Gerçeğin Özgürlük Yürüyüşçülerine – Bedreddin Rasih

277

                                                                                    “Ve günler yürümeye başladı.                                                                                        Ve onlar,yani günler, bizi yaptı.                                                                                               Ve bu şekilde doğduk biz,                                                                                                   yani günlerin çocukları,                                                                                                                sorgulayıcılar,                                                                                                          yaşamı arayanlar.”  

(Mayalara göre, Yaradılış, Eduardo Galeano)

Yürüyüş, neyi düşlediğimiz ve bunu nasıl gerçekleştireceğimiz üzerine dünyaya açılmadır. Örgütü ve bireyi, yaşamsal faaliyeti içinde, yeniden oluşturur. Bütünlüklü bir duyumsallık, bakış ve derin düşünmenin etkin bir biçimine sokar özneyi. Yola çıkarken değişime dönüktür ve koşullara boyun eğmekten çok koşulları değerlendirmeye ve değiştirmeye eğilimli olma halidir. Yürümek, aslında varolmaktır, organik yaşamdır, yaşamaktır. Yeni bir soluklanmayı, duyularımızı keskinleştirmeyi, bilmelerimizi ve öğrenmemizi yenilemeyi sağlar. Yürüyüş, çoğu zaman da kendi içinde hareketin, eylemin, teori ve pratik diyalektiğinin yoğunlaşmasını sağlayan bir dönemeçtir. Dünyaya anlam verecek, onu anlayarak onu değiştirecek hareketin gerçekleşmesinin praksisidir.

Yürümek; belki de ‘en basit, en sıradan’ bir eylemken, içinde bulunduğumuz koşullarda, bizler, bu eylemselliği gerçekleştirmede tereddüt ediyor, aciz kalıyoruz. Yürümek; bir direniş, bir mücadele biçimiyken örgütler, bugünün zamanını, ruhunu, aklını yitiriyorlar. Yürüyemiyorlar artık. Yerinde duran, yerinde oturan ya da hareket edemeyen bir duruma evrilmişlerdir. Farkında olarak ya da olmadan, aklın ve hareketin özgürleşmesinin önünde bir engel olmaya evriliyorlar. Bu durum, insanın olduğu gibi örgütün de dünya görüşünü ve tahlillerini olumsuz etkilemekte, gerçeklikle ilgili eylem alanını sınırlamakta, kararlılık duygusunu kısıtlamakta, olaylar ve nesnelerle ilgili bilgilerini zayıflatmaktadır. Bir çözülme, sistem içerisinde erime ve kaybolma halidir bu. Bireyler, kendini örgütlü ifade etmiyor, örgütlü olmayı bir yük olarak görüyorlar. Bu haliyle, örgütlerin özgürleştirici olmaktan çok, kastlaşmış ve dogmatik yapılarıyla bireyin hayal gücünü, düşüncesini adeta küçük bir kutuya kapatıp köşeye bıraktığını, geçirimsiz olduğunu söyleyebiliriz. Bu durumu, ancak gerçeklikle buluşmuş, gerçekliği kavramış ve devrimci bir dönüştürücülüğü kendisinde var etmiş bir örgütün özgürleştirici perspektifi ve onun pratik ifadesi olan örgüt çalışması tersine çevirebilir. Yürüyüş, acelesi olan insanın hüküm sürdüğü (herkeslerin adeta koşarcasına bir şeylere yetişmeye çalıştığı) dünyada bir terslik gibi gözükür; fakat zaman ve mekanın, öznel ve nesnel koşulların bir tahlili olarak yürüyüş, sisteme karşı bir reddiyedir, naniktir. İlerlemeye ve sonuç almaya elverişli bir faaliyettir. Örgüt, burada durağan, statik bir şey değildir. Harekettir. Değiştirirken değişir, dönüştürürken dönüşür. Yürürken düşünen, düşünürken yürüyen bir eyleyişimiz olmalı ki kendi zaman ve mekanımızı, yaşamımızı oluşturabilelim.

