Tarihin ve Zamanın Bükülmesi; Suruç Katliamı – Bedreddin Rasih

141

2015 yılında AKP iktidarı, bir kriz ve çözülmenin içerisindeydi. Rojava Devrimi, Gezi ayaklanması, Kobane direnişi ve 6-7 Ekim Serhildanı ve o tarihsellik içerisinde gelişen süreçler, 7 Haziran seçimlerinde, AKP’nin kaybetmesine ve yenilmezlik mitinin sarsılmasına yol açmıştı. Zamanın ve tarihin lehimize aktığı süreci tersine çeviren, tarihi ve zamanı büken ise faşist iktidarın Suruç Katliamı ile startını verdiği çöktürme planı/savaş konsepti oldu. Çözülen devlet erkini yeniden toparlayacak, yenilmezlik mitini tesis edip sallantıda olan iktidarını yeniden tahkim edecek adımları atmaya koyuldu AKP iktidarı. Böylece faşist kurumsallaşma yönünde adımlar attı ve buna uygun bir toplumsallığı örgütlemeye koyuldu. Bu inşa, kesintisiz bir savaş konsepti ile atbaşı ilerledi. Faşist iktidar, Kürt halkı başta olmak üzere tüm toplumsal muhalefeti, Kürt Özgürlük Hareketini, devrimci güçleri bastırmayı, kendisine karşı gelişen tüm direnişleri yok etmeyi öncelikli hedefi olarak belirledi. Kuşkusuz devlet nizamının, yeniden kurulduğu her kesitte, bunun esasını oluşturan kurucu karşı devrimci şiddet olmuştur. İşte Suruç böylesi bir sürecin startıdır.

Dünün devlet nizamıyla bugünün devlet nizamını tesis eden şiddet arasında bir benzerlik ve süreklilik vardır elbette. Esasa dair olan yön, yani gelişen kitle hareketlerini ve devrimci yükselişi bastırma ve devlet nizamını koruma saiki aynıdır. Fakat o günü bir önceki dönemden ayıran koşullar ve dinamikler farklıydı. Yanı başımızda Rojava Devrimi, yarım asırdır süren Kürt halkının mücadelesi, dünyayı sarsan ve Türkiye’yi de 2013 Gezi Ayaklanması ile içine alan isyan dalgası ve bu mücadelelerden oluşan deneyimler-öğrenimler… İlk kez Kürdistan’daki mücadelenin yanı sıra Türkiye tarafı da sarsılmıştı Gezi ile. Kobane direnişi ve 6-8 Ekim Serhildanı ise Gezi’deki eksik halkayı, devrimci şiddetin kuruculuğunu ifade ediyordu. Özcesi büyük bir devrimci sarsıntının koşulları adım adım olgunlaşıyordu. DAİŞ Kobane’de yenilmiş ve Rojava devriminin rüzgarı daha bir güçlü esmeye başlamıştı. Kürdistan’da özyönetim direnişlerinin provaları başlamıştı. Türkiye ayağında da toplumsal muhalefet ve devrimciler güç kazanıyordu. Hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. Akış devrimci zamanlara doğruydu. İşte mücadele tarihinde devrimci olasılıkların belirdiği ve somutlaştığı bu aralığın akışını döndürecek bir savaş hükümetini örgütlemek, TC için bir zorunluluktu. Yükselen mücadeleler karşısında devlet erki, iktidarını ve tahakkümünü yeniden tesis etmek zorundaydı. Yeni bir evreye geçmek, bu gelişen devrimci yükselişin önüne set çekmek için 20 Temmuz 2015’te ilk bombanın pimi çekildi. Arkası 10 Ekim ve birçok farklı biçimde gelecekti. Suruç Katliamı’nı tarihin ve zamanın büküldüğü bu kesitin başlangıcı yapan şey tam da buydu. Suruç Katliamı, faşist iktidarın başka bir devri başlatmak üzere bir devri bitirdiğinin ilanı, pratiğiydi.

