenen, yok ve yük sayılan kent yoksulları da bu hareketin ağırlıklı kesimini oluşturuyordu. Neoliberal kriz politikaları bu kesimlerin üzerinden buldozer gibi geçmiş ve artık bıçak kemiğe dayanmıştı. Bu salt ekonomik bir saldırı da değildi, bu emekçi kesimler, aynı zamanda sosyal-siyasal anlamda da kendilerini ifade kanalları bulamıyor, geleceği hakkında hiçbir söz haklarının olmadığını görüyorlardı. Bunun öfkesi ve isyanıydı meydanlara akan. Fransa’da ilk çıkışı yapan Sarı Yelekliler, burada en kaba haliyle ifade ettiğimiz kesimlere pek benzemiyor. Anadolu kentlerinde yükselen bir isyan dalgası nasıl ki şaşkına çevirirse Erdoğan’ı, Macron da Fransa taşrasından başlayıp ülkeye yayılan isyan karşısında şaşkın ve çaresiz. Zira sistemin, statükonun koruyucusu olarak görülen kesimlerdir bu sefer isyana kalkan.

Ama artık ok yaydan çıktı, eylemler dalga dalga yayıldı. Ve artık ilk harekete geçen kesimleri de aştı. Hareketin başındaki eylemci profili ile 1 Aralık sonrası yaygınlaşan eylemler sonrası eylemci profili oldukça farklı. 1 Aralık’taki eyleme Fransa’nın en büyük sol sendikası CGT ve Boyun Eğmeyen Fransa Hareketi’nin lideri Jean-Luc Melenchon da destek çağrısı yapıp katıldı.

Ayrıca mesele artık mazot meselesi olmaktan çıktı. Ambulans çalışanları ambulansları gösteri alanlarına çekerek eyleme katıldı. Neoliberal saldırılara, çalışma koşullarını ağırlaştıran uygulamalara karşı ses verdi. Demiryolu işçileri 1 Aralık’taki eyleme rengini verdi. Macron’un eğitim politikalarını protesto etmek için liselerde blokaj eylemleri başladı. Her toplumsal kesim, neoliberal saldırı programının uygulayıcısı olan Macron’a karşı kendi talebi ve rengi ile eylemlere katılım sergilemeye başladı. Artık hareket sağcı-faşist partilerin yönlendirebileceği, burjuva klikler arası çelişki ve mücadeleye meze yapılacak düzlemi çoktan aştı. Bu aşamadan sonra hükümet çok daha fazla köşeye sıkışacaktır. Eylemleri ırkçı-faşist partilerin yönlendirmesi olarak kriminalize edemeyecektir. Zaten sistemin bekasına yönelebilecek her toplumsal patlama konusunda sınıf tavrı gereği sağcı-faşistinden, liberaline, reformist soluna kadar her burjuva siyasi parti aynı cephede dizilmiş oluyor. İlk başta eylemlere destek açıklaması yapan Marine Le Pen’in Paris Champs-Élysée meydanına sıçrayan çatışma ve gösteriler sonrası ağız değiştirmesi bunun ürünü.

‘Sefalet eken, öfke biçer’

Gösterileri daha önceki kurum veya sınırlar çerçevesine hapsetmek için hamle yapan sendika ve liberal sol da kendi sınıf çizgisinin gereğini yerine getiriyor. İsyanın, her coğrafyada ve zamanda, gerçek dili olan yakıp yıkma fiilini marjinal grupların işi olarak değerlendirip eylemin barışçıl biçimlerle sürmesi gerektiğini ifade ediyor. Peki kendisine devrimci diyenler nerede ve ne yapıyor? Irkçı-faşist partilerin eylemlerdeki etkinliğini, eylemleri sağcı-muhafazakar kesimlerin başlatmış olmasını ve ağırlıklı kesimin bunlardan oluşmasını gerekçe göstererek uzak durmaları hareketin zayıf karnını oluşturdu. Ancak eylemlerin yaygınlaşması, “Macron istifa” sloganlarının yükselmesi sol kesimi de zorladı. 1 Aralık’taki kitlesel eylemler, Paris’in, Champs-Élysée’de göstericilerin yaktığı ateşle ısınması tabloyu farklılaştırdı.