Yürüyüş inisiyatifini elinde bulunduran, kesintisiz bir faaliyeti örmelidir. An’ın ve bedenlerin pasifliğine karşı, bir reddiye olmak zorundadır. Bu bir özgürlük deneyimidir. Tükenmez bir gözlem ve düş kaynağıdır. Beklenmeyenlere, beklenilmeyenlere bir cevap, alternatif olmadır. Örgüt ve düşünce kutucuklarını yıkıp özgürlük dünyasına adım atan birey/kadro, bir eyleyiş içerisinde oluşacak, varolacak, amaç ve idealleriyle daha ileriden buluşacaktır. Kolektifin ve özgürlüğün yok edildiği zeminleri terkederek, onu canladırıp kuracaktır. Yolculuğun başında bir düş, bir tasarı vardır. Bu bizim için, en temel ve vazgeçilmez olandır. Karşı koyuşun, yön çizmenin, özgürleşme ve kurtuluşun bir tarifi olmalıdır. Her şeyden önce, atılacak bu ilk adım, her zaman kolay değildir. Başlangıç, zordur. Aslında o ilk adım, eşiği ve kendini aşmaktır. Eşiği aşmakta hala duraksayan yürüyüşçü veya yürüyüşçülerin önünde bir dünya uzanmaktadır. İlk adımlar, bir düş gibi hafiftir; fakat bizi bekleyecek olan mücadelenin kimi zaman yorgunluğundan, kimi zaman da zorluğundan habersiz olamayız. Düşlediğimiz geleceği inşa etme yürüyüşü, onun zorluk ve bedelleri bazıları için korkunç gelecektir. Yürüyüşün arifesinde ilk adımın korkunçluğundan daha kötü bir şey yoktur. İçerisinde endişeleri, tereddütleri taşır. Fakat bunların hepsi gerçeklikten uzak bir görüngüler yaşamıdır. Özgürleştirici ilk adımı atmak bizim için yeterli olmayacaktır, kendimizi ve araçları o özgürleştirici yürüyüşü sürekli kılacak şekilde ayarlamalı, dönüştürmeliyiz.

Adımlarımız, bizi yolun ötesine götürür. Şurada ya da burada olmak, yolun akışı içerisinde bir modülasyondan başka bir şey değildir. Zamanı ve mekanı aşkındır. Tekdüzelikten, kaygılardan ve endişelerinden kurtulamayan yürüyüşçünün içinde bulunduğu ruhsal durum, onu bir çıkışsızlığa iter. Aslında yürüyüş yaşanmadıkça, onu gerçekleştirmedikçe kavranmaz. Aynı zamanda bir düşün tarifi olmadan da yürümenin bir anlamı olmayacaktır. Yürüyüşün bir stratejisi, amacı olmalıdır ve bu bizim için her şeydir. Amaçsız yürümenin hiçbir anlamı yoktur. Yürüyüş tasarımı, aslında dünyanın içine girme ve görme yöntemidir. Bir devrimci, yürüyüş esnasında dünyaya bakışını derinleştirir, maddi-fiziksel koşullarını yeni durumun içinde dönüştürür ve yola revan olmayı sürdürür. Kolektif bir düşü toplumsallaştıracak olan yürüyüş, yeni bir yaşamın, onun değerler sisteminin ufkumuzda belirmesini sağlar. Bizi, kapitalist dünyanın yabancılaştırıcı, ben’ciliğinden uzaklaştırıp, tüm yeti ve yeteneklerimizle kendimizi özgürce gerçekleştireceğimiz bir dünya için mücadeleye sevk eder.

Yürüyüş sırasında daha fazla adım atmalıyız. Alanımız dar gibi gözükebilir fakat güzergahlarımız çok sayıda alternatif sunar. Bu hareket tarzımız ile alakalı bir şeydir. Evet şu anda, bizlere mekanlarımız, sokaklarımız içerisinde en ufak bir yürümeyi, hareketi yasakladılar. Öyle düşünsünler. Anca biz, bir an’ın ve coğrafyanın tutsağı olmamalıyız; faaliyetin dar ve kısıtlı olanıyla da tatmin olmamalıyız. Özgürleştireceğimiz sonsuz zamanlar ve mekanlar dünyası var. Bunu gerçekleştirecek olan ise, her şeyden önce bakışın niteliğidir. Yürüyüş, düşünceleri canlandırır ve onu harekete geçirir. Tüm bedenin ve aklın katılımını gerektiren bir eylemdir. Duyumun ve duyuların sürekli devreye girmesi gerekir. Yürüme, dışımızda olan bir şey değildir, içimizdedir. Yürümede katedilen yol ve yolun sonunun önemi, sadece yolculuk yaptığımız için değildir. Yürüyüş, aynı zamanda bizi oluştur; biz yürürken değdiğimiz ne varsa onu dönüştürür, yeniden oluştururken, kendimiz de dönüştürür yeniden oluşturuz.