Suruç’taki buluşma, güçlü bir enternasyonal dayanışmayı örmenin yanı sıra sınırları, tel örgüleri hükümsüz kılıp devrimi birlikte inşa etmeyi, devrimin rüzgarını Türkiye halklarına taşımayı hedefliyordu. Düş yolcuları, Rojava devriminin çağrısına ortak olmuş, devrimin yankısını Türkiye’ye taşımak için yola düşmüştü. Mücadeleyi ve kavgayı ortaklaştırmak, direnişi zafere taşımaktı tüm dertleri. Türkiye ve Kuzey Kürdistan’ın birçok kentinden yola çıkmışlardı; farklı farklı özelliklere, farklı farklı hikayeleri sahiptiler. Kimisi liseli, kimisi üniversiteli, kimisi öğretmen, kimisi işçi-emekçi, kimisi kadın, kimisi LGBTİ+, kimisi ise kavganın en önünde dövüşen devrimciydi… Ama onlar duyguları ve isteklerini, heyecanları ve kavgalarını, amaçları ve düşlerini aynı potada eriterek, Suruç’un Amara Kültür Merkezi’nde buluştular. Bugün 33’lerin düşlerini, amaç ve ideallerini de yüklenmiş olarak devrim mücadelesini yükseltiyoruz, yükselteceğiz.

Bundan sonra ne yapmalıyız? Faşist iktidarın, kaybedişine çare olarak iç savaş dinamiğini harekete geçirdiği gerçekliğini bir an bile aklımızdan çıkarmaksızın, yeni katliamları gerçekleştirmesini nasıl engelleyeceğiz? Yeniden bu tarz katliamları örgütlemeyeceğinin garantisini kim verebilir? Tersine yeni katliamları örgütleyebileceği veriler aleni bir şekilde ortadadır. Kürdistan’da yürütülen kesintisiz savaş ve şovenizmin Türk halkı üzerinde genişleyen etki alanı, göçmen-mültecilere karşı geliştirilen katliam/pogrom denemeleri, Deniz Poyraz’ın güpegündüz HDP binasında katledilmesi, Konya’da Dedeoğlu ailesinin Kürt olduğu için ırkçı-faşist bir saldırı ile katledilmesi, her gün yaşanan kadın kırımı… ve daha sayamayacağımız birçok örnek, iç savaş düzlemine girdiğimizin ve toplumun bir kesiminin faşist iktidar tarafından karşı devrimci bir örgütlenmeyle hazır kıtalara dönüştürüldüğünü gösteriyor. Bunların her yerinden irin şeklinde şiddet akıyor. Yani AKP-MHP faşist iktidarı, doğrudan veya dolaylı şekilde örgütlediği paramiliter güçlerle, kontrgerilla örgütlenmeleriyle, devletin kolluk güçleriyle önümüzdeki döneme hazırlanıyor. Dün DAİŞ eliyle katliamlarını gerçekleştirirken bugün DAİŞ ve benzeri çete örgütlerin yanı sıra her türden paramiliter, kontra, gerici, mafyatik güçleriyle seferber oluyor, olacaktır. Buna karşı hazırlığımız ve tavrımız net olmalıdır. Karşı devrimci iktidarın şiddetine karşı, tek çözüm devrimci şiddeti örgütlemek ve bunu toplumsallaştırmaktır. Bugün yapıp ettiğimiz her işin aynı zamanda bunu besleyecek şekilde örgütlenmesi gerekmektedir.

Ve evet, bugün Suruç’u sahiplenmek, 10. yılındaki Rojava devrimini sahiplenmektir. Sömürgeci faşist Türk devletinin Rojava’ya dönük yeni işgal denemelerine meydan vermemek ve bir bütün olarak Kürt halkının özgürlük mücadelesini yok etmek için yürüttüğü savaşa karşı durmak demektir. Düş yolcularının mücadelesine ve düşlerine sahip çıkıp, yaşatacağız!