Fransa’da, banliyölerde yok ve yük sayılan göçmen ailelerin çocukları 2005’de görünür olmak için kent merkezlerine inmiş ve yakıp yıkmıştı etrafı. İsyanın ritüelidir ateş. Şimdi de hem sistemin asıl yaslandığı, hatta sistem karşıtlarına karşı muhafazakar-sağ eğilimlerini kaşıyıp ajite ederek harekete geçirebileceği kesimler, bunca yoksayılmalarına, görünmez kılınmalarına karşı yüksek görünürlüğü olan sarı yelekleri giyerek harekete geçtiler. İsyansa sözkonusu olan ortak kesendir ateş. Araçların yakılması ve bulvarların barikat ateşiyle ısınması bundandır. Eğer hükümet geri adım atmasına rağmen öfke dinmezse blokaj eylemleri yoğunlaşacak ve 8 Aralık’ta CGT’nin de katılım çağrısıyla Fransız işçi ve emekçiler Elysee Sarayı önünde yeniden buluşacaklar.

İsyan/eylem öğretiyor

Sarı Yelekliler Hareketi ve gelişim seyri bize neoliberal krizin yeni bir sınıfsal-toplumsal başkaldırı dalgasını tetikleyeceğini gösterdi. Bu bir ilk işaret. Hareketin hızlıca çıkış yaptığı coğrafyayı ve talebi aşarak yaygınlaşma eğilimi dönemin ruhunu yansıtıyor. Fransa’daki eylem Belçika ve Hollanda’ya sıçradı. İnatçı ve kararlı bir çizgide seyrederse tüm Avrupa’ya, kriz sarmalında olan Türkiye’ye yayılması işten bile değil. Bugün bu haliyle sönümlense bile, bu eylemlerle işçi sınıfı ve emekçiler, hayatı durdurma fiilinin artık salt grevlerle olamayacağını, blokaj eylemlerinin sistemi kilitleyen yönünü öğrendi kitleler. Blokaj eylemleri, hayatı durdurmayı klasik anlamda salt grevle sınırlı ele alan sol akla da bir yanıt bu. Bir talebin farklı biçim ve eylemlerle kendisini görünür kılması, mevcut müesses nizamı bozmasıdır burada öne çıkarmamız gereken şey. Tıpkı Gezi’de olduğu gibi Fransa’daki eylemler çıkışına neden olan talebi, sloganı aşan bir muhtevaya sahip. Bir noktadan sonra her yerelin veya sosyal tabakanın öne çıkardığı talepler üzerinden gelişti, genişledi. Herkesin kendisini bulmasını sağlayan da bu esneklik. Günümüzün isyan dalgalarının bir özelliğini de bu oluşturuyor.

En son Fransa başbakanını akaryakıt vergi zamlarının 6 ay ertelendiğini açıkladı. Ancak bu açıklama yangını söndürmeye yetmedi, eylemciler erteleme değil, yasanın iptalini istiyor. Diğer yandan macun tüpten bir kez çıktı. Eylemler başladığı yerde durmuyor, hareket her toplumsal kesimin kendi slogan ve talepleri ile eyleme geçtiği bir noktaya evrildi. Artık hareketin muhtevası genişledi. Mesele sadece akaryakıt zammı olmaktan çıktı, yoksullaşma ve sosyal hakların gaspı üzerinden yükselen, Macron’un neoliberal reform programı tepkilerin ve protestoların odağı haline geldi.

Gezi isyanı Sintagma, Öfkeliler hareketinin meydan işgalinden esinlenmişti. Gelişimi de benzer şekilde oldu. İşçi sınıfı ve emekçiler dünyanın neresinde gelişirse gelişsin birbirinden öğreniyor, birbirine selam çakıyorlar. Brezilya’da Gezi sürecindeki gelen ulaşım zamlarına karşı gelişen isyanda “burası Taksim” sloganlar atılmıştı. Dünya işçi ve emekçileri, ezilenleri Sarı Yelekliler’den de öğrenecektir. Bir eylemi salt işyerine, salt çıkış yaptığı talebe daraltmaksızın gündemleştirmeyi öğreneceğiz. Bugünün dünyasında grevlerin yetmeyeceğini, ulaşımın ana artellerini kapatmanın, kent merkezlerinde yaşamı felç edecek blokaj eylemleri yapmanın önemini görüyoruz. Ve yine kendi gücümüzü de…

Hevi Devrim

Facebook

CEVAP VER

Please enter your comment!
Adınızı buraya yazınız