Yürüyüş, varolan görüngüler dünyasının tersine gerçeği aramanın ve gerçekleştirmenin dünyasıdır. Verili ve önceden belirlenmiş değildir. Hazır ve değişmez biçimler ve kalıplar olarak yürüyüş tarif edilemez. Tersine, varolan gerçekliği tersyüz edip yeryüzünün lanetlilerinin gerçekliğini oluşturma eyleminin tariftir. Gerçeğin ve gerçekliğin, hayal gücünün vuku bulmasının bir hikayesidir. İşçi sınıfı ve ezilenlerin gerçeği, yürüyüşle kendini bulur, kendini gerçekleştirir. Bu yürüyüşü gerçekleştirme devrimci-eleştirel pratikle, diyalektik-özgürleşmiş düşünceyle ve birey-kolektifin kendi yaratısını şekillendirilmesiyle oluşabilir. Somut bir yürüyüş perspektifi kurma ve gerçekliği, o somutluğun içinde görme sürecidir. Öznenin özgürleşmesine, nesneleşmiş olanın özneleşmesine bağlıdır. Mevcut durumu/gerçekliği, bu yürüyüşle devrimci bir şekilde dönüştürebiliriz. Düş ile gerçeğin bağıntısı olan devrim, uzun bir yürüme halidir.

Yürüyüşün özgürlüğü

Bizim için yürüyüşün varoluş nedeni, özgürleşmedir ve özgürlüğün yaratım alanı olan ve kendini ifade ettiği eylemdir. Yürüyüş olmadan eylem ve özgürleşme olmaz. İnsanı, eyleyen bir varlığa dönüştürür. Başlangıcın adımları ve inisiyatifi ile sürekli bir şekilde yaratır, yaratılır. Kendi dünyevi mekanını yarattığında ise, özgürlük bunun içerisinde gizlendiği yerinden çıkarak, kendini görünür kıldığında gelişme imkanı bulur. Süregiden hayat içerisinde beklenmedik ve öngörülemez olanın meydana gelmesini sağlar. Etki alanı kelebeğin kanatlarını çırpışı gibidir. Bulaşıcıdır.

Yürüyüşün uygulanışı içerisinde iki edimi buluruz. Fikir ve eylem. Bu ikisinin bağı birbirine içkindir. Biri kısmen bile yolunu şaşırdığında, öteki de dolaysız olarak bundan zarar görür. Eylemi olmayan hiçbir gerçek fikir olmadığı gibi, fikri omayan hiçbir gerçek eylem de yoktur. Zamanı geçmiş bir fikrin, eyleminin geçersiz olduğu gibi, geçmiş bir eylemin fikri de geçersizdir. Bu yüzden, ancak zamanı gelmiş olan gerçek bir fikrin ve eylemin yürüyüşü devrimcidir. Yürüyüşün tarihsel olarak değişmeyen temel özelliği, aynı zamanda tutarlılığıdır. Sözün ve eylemin tutarlılığıdır. Her yürüyüş, anında kitlelerin özgürlük yürüyüşüne katılacağını varsaymaz.  İçinde ortaya çıktığı toplumsal bağlamın parçası haline gelen bir dinamiktir. Kolektif dolayımın uygulanmasıdır ve bu mutlaka kendi özgün örgütlü yürüyüşlerini yaratır. Yürüyüş, dışsal engellerin olmaması değil, içimizde ve dışımızdaki bu engellerin bilincine varıp aşma mücadelesinin bir ürünüdür. Bu aşma eyleminin kendisi, yolun doğasını dönüştürecektir. Yürüyüş, kolektifin praksisi içinde inşa edilir. Kolektif özgürlüğün praksisinin ifadesiyle, ancak o zaman, kendi doğasına ve hedefine uygun düşer.

Özgürlüğün yürüyüşü

Özgürlük durumu, özgürleşme eyleminden otomatik olarak doğmaz, sadece bir başlangıcın ilk adımıdır. Kolektif bir örgütlenme ve savaşımla, kendi alanlarını ve zamanını yarattığı bir inşa ve yapı ile, icranın sürekliliği ile gelişir. Kolektif aklın ve eylemin hareketini bulduğu bir özgür ilişkiler içinde değil de bireyselleşme ve onun isteminde, bireyin kendi ile girdiği etkileşimde başlayacak bir olgu değildir özgürlük. Özgürlük kapitalizmin ve devlet iktidarının ilişkiler ve kurumlar ağının, yaşantısının içerisine hapsedilecek bir şey de değidir. Ve özgürlüğü, sadece çizilmiş, sınırlı ‘meşru’ yol ve yöntemlerin mücadelesi içerisinde talep etmek ise tam bir fiyasko ve çıkmazdır. İktidar, özgürlüğe doğrudan saldırır, hedef alır. Özgürlük arayışı, yürüyüşü, iktidara tam karşıt yönde bir eyleyişi gerektirir.

Özgürlüğün yürüyüşü, yeryüzünü ve göğü fethe çıkmadır. Bir bahşetme olarak algılanamaz ve bahşetme işi değildir. İnsanın dışında bir idea değildir. Mit haline gelen, ulaşılmaz, ulaşılamaz bir fikir değildir. İnsanlığın kendi özünü arayışı, kurtuluşunun olmazsa olmaz koşuludur. Bunu böyle idrak etmemiz yürüyüş için gereklidir, fakat yeter koşul değildir. Bu anlamın, özgürlüğün yürüyüşü için yönlendirici bir güç haline gelmesi gerekir. Özgürleşme fikrine rağmen kapitalist sistemin tüm değerler sistemi, bilincimizi ve eylemimizi belirler durumdaysa özgürlük yürüyüşüne çıkamayız. Önce bizi sımsıkı bu sisteme bağlayan prangalarımızdan kurtulmamız gerekiyor. Bu durumda açıktır ki biz aslında, özgürleşmeyle yabancılaşma; sistem tarafından belirlenmekle özgür-iradi tercih yapabilme, eylemde bulunmakla görüngüler dünyasında yanılsamalar içinde yaşama, söz ve eylemin yeniden yaratımıyla sessiz ve hareketsiz kalma arasında sıkışmış kalmışızdır.Yaşam, bu sıkışmışlık ve kuşatılmışlık içinde, ne gerçek ne de canlıdır. Bu hayatı yaşayan, sadece seyirci olarak yerinde oturup kalmanın ötesine geçemez. Bunu idrak edip bilince çıkardığımız anda, yaşamı özgür kılma mücadelesine katılmış ve özgürlüğün yürüyüşüne çıkmış oluruz.

Yürüyüş, kendi dilini, sözünü, kültürünü ve pratiğini, araçlarını üretendir. Kolektif edimlerin sürekliliğini, birlikteliğini sağlayacak ve geliştirecek bir mücadele tarzını oluşturandır. Bu, oluş ve yaratım halindeki her türlü pratik düzlemde kendini var eder. Yaşadığımız son yıllarda ortaya çıkan hareketlerin yürüyüşü, mevcut halin kabul edilemez olduğunu bizlere gösterdi. Fakat henüz alternatif yaşam pratiklerini ve cevap olmanın sürekliliğini sağlayamadılar/sağlayamadık. Bugün, başlangıç aşamasında güçlü olduğu kadar, daha sonraki süreçlerde de güçlü bir yürüyüş için yaratıcı kolektif eylem ve deneyime dayalı pratikleri inşa etmemiz, yani komün gücü, hayati öneme sahiptir. Gerçekliğin bu yürüyüşüne, kolektif aklın ve eylemin aracılığıyla, kurulan özgür ilişkiler sistematiğiyle ulaşabiliriz. Yürüyüşün sınırları kesin bir biçimde gerçekliğimizin de bir sınırıdır. Yürüyüşün ortasında bir çok engelle, kendi açmaz ve yetmezliklerimizle karşılaşmak ve yüzleşmek, onlarla göğüs göğüse çarpışmak mümkün. Sınırlarımız içerisinde ama onlara karşı… Yürüyüşün bir hafızası vardır. Kim olduğunu, nereden geldiğini bilen bir hafıza. Yükümlülükleri, sorumlulukları ve görevleri olan bir girişimdir. Verileni edilgence kabul etmek yerine yadsımaya ve aşmaya yöneliktir. Siyasal, örgütsel, askeri… inşanın içkin bir faaliyetidir. Paylaşılan fikir altında icra edilendir. Evrensel, kolektif bir özgürleşme tahayyülünü tanımlar. Bu yürüyüşün yerelleşmesi ile tarihin evrensel dönüşümü arasındaki bağla ilgili bir tasavvura işaret eder. Bu tasavvurun gerçekleştirilmesini sağlayan anları gerçekleştirir. Hem tek bir an’ın hem de bütün bir tarihin kendisidir. Yürüyüş, kopuk ve rastgele bir nokta olarak ele alınacak bir şey değildir. Öznenin ve öncünün olduğu şeyden ziyade, oluş halidir. Düşüncelerinde, eylemlerinde ve kelimelerinde bir bütünen bir reddiyedir. Galeano’nun dediği gibi, ‘Biz yaptığımız şeyiz, özellikle olduğumuz şeyi değiştirmek için yaptığımız şeyiz. Bizim kimliğimiz eylemde ve mücadelede yatıyor. Bu yüzden de ne olduğumuzun açıklanması, olabileceğimiz şeyi nelerin engellediğinin ifşasını içeriyor. Kendimizi meydan okumada ve zorluklara karşı çıkışımızda tanımlıyoruz.’ 

Ceza görmeksizin, gözlerini dikemezsin tanrılara. Yürüyüş bizi gerçekliğe taşıyacak olandır.

                                                                                                    Bedreddin RASİH

Facebook

CEVAP VER

Please enter your comment!
Adınızı buraya yazınız